Yücelen’e Ait Abdülbâsıt Abdüssamed’in Ses Analizi Üzerine Bir Analiz

Yücelen’e Ait Abdülbâsıt Abdüssamed’in Ses Analizi Üzerine Bir Analiz

Usta müzisyen Emre Yücelen beyefendi, geçtiğimiz aylarda merhûm hâfız Abdülbâsıt Muhammed ABDÜSSAMED’in Tekvir Sûresi tilâvetine dair bir ses analizi gerçekleştirmişti. Merhûm üstâdımız için ‘gördüğüm en başarılı ve en renkli ses’ diyen Emre Yücelen, tilâvet esnasındaki bazı geçişlere ise anlam veremediğini belirtmişti. Canlı yayında gerçekleşen bu analizin yorum bölümünde bazı takipçiler Yücelen’i uyardıysa da, konunun teknik ayrıntılarını bilmediğinden yalnızca müzikal anlamda bir analiz gerçekleştirebileceğini ifade etmişti. Onun aslında analizi gerçekleştirdiği videonun kaydını: ‘büyüleyen ses’ başlığıyla takdîm etmiş olması, birçok noktayı açıkça ortaya koymuş oluyor.[1]

Usta Kur’ân okuyucularının müzisyenler tarafından değerlendirilmesi yönünde bir beklentinin içerisindeydik. Son derece olumlu bir sonuçla karşılaşacağımız konusunda herhangi bir şüphemiz de yoktu. Bu sebeple, Yücelen’in analizi bizim için, Kur’ân tilâveti ve kıraat açısından da değerlendirilmek suretiyle tamamlanmayı sonuna kadar hak ettiğine inandığımız bir analiz oldu. Bu vesileyle, onun musiki açısından gerçekleştirdiği analize dair teknik bir analize de ihtiyaç olduğunu düşündük.

Kur’ân-ı Kerîm’in teknik yönleri ve musikiye bakan ciheti müzisyenlerin ilgisine sunulsa, ciddî şekilde etkilenebileceklerini düşünüyoruz. Nitekim Kur’ân-ı Kerîm’in tecvîd üzere indirildiğini ve kendisine has bir okuyuş şekliyle inzâl buyrulduğunu ifade ettiğimiz müzisyenlerin işin bu yönünü gerçekten de ilgiyle karşıladıklarına bizzat şahit olduk. Konuyla ilgili olarak merhûm Muhammed Hamidullah hocanın başından geçen bir anısını da bu noktada iyi bir örnek olduğunu söyleyebiliriz.[2]

Emre Yücelen’in Analizine Dair Bir Analiz

Emre Yücelen beye her şeyden evvel Kur’ân tilâvetleri ve Ezân-ı Muhammediye okunuşlarına olan ilgisi sebebiyle teşekkür etmemiz gerekiyor. Youtube kanalında pek çok tilâvet ve ezân okunuşuna dair analizlerine rastlayabilmek mümkün. Değerlendirmeleriyle bizleri aydınlatıyor.

Usta müzisyenin merhûm üstâdımız Abdülbâsıt Abdüssamed’in Tekvîr Sûresi tilâvet analizine hayretle başladığını görüyoruz. İstiâze yani ‘Eûzu’nün başlangıcıyla birlikte, ses tonunun kalitesini ve girişteki başarısını özellikle vurguluyor; ilk kez böyle bir şeyle karşılaştığını belirtiyor. Giriş notası olarak ‘do’ sesini tercih ettiğini belirttikten sonra, merhûm üstâdın ‘besmele’ye başlamasıyla birlikte ‘fa’ sesine yükselmesi üzerine tam oktava çıktığını vurgulayarak hayretini ifade ediyor. İki ton arasındaki farkın muazzam olduğunu söylerken aynı zamanda buna pek anlam veremediği de gözleri ve mimiklerinden okunuyor. Tilâvetin girişinde mest olduğumuz ‘istiâze’, muhtemelen bir başka kayda ait olan ve sonradan Tekvîr Sûresi tilâvetine montajlanmış bir kesit. Buna mukabil, kaydın aslı ‘istiâze’ ile başlamış olsaydı da, ton açısından herhangi bir değişiklik söz konusu olmayacaktı. Kur’ân tilâvetinin hususiyetleriyle alakalı olan bu ton farkının sebepleri üzerinde durmaya çalışalım.

