Kütüphanedeki Kütüphane: İsmail Saib Sencer

Kütüphanedeki Kütüphane: İsmail Saib Sencer

***

“Gazzâli kadar mütekellim, Râzi kadar müfessir, İbn Sinâ kadar hekim, Şeyh-i Ekber kadar alim, Mevlânâ kadar aşık bir şahsiyettir”[1]

***

“Kütüphanelerdeki kütüphane”

***

“Sûfiler arasında âlim, âlimler arasında sûfi idi.”[2]

***

“Onun ilmini ispat etmek için deliller, şahitler ibrazına ihtiyaç yoktur. Memlekette ilme mensup ne kadar âdem varsa, hepsi şehadette bulunmayı şeref addeder.”[3]

***

İsmail Saib SencerYukarıdaki satırlar Osmanlıdan Cumhuriyete geçiş döneminde bir hafız-ı kütüb, Bayezid Kütüphanesinin ruhu, İsmail Saib Sencer Efendiyi tanımlamak adına sarfedilmiş methiyelerden sadece birkaçı. Ne yazık ki, onu tanımak ve tanıtmak adına gayretler o kadar az kalmış ki, dünyanın tanıdığı bildiği, vefatında “ilmin başı sağ olsun” diyerek reis-i cumhura telgraf çekilen bu zat-ı muhteremden habersiz kalmışız.

Bu yazı onu tanıdıktan sonra, tanıtmak adına kayıtsız kalamayacak oluşumuzun bir nişanesi olarak kaleme alındı. Şüphesiz onun hakkında söyleyecek ve anlatacak daha çok şey var. Ancak biz, bir biyografi yazısının hacminin müsaade ettiği kadarıyla iktifa etmek durumundayız.

Bayezid Kütüphanesi

İsmail Saib Sencer Hoca’nın nereli olduğun dair farklı fikirler beyan edilmişse de hususen talebelerinin hatıratlarında kayıtlı bilgiye göre Erzurumlu olduğu gerçeğe daha yakın görünmektedir. Babası Erzurumlu Hacı Kurbanzade Binbaşı Mehmed Şevki Bey, annesi Ayşe Hatun’dur. 1872 yılında doğmuştur.

Birçok memuriyet ve dersiamlık vazifesi ile Süleymaniye Medreselerinde kelam müderrisliği yapan, huzur derslerine katılan İsmail Saib Sencer, Darulfününda da uzun yıllar Arap Dili ve Edebiyatı dersleri vermiş, şapka kanunu çıktığında kendisinden sarığını çıkarmasını istedikleri için, “Ben sarığımla geldim, sarığımla giderim” diyerek görevinden istifa etmiştir. İstifasının ardından onun kürsüsünü uzun yıllar yanından hiç ayrılmayan talebesi, Alman müşteşrik, daha sonra Müslüman olarak adını Osman Reşer olarak değiştirecek olan Oscar Rescher dolduracaktır. İsmail Saib Efendi artık, her gün vaktinin çoğunu geçirdiği kütüphaneye kapanacaktır. Bayezid Kütüphanesi[4] onun, 40 yıl emek verdiği yuvasıdır.

Ezberden Tamamlanan Kitap

İsmail Saib Efendi hafızası çok kuvvetli idi. Allah’ın ona bahşettiği bu nimetin şükrünü eda edercesine herkese yardımcı olmak için elinden geleni yapardı. Yardıma ihtiyacı olan kimseyi geri çevirmemiştir. Devrinde ilim ve irfanda önde gelen hemen bütün münevverler çalışmalarında onun bu uçsuz bucaksız kitap bilgisinden istifade etmişlerdir.

