Süfyan, Muaviye, Yezid ve Vahşi İsimleri Neden Kullanılmıyor?

Süfyan, Muaviye, Yezid ve Vahşi İsimleri Neden Kullanılmıyor?

*Ömer Nasuhi Bilmen


 Soru:

Sofular!.. Eğer Süfyan oğlu Muaviye’nin hakikî dostları iseniz, o halde neden hiç biriniz çocuklarınıza Muaviye, Süfyan, Yezid adı koymuyorsunuz ve size Süfyan, Muaviye, Yezid, Vahşî diyenlere neden hiddet ediyorsunuz? (1)

Cevap:

Hazreti Muaviye’nin Ashabdan olduğunu bilen her Müslüman, onun dostu olmayı bir şeref bilir, bu cihetle onu müdafaa eden zatlar, sofu olmakla iftihar ederler.

Sofu olmak, bir diyanet şiarıdır, bir saffet-i kalb eseridir. Fakat bu mübarek vasf, bir tahkir ve tezyif maksadile istimal edildiği takdirde insan şüphesiz ruhunda bir isyan duyar, kendisine böyle hitab edilmesini istemez, böyle bir hitabda bulunan kimse, içtimaî edebe kardeşlik şiârına aykırı harekette bulunmuş olduğu için bu hürmetsizliği kendisine red olunur.

Demek ki kusur, ta’birde, isminde değil, onu istimal edenin niyetinde.

İşte Süfyan, Muaviye vesaire tâbirleri de böyledir. Bunlar birer isimdir. Bu isimlerde bir çok tarihî muhterem zatlar vardır. Bahusus Süfyan isminde halâ aramızda yaşayan din kardeşlerimiz var.

Ashabı Kiram’dan, sair evliyadan, ulemadan Süfyan adında nice zatlar olduğu malûmdur. Yalnız “Üsdülgabe fimarifeti sahabe” de Yedi aded Ebu Süfyan, yirmi aded de Süfyan isminde sahabe mukayeddir. Resul-i Ekrem’in (Sallallahu aleyhi vesellem) amicazâdesi Süfyan ibni Haris de bu cümledendir. Süfyan-ı Sevrî de malûmdur.

Muaviye adında da kırk kadar Sahabe-i Kiram, on dokuz kadar da muhaddis vardır. Yezid ismini taşıyan birçok zatların varlığı da teracim-i ahval kitaplarına bakılınca görülür. Hattâ Üstülgabe’de sahabey-i kiramdan Yezid isminde doksan dokuz zatın terceme-i hali mevcuttur.

Vahşi ise sahabeden bir zatın ismidir. Bu zat, şeref-i islâma nâil olmadan evvel Hazreti Hamza’yı şehid etmişti. Bilâhare nadim olmuş, kalbinde iman nurları parlamaya başlamıştır. Fakat evvelce yapmış olduğu cür’etten dolayı imanın kabule şayan olup olamayacağında tereddüde düşmüş, bu ciheti Resul-i Ekrem (Sallallahu aleyhi vesellem) Efendimize sordurmuş ve nihayet:

اِنَّ اللهَ لَا يَغفِرُ اَنْ يُشْرَكَ بِهِ وَ يَغْفِرُ مَادُونَ ذَلِكَ لِمَنْ يَشَاءُ

ve

يَا عِبَادِيَالَّذِينَ اَسْرَفُوا عَلَى اَنْفُسِهِمْ لَا تَقْنَطُوا مِنْ رَحْمَةِاللهِ

Âyetleri nazil olmuş, Vahşî de kendisinin mazhar-i mağfiret olacağına kani’ olarak islamiyeti kabul etmiş, sonra da din-i islamın en büyük hasmı olan “Müseylemetül Kezzab”ı katlederek islamiyete büyük bir hizmette bulunmuştur. (2) Artık hasbelbeşeriye başka günahları da olsa Allah Tealânın mağfiretine uğrayacağı kuvvetle me’muldür. Radıyallahü anh.

Artık bu zatların isimlerini bugün kimsenin evlâdına vermemesi, bunların haddizatında fena isim olmalarından ve o zatlara husumetlerinden dolayı değildir. Büyüklerine mu’tekid olduğumuz daha nice zatlar vardır ki biz, onların da isimlerini asla kullanmamaktayız.

Binaenaleyh bu cihet, ilmî, dinî, bir mes’ele hakkında bir delil teşkil edemez.

Ashab-ı kiram arasında mertebeleri daha yüksek zatlar vardır ki, onların isimleri tercih edilerek Müslümanlar tarafından teberrüken alınmaktadır. Artık diğer isimlerin alınmaması, onların sahiblerine karşı bir nefret hissedilmekte olduğuna delâlet etmez. Yalnız “Yezid” ismi bilâhare fena tanınmıştır. Yezid’in devr-i hükûmetinde Hazreti Hüseyn’in hazîn şehadeti, kalblerde Yezid’e karşı haklı olarak bir infi’al uyandırmış ve bu şehadetin Yezid zamanında vukuu, onun için bir şeamet alâmeti bulunmuş olduğundan bu isimden bir nefret duyulur olmuştur. Yoksa esasen isimlerden nefret etmek, bilhassa bir kısım muhterem sahabe-i kiramın isimlerine kalblerindeki husumetlerinden dolayı hakarette bulunmak, Peygamber-i Zişan’ın yolunu takib eden Müslümanların değil, dalâlet ehlinin şiârıdır. Nitekim bunların aralarında Hazret-i Ebubekir, Hazreti Ömer gibi zevat-ı âliyenin bile isimlerinden nefret duyanlar vardır.

Velhasıl: Herhangi bir isim, tahkir makamında bir kimseye isnad edilirse bundan bittabi insan müteessir olur. İşte Ebu Süfyan, Muaviye, Vahşî gibi isimlerde bir kimseye tahkir için isnad edilirse elbette o kimsenin hiddete hakkı olur. Nitekim yukarıda işaret ettiğimiz veçhile herhangi bir güzel isim olursa olsun onun kendisine bir tahkir, bir alay maksadıyla isnad edilmesini insan istemez, bundan incinir.

Yukarıda kendilerine “sofîler” diye hitab edilen zatlar ise, Yezid’i müdafaa değil, ashabı kiramdan olan Hazreti Muaviye ile emsalini müdafaa etmekte, onları nihayet birer müctehid-i muhtî tanımakta olduklarından ve bu gibi zevata dil uzatmanın bugün hiçbir fâidesi olamayacağını halisane ihtar ettiklerinden artık haklarından böyle bir sual teveccüh edemez.


Dipnotlar

(1) Hazret-i Muaviye, Süfyan’ın değil, Ebu Süfyan Hazretlerinin oğludur.
(2) İmâm-ı Azam’ın müsnedi.

Kaynak: Ashâb-ı Kirâm Hakkında Müslümanların Nezih İtikadları, Ömer Nasuhi Bilmen, Hisar Yayınevi, Sahife: 204-207.

Molla Hüsrev‘e Teşekkürler..

Paylaş, Haberdar Et:


Editör

Yazarın şu ana kadar yazılmış 131 makalesi bulunuyor.

Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