Temsîlî Okuyuş

Temsîlî okuyuş, okunan âyet-i kerîmelerin mânâsını ve vurgularını, okunmakta olan maktanın (âyetlerden oluşan kesitler) mânâsını sesle ifade etmek/belirtmek anlamına gelmektedir. Bu; ses vurgusu, Raf-i Savt (sesi yükseltme) ve Hafd-i Savt (sesi düşürme) uygulamalarıyla gerçekleştirilmektedir. Kur’ân-ı Kerîm okurken bazı bölümlerin hüzünlü bir şekilde okunması da temsîlî okuyuşu ifade sadedinde en çok öne çıkan hususlardandır.

Raf-i Savt ve Hafd-i Savtın birtakım sebepleri vardır. Tilâvetin hemen başındaki istiâze ve besmele üzerinden değerlendirecek olursak; istiâze gibi, insanın âcizliğini, sığınma ihtiyacını ve muhtaçlığını ifade eden cümleler yalvarırcasına, düşük tondan (hafd-i savt üzere) okunur. Buna mukabil Allah Te‘âlâ’nın âzametini ve sıfatlarını vurgulayan ‘besmele’ gibi bölümler ise, sesi yükseltmek suretiyle yüksek tondan (raf-i savt üzere) okunur. Yücelen’in tilâvet boyunca müzikal açıdan anlamlandıramadığı ton farklılıklarının asıl sebebi de ‘istiaze’ ve ‘besmele’ örnekliğinde zikrettiğimize benzer durumlardır.

Analizin 01.22.dk.’da[3] girişi yeniden dinleyen Yücelen, gırtlak kullanımının mükemmel olduğunu ve bunun Arap coğrafyasına, o coğrafyaların dokusuna uygun şekillenmiş gırtlak biçimine uygun olduğunu, çarpmaların böyle bir hususiyetinin bulunduğunu belirtiyor.[4] Yücelen’in ifadesiyle makamlar arası geçişlerdeki çarpmalar, ciddî bir farkın göstergesi. Bu fark esasında günümüzde tartışma gündemine çokça taşınmakta olan fakat aciz kanaatimize göre hatalı bir şekilde taşınan ‘Arap Tavrı-Türk Tavrı’ farkını da esasında bihakkın ayrıştırmış oluyor. Bu konuya ileride kısaca temas etmeye çalışacağız.

Analiz için esas alınan kayıt doğrultusunda Sûre-i Celîlenin âyet-i kerîmeleri Abdülbâsıt Abdüssamed tarafından okunmaya devam ediliyor. Bu sırada Yücelen, tiz okuyuştaki ustalık ve farklılığa dikkat çekiyor.

1 Güneş dürüldüğü zaman,[5]
2 Yıldızlar düştüğü/bulanıp karardığı/zaman,

3 Dağlar iyice yürütüldüğü zaman,
4  (Arapların en kıymetli malı olan) on aylık yüklü develer başıboş bırakıldığı zaman,
5 Yabanî hayvanlar toplanıldığı zaman,
6 Denizler kızdırıldığı zaman/denizler doldurulduğu zaman,
7 Ruhlar eşleştirildiği zaman/nefisler birleştirildiği, çiftleştirildiği zaman,
8 Diri diri gömülen kız çocuklarına sorulduğu zaman ki,
9 “O, hangi günah sebebiyle öldürüldü?”

Arada Yücelen’in yorumlarıyla kesilerek ve bazen geriden alınıp tekrarlanmak suretiyle sürüp giden bu maktanın, Allah Te‘âlâ’nın âzameti bağlamında kıyameti sahneleyen bir anlatım ihtiva etmesi hasebiyle yüksek tonda yani raf-i savt üzere okunuşu devam ediyor; tâ ki yine bir sığınma ve endişe ihtivâ eden: “O sayfalar açıldığı ve dağıtıldığı zaman,” âyet-i kerimesine gelinceye kadar. Yücelen’in bu makta içerisindeki ﴾وَإِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ﴿ âyet-i kerimesindeki tenora da özellikle dikkat çektiği fark ediliyor.