Osman Reşer’in anlattığı şu hatıra İsmail Saib Sencer hocanın hafıza kuvvetine dair şaşırtıcı bir misaldir:

“Elime bir gün bir kitap geçti. Baktım ki hem başı hem sonu eksik. Konusunu da iyi anlayamadım. Hocam İsmail Saib Efendiye götürdüm. “Bu kitap nedir, hattatı kimdir?” diye sordum. Şöyle bir göz attıktan sonra “Yaz” dedi. Baştaki ve sondaki eksik sayfaları tamamlattı. Yazarını ve konusunu izah etti. Ben kitabı yanımda saklamaya başladım. Bir gün Süleymaniye Kütüphanesinde kitapları tasnif ederken[5] bana başını ve sonunu tamamlattığı kitabın aynısı çıktı Büyük bir heyecana kapıldım. Kütüphanedeki yazmaların dışarı çıkarılmasına izin verilmediği için ertesi gün bendeki nüshayı alarak Kütüphaneye geldim. İki kitabı karşılaştırınca bir noktası ve virgülünün dahi eksik olmadığını, birbirine tıpatıp uyduğunu, hayret ve dehşetle şahit oldum.”

İ. Hakkı Uzunçarşılı’nın anlattığına göre faraza herhangi biri ona bir meseleden bilgi almak için sual tevcih ettiğinde gözünü okuduğu kitabın satırlarından ayırmadan  “…Sağdan üçüncü raftaki 455 numaralı kitabın ikinci cildini al, 135’inci sayfadaki üçüncü paragrafa bak” deyiverir. Yetmedi mi, aynı konuyu anlatan 20 kitap daha sıralarmış…

Önce Ezbere Okur, Sonra Gösterirdi

İsmail Hami Danişmend ondan gördüğü yardımları şöyle anlatır:

“….eski Arap menbalarını tetkik ederken merhumun bana her aradığımı kolayca bulduran irşatlarından hemen hergün istifade ederdim. İsmail Efendi’nin insana bir nevi korku hissettiren kudretini işte o zaman anladım. Birçok kereler bana, “filan muhaddisin, filan eserinin, filan cildinin, filan sahifesinde şöyle bir hadis olsa gerek” dedikten hemen sonra o ibareyi ezberden okur ve ondan sonra ihtiyaten bir kere de kitabı açıp söylediği cildin söylediği sahifesinde ezberden okuduğu ibareyi şehadet parmağıyla göstererek önüme kordu.”

Mahir İz de kaleme aldığı Yılların İzi isimli eserinden ondan gördüğü yardımları anlatır.

Hocaefendi'nin Süheyl Ünver tarafından çizilen resmi..

Hocaefendi’nin Süheyl Ünver tarafından çizilen resmi..

Tıp Tahsilinde Vukufiyeti

İsmail Saib Sencer, bütün ilimlerden iyi derecede bilgi sahibi olmak isteyen, bir diğer deyişle, ilimleri birbirinden ayırmadan, onları küllî bir nazarla öğrenmek gayretinde olan biridir.  Sırf bu sebeple onun Tıp ilmine merak saldığı bir dönemde, Darulfününda derslere girmesi, ardından sınavlarda da başarılı olması kendisine “gel diplomanı verelim” teklifinin yapılmasına sebep olmuştur. Ancak hocaefendi bu teklifi “Diplomayı ne yapacağım. Hekimlik yapacak değilimya!, Ben merakımdan okudum.” diyerek reddedecektir.

Mahir İz’in anlattığına göre gördüğü eğitimdeki vukufiyeti öylesin derindir ki, Amerikalı bir ilim adamı optik teorisine çalışırken İstanbul’a gelmiş. İsmail Efendiyi kendisine tavsiye etmişler. İsmail Efendi çalışmalarını incelemiş. “Maalesef bazı yerleri anlayamamışsınız, bunlar şöyle olacaktı” diyerek doğruları göstermiş, bilim adamı bunun üzerine kendisinden iki yıl boyunca klasik optik ve geometri tahsil etmiş. [6]

