Müstakim bir Müslümanlık İçin Beş Nebevi İşaret

Müstakim bir Müslümanlık İçin Beş Nebevi İşaret

Allah Teâlâ insanoğlunu üstün vasıflarda yarattı, ona akıl ve idrak vererek diğer canlılardan farklı kıldı. Kendi koyduğu ölçülere riayet etmesi halinde, yaratılmışların en şereflisi olma unvanı verdi. Nefsine ve şeytana uyması neticesinde çıkarıldığı cenneti, imtihan için gönderildiği dünya hayatında yeniden kazanma hakkı verdi. Bir imtihan mekânı olan dünyada sayısız nimetlere kavuştu, lakin ömrüne de belli bir sınır ve ecel belirlendi. İnsana verilen sayısız nimetler ve sınırlı hayat ile Allah’ın rızasına ve cennete gidecek yolları araması, bulması ve bu yolda istikamet üzere kalması istendi.

İnsan her ne kadar üstün vasıflarda yaratılmışsa da her nereye giderse gitsin, hedefine varmak için bir takım işaretlerden faydalanması gerekmektedir.  İnsan hayatı boyunca, kendi iradesi doğrultusunda iyiye, doğruya, güzele giden yollarında, kötüye, yanlışa, çirkine giden yollarında iz ve işaretleri takip eder. Bir Müslüman olarak bize verilen ömür nimetini, Allah Teâlâ’nın rızası doğrultusunda harcayıp, Rabbimizin bizden istediği menzile ulaşmak için yürüdüğümüz yoldaki işaretleri iyi seçmek ve dikkat etmek durumundayız. Bizlere hitap eden her ayet gözümüzden daha kıymetlidir. O ayetlerin hayata tatbik edilmiş şekli olan hadis ve sünnetten yürüdüğümüz yola yardımcı işaretleri bulmak ve bunlar aracılığı ile menzile ermek durumundayız.

İşte böyle bir yolculukta, işimize yarayacak işaretler ararken, kaynaklarımızda şu güzel ifadeye denk geldik ve bu ifadenin devamında bizlere hediye edilen bu işaretleri yolculuklarında işaret arayanlarla paylaşmayı arzu ettik.

“Ulemamız diyor ki:

Biz hiç hadis bilmesek, Resûlullah (sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz’in sünnetinden haberdar olmasak, İslam’ın naslarına, kaidelerine dair bir şey bilmesek, bu beş rivayet bizi Allah Teâlâ’yı razı edecek bir Müslüman kıvamına ulaştırır.”

Birinci İşaret:

“Yapılan işler niyetlere göre değerlenir. Herkes yaptığı işin karşılığını niyetine göre alır. Kimin niyeti Allah’a ve Resul’üne varmak, onlara hicret etmekse, eline geçecek sevap da Allah’a ve Resul’üne hicret sevabıdır. Kim de elde edeceği bir dünyalığa veya evleneceği bir kadına kavuşmak için yola çıkmışsa, onun hicreti de hicret ettiği şeye göre değerlenir.”

 (Buhari, İman 41, Nikâh 5; Müslim, İmaret 155; Ebû Dâvûd, Talâk 11; Tirmizî, Fezâilü’l- cihâd 16; Nesâî, Tahâret 60; Talâk 24, Eymân 19; İbni Mâce,Zühd 26)

 İnsan herhangi bir iş yapacağı, bir amel işleyeceği zaman onu gönlünden ve aklından geçirir, plan ve program yapar, ne yapacağı, nasıl yapacağı, kimin için ve kiminle yapacağı hususlarını hesap eder. İşte bu hesap, kitap ve planlama işine ıstılahta niyet denilmektedir. Bu niyet ve planlar ya kişinin inancı doğrultusunda Allah rızası için yapılır veya dünyalık bir iş ve menfaat için yapılır. İstikametimiz için başvuracağımız ilk işaret olan bu hadis-i şerif için  Ahmed İbni Hanbel, Ebû Dâvûd, Tirmizî, Dârekutnî gibi büyük hadis âlimleri, bu hadisle, İslâmiyet’in üçte birini anlamanın mümkün olduğunu söylemişlerdir. İmam Şafii hazretleri de bu hadisin yetmiş ayrı konuyla ilgisi bulunduğunu, bu sebeple de onu din ilminin yarısı saymak gerektiğini belirtmiştir.

İkinci İşaret:

“Helâl olan şeyler belli, haram olan şeyler bellidir. Bu ikisinin arasında, halkın birçoğunun helâl mi, haram mı olduğunu bilmediği şüpheli konular vardır. Şüpheli konulardan sakınanlar, dinini ve ırzını korumuş olur. Şüpheli konulardan sakınmayanlar ise gitgide harama dalar. Tıpkı sürüsünü başkasına ait bir arazinin etrafında otlatan çoban gibi ki, onun bu araziye girme tehlikesi vardır. Dikkat edin! Her padişahın girilmesi yasak bir bölgesi vardır. Unutmayın ki, Allah’ın yasak bölgesi de haram kıldığı şeylerdir. Şunu iyi bilin ki, insan vücudunda küçücük bir et parçası vardır. Eğer bu et parçası iyi olursa, bütün vücut iyi olur. Eğer o bozulursa, bütün vücut bozulur. İşte bu et parçası kalbdir.”