4.30.dk.’da merhûm üstâdımız bu âyet-i kerimeye hafd-i savt üzere düşük tondan girince Yücelen, hayrete düşüyor ve az evvel tizden okuyan kişiyle bu kişinin aynı olamayacağını ifade ediyor; fakat aynı kişi olduğuna yönelik ısrarlı yorumlar karşısında bu düşüncesinden vazgeçiyor.

Sadece Müzikal Açıdan Değerlendirebilirim

Yücelen’i bizim nezdimizde değerli kılan tavırlarının başında alanı dışına taşmama konusunda özenli davranması ve saygısını sonuna kadar muhafaza etmesi geliyor. Emre Yücelen kendisine canlı yayında yöneltilen “nasıl Kur’ân okuyor?” şeklindeki suallere: “nasıl Kur’ân okuyoru ben bilemem“ ifadeleriyle karşılık veriyor. Usta müzisyen müzikal değerlendirmeleri çerçevesinde tonu muhafaza etmenin musiki açısından mühim olduğunu belirtiyor. Onun, merhûm üstadımızın tonu muhafaza edemeyişini müzikal anlamda bir sorun olarak gördüğünü ifade ederken sergilediği tavır, bugün müzisyenlerde pek göremeyeceğimiz mütevazı bir tavır olarak da dikkat çekiyor. Yücelen’in ‘ton tutamama’ olarak ifade ettiği konunun ‘Raf‘i Savt-Hafd-i Savt’ ile ilgili olduğunu daha evvel vurgulamıştık. Esasında 5.48.dk.’daki ifadelerinde bu ton farkının Kur’ân Okuyuş üslubuna bağlı teknik bir ayrıntının ürünü olabileceğine dair düşüncesini de duruşuyla bir bakıma izhar etmiş oluyor.

6.dk.’da Tiz ve bas tonlarındaki farkın, aynı kişide görülemeyecek kadar büyük bir fark olduğunu beyan eden usta müzisyen, Abdülbâsıt Abdüssamed’in okuduğu makamların Rast, Saba ve Hicaz gibi bilindik makamlar olmasına karşın geçişlerinin tamamen Arap tavrı olduğu, bizim kulağımızın aşina olduğu tavırdan tamamen farklı olduğu tespitini aktarıyor.

“O sayfalar açıldığı ve dağıtıldığı zaman” hitabını içeren, 10. âyet-i kerîmenin okunuşu esnasındaki ses tonu: ‘tam oktav altına geliş’ şeklinde ifade ediliyor usta müzisyen tarafından.

6.18.dk.’a gelindiğinde Yücelen’i hayran bırakan bir başka ses olayına şahid oluyoruz: “Cennet de yaklaştırıldığı zaman” hitabıyla gelen 13. âyet-i kerîmeyi okurken merhûm üstâdın ‘cennet’ ifadesinde tecvîd ilminin bir gereği olan idğâm-ı misleyn meal ğunne’de yaptığı ğunneli nâme, önemli bir ses olayı olarak dikkat çekiyor. Bu bölümdeki okumada özellikle Saba ve Rast makamları arasındaki geçkiler Yücelen’in, söz konusu coğrafya ve o bölgenin yaygın makam anlayışı ve gırtlak yapısına tekrar vurgu yapmasına sebep oluyor.

11 gök sıyrıldığı zaman,
12 O kızgın ateş şiddetlice tutuşturulduğu zaman,
13 Cennet de yaklaştırıldığı zaman,
14 (İşte o zaman) her bir nefis hazırlamış olduğu şeyi bilmiştir!