Benzer bir hatıra da Şerafettin Yaltkaya tarafından anlatılmaktadır. Amerikada yapılan bir araştırma esnasında Prof. Dr. S. Polyak isimli araştırmacı, bir mektup yazarak bazı optik meselelere dair alışılagelmiş iktibaslar gönderir. Şerafettin Yaltkaya cevabî mektup için İsmail Saib Efendiden çok yardım alır. İslam aleminin kadim hikmet kitabı İbn Heysem’in Kitabu’l Menazir isimli eserinin en eski nüshalarını bulur, gerekli pasajları Amerika’ya gönderir. Polyak bir teşekkür mektubu yazarak şunu söyler:

İsmail Saib Efendi’nin yardımları hiç şüphe yoktur ki bana hiç muvaffak olmayacağım doğru bilgiyi vermiştir. Böylesine tam tetkik için sarf edilen hizmetlerinizden dolayı teşekkür ederim.”

Paris Kütüphanesinde Meşhur Allame

Onun Dünyaya yayılan namına dair İbrahim Hakkı Konyalı’nın Paris’te onu şaşkına uğratan bir hatırası da şöyledir:

“Bir tarihte Avrupada bulunduğum bir sırada elime bir vefk (metin) geçmiş ve halledilmesi için dünyanın en meşhur kütüphanelerinden Paris Milli Kütüphanesi’ne müracaat etmiştim. Onların hafız-ı kütüplerinden her biri birer allamedir. Vefke baktılar ve bana “Bunu dünyada halledebilecek tek âlim İstanbul’da bulunan Bayezid Kütüphanesi Müdürü İsmail Saib Efendi’dir” dediler. Fransa’nın bir ilim ocağı olan kurumda bir Türk Allamesinin ismini işitince gözlerim doldu. Muhatabım sordu:

– – Ne var, ne oluyorsunuz?

— Hiç dedim. Ben Türkümde…

Matematik Bilgisi

İsmail Saib Efendinin mahir olduğu alanlardan birisi de matematiktir. Fransa’nın meşhur Sarbonne Üniversitesinde matematik tahsili görmüş olan Salih Zeki Bey (kendisi Halide Edip Adıvar’ın ilk eşidir) bir vesileyle İsmail Saib Sencer ile kütüphanede tanışır. Matematik üzerine konuşmaya başlarlar. Zeki bey o konuşmadan sonra “Ben bu kadar yıl Avrupa’da matematik tahsili gördüm; ama matematiği şu molladan öğrendim.” diyecek kadar hayran kalmıştır.

20180526_103648

İsmai Saib Sencer Efendi’nin el yazısı.

İbn Sina’nın el yazısı

Prof. Dr. Süheyl Ünver, İbn Sina üzerine yaptıkları bir çalışma için İsmail Saib Efendiden aldıkları yardımı anlatırken İbn Sina’nın el yazmasını bulma görevinin kendisinde olduğunu söyler. Paris’te bulunan bir elyazması örneği İbn Sina’ya ait diye Mehmed Kazvini tarafından neşredilmiş. İsmail Saib Efendi görmek istemiş, göstermişler. “Bu İbn Sina kaleminden çıkma değil. Zira onun yaşadığı 5. Asırda talik yazısı yoktu. Talik bundan birkaç asır sonraki bir yazıdır. Kazvini hata etmiştir.” demiş. Damat İbrahim Paşa Kütüphanesinde İbn Sina’nın bir ketebesi bulduk diye getirilince gülmüş “Fatih’i kandırmak için tahrif etmiş ve pahalı satmak için sahtekarlık yapmışlar” diyerek onun da İbn Sina’ya ait olmadığını söylemiş. Bir başka yazı için de “değildir, hata etmişler” diyerek reddetmiş. Böylece, hataların tekerrürünün önüne geçmiş.