(Buhârî, Îmân 39, Büyû’ 2; Müslim, Müsâkat 107, 108. Ebû Dâvûd, Büyû’ 3; Tirmizî, Büyû’ 1; Nesâî, Büyû’ 2, Kudât 11; İbni Mâce, Fiten 14)

Dini hükümlerde helaller ve haramlar diye kat’i sınırlarla belirlenmiş alanlar vardır. Ancak bazı hususlarda bu kat’i sınırlar koyulmayarak bir imtihan vesilesi kılınmıştır. İnsanoğlu nefsinin kendisine oynadığı oyunların bir neticesi olarak, hep sınırları zorlamak ve kendisine verilen hakkın biraz daha fazlasını almak ister. Yasaklanan bu sınırlarda dolaşmanın neticesi olarak insanın kontrol mekanizmasını elinde tutan kalp, yasak sınırlarda dolaşa dolaşa hastalanır, bozulur ve neticede bütün bir bedenin bozulmasına ve günahlara haramlara girmesine sebep olur. İkinci işaret olarak aldığımız bu Hadis-i şerifin Âlimlerimiz İslam’ın bütün hükümlerini içinde barındırdığı söylemişlerdir.

Üçüncü İşaret:

“Kendisini (doğrudan) ilgilendirmeyen şeyi terk etmesi, kişinin iyi Müslüman oluşundandır.”

(Tirmizî, Zühd 11. İbni Mâce, Fiten 12)

Allah Teâlâ’nın rızasını ve cenneti kazanmak için dünyaya gelen insanın ömrünün belli bir sınırı vardır. Kâinatta hiçbir şey lüzumsuz ve boşuna yaratılmamıştır. Ancak yaratılan her şeyle meşgul olmak sınırlı bir ömürle mümkün değildir. Müslüman kendisini istikamete sevk edecek işaretleri ararken, önüne gelen her şey ile meşgul olmayı değil, kendine bu yolculukta yarayacak şeyleri bir önem sıralamasına göre seçmek durumundadır. Üçüncü işaret olarak verilen bu hadis-i şerif ile önümüze gelen her leyi değil işimize yarayanları almamız öğütleniyor.

Dördüncü İşaret:

“Zarar vermek de yoktur, zarara zararla karşılık vermek de yoktur.”

(İbn Mace, Ahkâm, 17)

Bugün yaşadığımız içtimai hayatı gözümüzün önüne getirince, bu muhteşem ölçünün ne kadar yerinde olduğunu görmemiz mümkündür. Zira insanlar etki tepki denklemi doğrultusunda kendisine yapılan en ufak bir müdahalede bile muhatabına ağır bedellerle karşılık vermeyi seçiyor. Hâlbuki Müslümanın affedici ve merhametli olması gerekir.

Beşinci İşaret:

“Din kardeşin zalim de mazlum da olsa ona yardım et.”

Bir adam:

– Ya Resûlullah! Kardeşim mazlumsa ona yardım edeyim. Ama zalimse nasıl yardım edeyim, söyler misiniz? Dedi. Peygamberimiz:

“Onu zulümden alıkoyar, zulmüne engel olursun. Şüphesiz ki bu ona yardım etmektir” buyurdu.

(Buhârî, Mezâlim 4; İkrâh 6.Tirmizî, Fiten 68)

Cemiyet olarak bazı kavramların içini tam manası ile dolduramıyoruz. Yardım denilince akla sadece maddiyatın gelmesi çok kötü bir netice. İnsan sadece maddi şeylere ihtiyaç duymaz, bazen şefkat ve merhamet gibi şeylere de ihtiyaç duyar. Bazen emri bil marufa da ihtiyaç duyar, bazen gönül dünyası kara bulutlarla kaplı olur da o dünyaya ulaşacak küçük bir tebessüm ve uzanacak el ile karanlıklardan kurtulma ümidi olur.

İnsan beşikten mezara kadar uzanan bir yolun yolcusu. Bu yolculuk esnasında sağında solunda cereyan eden sayısız olaya şahit olur. Karşılaştığı her olaydan müspet veya menfi manada gönül dünyasına akisler gelir. Bu olaylardan en az zararla kurtulabilmesi için bir demet sunduk, evvela bu işaretlerden kendimizin faydalanması ve istifade etmesi, daha sonra bu yazıyı okuyanların istifade etmesini Rabbil âleminden niyaz ediyoruz.

Rabbim istikametimizi ve istikbalimizi İslam üzere kılsın ve bizi kendi rızasına ulaşanlardan eylesin.

Paylaş, Haberdar Et:


Raif Koçak

Yazarın şu ana kadar yazılmış 39 makalesi bulunuyor.

Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