6.37.dk.’ya gelindiğinde Raf-i Savt sebeplerinden olan ‘kasem’ (yemin) sebebiyle ses tekrar yükselip ton inceliyor ve Yücelen buradaki tonlamaya da özellikle dikkat kesiliyor:

15 Artık and olsun geri dönen yıldızlara.
16 O akıp gidenlere; (güneşin ışığı altında) yuvasına girip gizlenenlere;
17 Kasem olsun; (karanlığıyla) yöneldiği zaman /arka dönüp gittiği zaman/ geceye;
18 Ve açılmaya başladığı zaman gündüze.
19-20 Muhakkak o (Kur’ân) elbette (Cebrâîl gibi,) Arş’ın sahibi (Allâh) katında pek şerefli ve büyük kuvvet sahibi ve yüce mertebesi olan bir elçinin (tebliğ ettiği) sözüdür;

Aynı maktadan olan bu bölümlerin kıraati aynı tonda devam ettikten sonra 7.40.dk.’da Allah Te‘âlâ’nın âzametine vurgu yapılan: “Arş’ın sahibi katında büyük kuvvet sahibi ve yüce mertebesi olan…” hitâbını içeren, 20. âyet-i kerîmeyle birlikte hafd-i savt ile ses tonu düşüp kalınlaşıyor. Burada Yücelen: “do/do diyezlere çarpıyor” ifadeleriyle ses kullanımındaki ustalığı bir kez daha vurgulamadan geçemiyor.

8.dk.’da “Arş’ın sahibi katında büyük kuvvet sahibi ve yüce mertebesi olan…” âyet-i kerîmesiyle merhûm üstâd anlatıma başladığında ‘temsîlî okuyuş’un lüzûmu olarak orta tona geçip bunu muhafaza ederken Yücelen de bu tutuşun son derece başarılı olduğunu belirtiyor. Diyaframa dikkat çekip midenin kendisini ustalıkla sabitlediğini de ifadelerine ekliyor. Yücelen’e göre okuyucunun sesi adeta ‘taş’ gibi bir ses! Sûre-i Celîlenin âyet-i kerîmeleri devam ediyor:

20 (Bir elçi ki) çetin bir kudrete mâliktir. Arşın sahibi (olan Allah) nezdinde çok itibarlıdır.
21 Orada (; bütün göklerde) itaat edilen ve (tebliğ ettiği vahye karşı) çok güvenilen!
22 (Yine vasfı geçen gezegenlere yemin olsun ki;) sizin arkadaşınız (olan Muhammed (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)) asla bir deli değildir!

9.24.dk. ‘Andolsun’ ifadesiyle yemin kısmına gelindiğinde ses biraz tizleşerek orta tonlardan yükseliyor. Yücelen’e göre, merhûm üstadımızın orta tonları da ciddî oranda hacimli. Merhûm üstâdımız bu bölümde raf-i savt yapıyor ve âyet-i kerîmeler, Yücelen’in esas aldığı kayıt doğrultusunda devam ediyor; sûrenin sonuna ulaşmadan da çalışma sona eriyor. Devam eden âyet-i kerîmelerin meâl-i şerîflerini biz iktibas etmiş olalım:

23 Andolsun ki; elbette o (Muhammed) onu(; Cibrîl’i) apaçık bir ufukta gerçekten görmüştür.
24 Bir de o, (vahiyden vesâir konulardan tebliğ ettiği) gayb(lar)a karşı asla cimri biri değildir!

Yücelen, kaydı burada ileri alıyor ve 10.07.dk.da ton farkından sonra midenin kendini sabitlediğini ifade ederek bu kullanımı örnek olarak tekrar hatırlatıyor ve Rast-Saba geçişlerine hayran kaldığını, bu kaydın analiz için gönderilmesinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek analizi sonlandırıyor.

Biz kalan kısmın meâlini teberrük ve emâneti ulaştırma kabilinden iktibas etmiş olalım:

25 O (Kur’ân) da asla kovulmuş bir şeytanın sözü değildir!
26 Artık (peygamber ve Kur’ân hakkında doğru inancı bırakıp yanlış yollara saparak) nereye gidiyorsunuz?
27 Hâlbuki o (Kur’ân) ancak (Allâh-u Te`âlâ tarafından gönderilen) büyük bir öğüttür tüm âlemler için;
28 İçinizden (hakkı arayıp, doğrudan ayrılmayarak) istikamette bulunmak isteyenler için!
29 (Bununla beraber o doğruluğu) âlemlerin Rabbi olan Allah dilemeyince siz dileyemezsiniz.