İsmail Saib Efendinin kitaplara dair vukufiyetinin ne derece olduğunu anlamak adına İsmail Hakkı Uzunçarşılı’nın onu Katip Çelebi ile kıyası da önemli bir misaldir: Uzunçarşılı’ya göre, Katip Çelebi  kitabiyat, terceme-i hâl, tarih ve edebiyata vukufiyet hususunda İsmail Saib Efendi’nin yanında talebe kalır.  Zaten  İsmail Saib Efendi, Katip Çelebi’nin Keşfi’z-Zünûn isimli eserini tashih eder, zeyl yazar (ilavelerde bulunur). Keşfi’z-Zünûn ki, içinde 14.500 kitap ve müellifleri hakkında ayrıntılı bilgi bulunan bir bibliyografya çalışmasıdır.

Yardım Eli Sadece Avrupaya Uzanmadı

Bu örnekler onun dünyaya yayılan katkılarını anlatmak için çok küçük kalır. Gerçekten ne zaman İstanbul’a bir müsteşrik gelecek olsa, mutlaka İsmail Saib Efendiye uğrar ondan çalışmalarını kolaylaştırıcı yardım alırmış. Abdulbaki Gölpınarlı’nın “Dünyada hiçbir müsteşrik yoktu ki, onu duymasın ve ona müracaat etmesin” dediği İsmail Efendi’nin kıymetini sadece Batı değil, bütün dünya bilirdi.

Hindistandan gelen, çözülemeyen bir vakfiye için İsmail Sabi Efendiyi tavsiye etmişler, onlar da onun yanına gelmişlerdi.  İsmail Saib Efendi o esnada abdest alıyormuş. Abdeste devam ederken gözünün ucuyla vakfiyeye bakmış, kimsenin altından kalkamadığı metni oracıkta çözüvermiş.

Ya ülkemizdeki münevverler… Kimler ondan istifade etmedi ki?  Fuad Köprülü, Abdulbaki Gölpınarlı, Kilisli Rıfat Bilge, Raif Yelkenci, Yahya Kemal Beyatlı, Mehmet Akif Ersoy, Süheyl Ünver, Mükrimin Halil Yinanç, A. Mecdi Tolun, Bursalı Mehmet Tahir, Eşref Edip, Hasan Basri Çantay.. ve daha nicesi..

Hiç Kitap Yazmadı

Onun vefatından sonra ilim adamları tarafından eksikliği derinden hissedilmiş, eser yazmadığı için de kimileri ciddi hayıflanmıştır. Devrin münevverlerinden bir başka ayaklı kütüphane İbnulemin Mahmud Kemal İnal bu hususta şöyle der;

“Kırık yıl zengin kütüphanede oturduğu halde ilmi serveti nisbetinde mühim eserler vücuda getirmedi. Bu husustaki teessürümü bazen kendisine söylerdim. Mahzun bir tavırla “Efendim, benim gibi aciz biri eser telif edebilir mi” derdi.”

Şüphesiz bu onun engin tevazuunun bir neticesi idi. Bu hususta Süheyl Ünver’in şu ifadelerini araya sıkıştırmama müsaade ediniz lütfen:

“Kırk yılı geçen münasebetimiz esnasında, kendinin kemaline, başkalarının noksanına dair bir söz tefevvüh ettiğini işitmedim… Bir ferdi teçhil ve tahkir etmek aklından geçmezdi… Ona gıpta ederdim. Fakat hiçbir vakit de onu taklid edebileceğime kâni olmadım.”

O hiç kitap yazmadı ama belki yüzlerce kitap onun sayesinde vücut buldu. Araştırmacılar, çalışmalarına ilk onun yanında başladı. Başı sıkışanlar gelip ondan yardım istedi. Meseleler hemen halloldu. Kitap yazmadı ancak, Batıda ve Doğuda birçok eser sahibi onun şöhretine ulaşamadı. Oysa o, ilmî meselelerde yardımcı olduğu herkese sıkı sıkı bir tembihte bulunurdu: “Çalışmalarında benim adımı zikretme.”