Kıraat Vecihleri Sebebiyle Tekrarlar

Konu edinmiş olduğumuz Tekvîr Sûre-i Celîlesinin tilâvetine ait Abdülbâsıt Abdüssamed’in birden çok kaydı mevcut. Diğer kayıtlar incelendiğinde başta Âsım kıraati olmak üzere, dört, beş hatta altı farklı kıraati de icra ettiğini görebilmek mümkün. O kayıtlarda üstâdın önce Âsım kıraati ve aynı şekilde okuyan imamların kıraatini icra edip sonradan diğer kıraatleri icra ettiği anlaşılıyor.[6] Yücelen’in analizi gerçekleştirirken esas almış olduğu bu kayıtta, o kısım montaj esnasında kesilmiş de olabilir. Yücelen’in esas aldığı kayıt üzerinden işin kıraat veçhesini değerlendirdiğimizde ortaya nasıl bir netice çıktığına bakmaya çalışalım.

Merhûm üstadımızın tilâvet esnasında Sûre-i Celîle’nin ﴾وَلَقَدْ رَآهُ بِالْأُفُقِ الْمُبِين﴿ ve ﴾وَمَا هُوَ عَلَى الْغَيْبِ بِضَنِينٍ﴿ âyet-i kerîmelerini dört kez üst üste tekrar ettiği fark ediliyor. Kur’ân tilâveti esnasında tekrarın birkaç sebebi olabilir. Bu sebeplerden biri de farklı bir kıraat veçhinin ya da birden fazla kıraat veçhinin tatbikidir.

1- Nitekim merhûm üstâd ilk okuyuşunu ‘ر’ harfini imâle yaparak ve hemzeyi uzunca çekerek, zamiri kasr ile ve bir sonraki âyet-i kerîmede yer alan ‘بِضَنِينٍ’ ifadesini ‘ظ’ harfiyle okuyor. Bu okuyuş, İmam Nâfi(Rahimehullâh)ın kıraatinin Verş (Rahimehullâh) rivâyetine göredir.

2- Abdülbâsıt Abdüssamed ikinci okuyuşunda kıraate konu ettiğimiz ilk âyet-i kerîmeyi bildiğimiz şekilde okuduktan sonra ﴾ٍوَمَا هُوَ عَلَى الْغَيْبِ بِضَنِين﴿ âyet-i kerimesindeki ‘غَيْب’ ifadesinde sekte yapıp ifadenin sonunu ‘ظ’ harfiyle yani ‘بِظَنِين’ şeklinde okuyor. Bu okuyuş İmam Ebû Amr (Rahimehullâh)ın kıraatinin Sûşî (Rahimehullâh) rivâyetidir.

3- Merhûm üstâdımız, üçüncü okuyuşunu ‘رَآهُ’ ifadesindeki ‘ه’ zamirini kasr ile değil de, med ile okuyor ve sonraki ayetin sonunu da ‘ظ’ harfiyle ‘بِظَنِين’ şeklinde okuyor ki, bu okuyuş da İmam İbnü Kesîr (Rahimehullâh)ın kıraatine göredir ve bu konuda imamın râvîleri olan Bezzî ve Kumbül (Rahimehumallâh)ın rivâyetleri arasında bir fark yoktur.

4- Merhûm üstâdımız dördüncü tekrarını, Kur’ân âşıklarının duygularını kabartan İmam Hamza (Rahimehullâh)ın kıraatiyle icra ediyor. Girişte ‘ر’ harfi imâle ile okuduktan sonra ‘بِالْأُفُقِ’ ifadesinde sekte yapıyor. Bu icrada İmam Hamza (Rahimehullâh)ın râvîleri Hallâf ve Hallâd (Rahimehullâh)ın rivâyetleri arasında herhangi bir fark yoktur.

Merhûm üstadımızın bu tekrarları arasında icra etmediği kıraat vecihlerinden biri de ‘رَآهُ’ ifadesindeki hemzeyi kesralı yani ‘‘رَاِهُ’’ şeklinde okunmasıdır ki, bu okuyuş da Ebû Amr (Rahimehullâh)ın Dûrî (Rahimehullâh) rivâyetine göredir.

Kıraat Farklılığının Manaya Tesiri

Kıraat farklılıkları, farklılığın türü ve boyutuna göre bazen mânâya taalluk edebilmektedir. Bu durum zaman zaman mezheblerin de fıkhî ihtilâflarının sebeplerinden birini teşkil etiği gibi, bazen de müfessirlerin bazı âyet-i kerîmelerin mânâsı noktasında birbirleriyle ihtilâf etmelerine de sebep olur. Nitekim mevzu bahis ettiğimiz Sûre-i Celîle’de yer alan kıraat tatbikatlarından birinde de böyle bir durum söz konusudur.

﴾ٍوَمَا هُوَ عَلَى الْغَيْبِ بِضَنِين﴿ âyet-i kerimesinin ‘ض’ harfiyle ‘بِضَنِينٍ’ şeklinde okunmasıyla ‘ظ’ harfiyle ‘بِظَنِين’ şeklinde okunmasının mânâya ciddî şekilde bir tesiri vardır. Bu konuya mutemed tefsirlerin hemen tamamında temas edilmiştir. ‘ض’ harfiyle okunması durumunda mânâ: “O, Allah’ın kendisine vahyettiği şeyler hususunda cimri değildi, (hiçbir şeyi gizlemedi)” anlamına gelirken; ‘ظ’ harfiyle okunması durumunda ise: “Muhammed Kur’ân konusunda da müttehem değildir. Aksine o, Allah adına söylediği her sözde güvenilir bir zattır” şeklinde anlaşılmaktadır.[7]

İlerleyen Bölümde Bir Başka Kıraat Tatbikatı

﴾لِمَن شَاء مِنكُمْ أَن يَسْتَقِيمَ﴿ âyet-i kerîmesine gelindiğinde merhûm üstâdımızın kıraat farklılığını tatbik sebebiyle tekrara başvurduğu görülüyor. İlk vecih, başta Âsım kıraati olmak üzere, İbnü Kesîr kıraati dışında kalan kıraatlere göre okunurken, ikinci vecih ise ‘كُمْ’ zamirinin idğâm ile okunması yani İbnü Kesîr kıraati üzere okunuyor. Bu kıraat ayrıca İmam Ebû Ca‘fer’in kıraatinin, İbnü Verdân rivâyetinde de yer almaktadır.

Diğer Bazı Tekrar Sebepleri

Kur’ân tilâveti esnasında okuyucuların zaman zaman bazı âyet-i kerîmeleri ya da birden fazla âyet-i kerîmelerden oluşan maktaları birden çok kez tekrar ettiklerine şahit oluruz. Bunun birkaç sebebi olduğunu ve bu sebeplerden birinin farklı kıraat vecihlerinin icrası olduğunu belirtmiştik. Bunun dışında; hatalı okuma, okuyuş esnasında nefesin yetmemesi ya da başka sebeplere bağlı olarak vakıf ve ibtidâ açısından birtakım eksikliklerin fark edilmesi gibi sebepler de zikredilebilir. Ayrıca tekrar edilen âyet-i kerîme, konu bütünlüğü açısından öncesiyle bağlantılı olduğu gibi, sonrasıyla da bağlantılı olabilir ve gerek ses tonu ve makam yönünden farklı farklı şekillerde hem öncesiyle hem de sonrasıyla beraber okumaya müsait olduğundan her iki makta kapsamında da tekrar edilebilir. Bir de mânânın vurgulanması açısından okuyucular zaman zaman bazı âyet-i kerîmeleri tekrarlama gibi bir yola gidebilirler.

Ayrıca tekrar sebebi olarak hep böyle teknik sebepler söz konusu olmayabilir. Mesela bir sonraki âyet-i kerîmeyi hatırlayamama ya da hatalı bir hatırlama, doğru hatırlayıp hatırlamadığı konusunda okuyucunun şüpheye düşmesi de tekrara başvurmasına sebep olabilmektedir.

Namazda kıraat, mekrûh olan okuyuşlar, zelletü’l-kârî gibi konular fıkha müteallik ise de, kıraat ilminin namaz dışında kendine has bir ahkâmı ve kaideleri vardır. Dolayısıyla namazda bilhassa Hanefîler tarafından -vakıf-ibtidâ ya da hatalı okuyuş ve hatırlayamama gibi sebepler dışında- mekrûh görülen âyet-i kerîme tekrarı, namaz dışında mekrûh değildir; bir kısmını zikrettiğimiz sebepler, bunun yapılabilmesi ve yapıldığında da meşrû kabul edilmesi için kâfidir.

Körü Körüne Taklid Kur’ân Tilâvetinde Dahi Yavan

Taklidin körü körüne yapılanı, her zaman ve her yerde itici! Bu, Kur’ân tilâvetinde dahi teknik ayrıntıların buharlaşmasına sebep oluyor. Merhûm üstadımızın kıraat vecihlerinin tatbiki sebebiyle tekrarları, ‘Tekvir Sûresi’ tilâvetini taklid eden okuyucularda görülemiyor. Hatta tekrar edenler yine farklı kıraat veçhiyle değil de, ilk okudukları biçimin aynıyla okuyorlar ya da farklı bir kıraat veçhini icra etmeye çalışırken hataya düşüyorlar. Mesela başını ‘Sûşî’ rivâyetine göre okurken sonunu da ‘ظ’ harfi ile ‘بِظَنِين’ şeklinde getirmeleri gerekirken ‘ض’ harfiyle ‘بِضَنِينٍ’okumak gibi, tuhaf hatalara düşebiliyorlar. Bu durum hiç şüphesiz, tahkike inmeksizin körü körüne taklidle yetinme gibi, sığ bir anlayıştan kaynaklanıyor.

Arap Tavrı-Türk Tavrı İkilemi

Bir Türk tavrı bir Arap tavrı tartışmasıdır gidiyor. Yakın zamanda gerçekleşen TRT’de yayınlanmış olan ‘Kur’ân Okuma Yarışması’nda Osman Eğin hoca efendinin gündeme getirmesiyle beraber bu tartışma daha geniş bir kitlenin gündemine geldi. Bunun bir tartışma hâline gelmiş olması esasında, problemin kendisi! Zira iki farklı coğrafyada yaşamakta olan iki milletin Kur’ân okuyuşundan bahsediliyor. Bu okuyuşlarda bir farklılık olması gayet tabiidir. İbn Haldûn (Rahimehullâh) coğrafya, iklim, topografya vb. özelliklerin insanların vücut yapısına ve dolayısıyla damak, gırtlak, ağız ve dudak yapısına olan tesirlerini uzun uzadıya açıklamış hatta konuyu kıraat farklılıklarına tesiri açısından da inceleyerek enfes bir şekilde ortaya koymuştur.[8] Bu sebeple konu; dudak, ağız, boğaz ve gırtlak yapısı üzerinden konuşulmalıdır. Bu farklılıklar mahrece taalluk eden türden farklılıklar değildir. Dolayısıyla tartışmanın ‘ض’ harfinin ve ‘ince harfler’ olarak tanımlanan harflerin dammeli okunurken ‘ü’ sesi ile okunma gibi örneklerden hareketle sürdürülmesi son derece yanlıştır. Türklerin bahsettiğimiz yapısı, bu harflerde problem doğuracak bir yapıda değildir. Belki farklı coğrafyalar ya da tipik Karadeniz ve Ege ağızlarında bu sorunlarla karşılaşılabilir ki, bu da o bölgelere has bir sorun olmuş olur.

Buna göre; Türk-Arap tavrı ikilemi gayet doğal ve makam geçkileriyle ilgili bir ayrılık olarak değerlendirilip tabii görülmelidir. Bu konuda Sayın Emre Yücelen de: “Abdülbâsıt Abdüssamed’in geçkileri bizim geçkilerimize benzemiyor. Bizdeki geçkiler,  Osmanlı’nın getirdiği veya neo-klasik yani yeni dönem Türk müziği, Münir Nureddin, Saadettin Kaynak gibi makam üstadlarının makam tavrına benzemektedir’’ diyerek bir açıklamada bulunuyor.

Velhasılıkelâm söz konusu farklılık yalnızca makam geçkilerinde ve makamlara ait komalarda görülmeli, harflerin mahrecine taalluk edecek bir noktaya asla taşınmamalıdır.

Yücelen’in Uyarı ve Tavsiyeleri

Bu ufak analizde Yücelen’in bazı tavsiyelerini atlamak istemedik. Çok değerli olan bu tavsiyeler öncelikle okuyucuları taklide yönelirken kişinin kendi sesine uygun bir ton seçerek bu ton üzerinden icrayı tercih etmesi üzerinde yoğunlaşıyor. 3.dk.’da: “herkes kendi sesine uygun tonunu seçecek; asla aşık atmaya çalışmayacak” diyerek bunun kulağa küpe yapılası bir uyarı olduğunu bildiriyor. Tona sadık kalma konusuna da özellikle vurgu yapan Yücelen’in bu tavsiyelerine paralel detaylı malumat için Fatih Koca hoca efendinin ‘Kalıp Ezan Çalışması’ başlıklı makalesine de başvurulabilir.[9]

Allah Te‘âlâ bizleri Kur’ân’dan ayırmasın. Âmîn.


Dipnotlar

[1] Emre Yücelen’in, üstâd Abdülbâsıt Abdüssamed’in et-Tekvîr Sûresi okuyuşuna dair analizi için tıklayınız…
[2] Dönemin önde gelen Fransız müzisyenlerinden biri, Kur’ân-ı Azîmüşşân’ın fonetik yapısından etkilenerek Müslüman olur. Aradan bir süre geçtikten sonra âyet-i kerîmelerden birinin fonetiğe uymadığını, bunun kendisini şüpheye düşürdüğünü söyleyerek merhûm Muhammed Hamîdullâh hocaya başvurur. Muhammed Hamîdullâh hoca ona ilgili âyet-i kerîmelerin vakıf ve ibtidâ kaidesine göre, uygun olmayan bir yerde durularak okunduğunu belirterek kurala uygun şeklini ifade eder. Kurala uygun şekli, müzisyenin, olması gerektiğini düşündüğü şekildir. Bu bilgiyle beraber müzisyenin şüphesi öylece izale olur. Muhammed Hamîdullâh hocanın bu anısını okumak için bkz. Prof. Dr. Muhammed Hamîdullâh, Kur’an-ı Kerim Tarihi, Beyan Yayınları, İstanbul, 2000, s.102-103.

[3] ‘dk.’da’: ‘Dakikada’ anlamını içeren bir kısaltma.
[4] Makalenin ilerleyen bölümünde: “Arap Tavrı-Türk Tavrı İkilemi” başlığı altında bu konuya temas ettik.
[5] Meâl-i Şerîf’te Mahmud Ustaosmanoğlu Efendi Hazretlerine ait ‘Kur’ân-ı Mecîd ve Tefsirli Meâl-i Âlîsi’ adlı tefsirli meâl esas alınmıştır. Bazı meâller verilirken ise, Hasan Basri Çantay meâline başvurulmuştur.
[6] Kıraatlerin tamamını yaptığı okuyuş: https://www.youtube.com/watch?v=CBAo92Ife3g
Geçerli zaman url’si (ilgili dakikaya direkt gitmek için): https://youtu.be/CBAo92Ife3g?t=2804
[7] Fahrüddîn er-Râzî, Tefsîrü’l-Kebîr Mefâtihü’l-Ğayb, Akçağ Yayınları, c.XXII, s.536.

[8] İbn Haldûn, el-Mukaddime, Trc. Zakir Kadirî Ugan, İstanbul, 1997, MEB Yayınları, c.I, s.79-81.
[9] Fatih Koca, “Ezanı Güzel Okumayı Öğrenme Hususunda Bir Çalışma (Kalıp Ezan Çalışması)”, Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, s. 56:2, s.133-148. Çevrim içi erişim için bkz. http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/37/2049/21280.pdf (e.t. 4 Temmuz 2017)

Paylaş, Haberdar Et:


Yücel Karakoç

Yazarın şu ana kadar yazılmış 37 makalesi bulunuyor.

Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