Eline kalemi alıp hiç telif eser vücuda getirmedi. Ancak vefatından sonra ortaya çıktı ki, Bursalı Mehmet Tahir Bey’in kaleme aldığı meşhur Osmanlı Müellifleri isimli eserini o dikte ettirmiş. Bu, hocanın kitap yazmadığı eleştirilerine bir cevap olarak talebesi Osman Reşer tarafından sadece küçük bir misal vereyim diyerek yapılan ifşaattır.

Kedili Kütüphane

Hocaefendinin merhametli tarafından ilim erbabı dışındakiler de faydalanmıştır. O, kapısına gelen kimseyi geri çevirmez, mutlaka ihtiyacını giderecek yardımda bulunur, geceleri de kütüphanenin arka kapısını açarak sokakta kalmışların sığınacak damı olurdu. Yanında misafir varken bir ihtiyaç sahibine yardımda bulunmamaya gayret gösterecek kadar da hassasiyet sahibiydi.

Sadece insanlar da değil. Kedileri çok severdi. Kütüphanenin adı “Kedili Kütüphane” olmuş, her taraf kedilerle dolmuştu. Talebesi Osman Reşer, kütüphaneye girecek farelerle başa çıkmanın tek yolunun bu olduğunu söyler ancak, sadece bu amaç için beslendiğini söylemek hayli güçtür. İbnulemin M.Kemal’in anlattığına göre hocaefendiyi evine yemeğe davet ettiği zamanlar, sırf kedilerim o sırada ne yaparlar diye teklifleri hep reddetmiş. Hatta İsmail Saib Efendi daha sonraları İbnulemin’e itiraf ettiğine göre, Ramazan günü iftar için bir iki defa İbnulemin’in kapısına kadar gelmesine rağmen kedileri için duyduğu endişeden sebep geri döndüğü olmuş. Kedileri imkân oldukça ciğer ile beslermiş. Yakınlarının söylediğine göre kediler kimi zaman şımarıklıktan sütü dahi beğenmez olurmuş.

Vefatı

Hiç evlenmeyen, İsmail Saib Efendi, 22 Mart 1940’da gece saat 11 sularında vefat etti.  Vefatından önce hastalığı sebebiyle kardeşinin evine gitmişti.  İbnulemin Mahmud Kemal İnal’dan dinleyelim :

“… aşağı katta bir odada yatıyordu. Gözleri kapalıydı, zahmetle nefes alıyordu. Gözlerini açtığı zaman da kimseyi tanımadığını söylediler. Hafi bir sesle “es-selamu aleykum” dedim. Gözlerini açtı. Derhal beni tanıdı. Memnuniyet ve teşekkür emareleri gösterdi. “İnşaallah kesb-i afiyet edersiniz. Cenab-ı Haktan afiyet ve Habib-i Hak’tan niyaz-ı şefaat ediniz. Ben Rasul-i Ekrem’i görüyorum, siz de görürsünüz” diyerek karşı duvara baktım.  O da bakıp müsterhimane bir tavır ile “Allah Allah” dedi. Bana ağlama geldi. Kendisine göstermemek için odadan süratle çıktım. Birkaç saat sonra ruh-i pâki, merci-i asliye revan oldu. Benim gibi pek eski muhiplerini talan ve nâlan etti.”

ismail sabi mezarHasta yatağında dahi, kendisine ilmi meselelerde yardımda bulunmak için birilerini bekleyen 75 yaşında vefat eden İsmail Saib Efendi, cenaze namazı Bayezid Camiinde kılınarak, omuzlar üstünde, Merkez Efendi kabristanına götürüldü. Mezarı kıble duvarı tarafındadır.  Mezar taşında şöyle yazılıdır:

“Eski Dârülfünûn Edebiyyat-ı Arabiyye Müderrisi ve Bayezid Umûmi Kütüphanesi Müdürlüğünden emekli, Bayezid dersiâmlarından, Şarkiyyat mütehassısı Hoca İsmail Saib Sencer burada medfûndur. 1289-1940”

Vefatının ardından İsveç Başbakanı Per Albin Hansson Türkiye’ye bir telgraf çeker:

‘…İlim âleminin başı sağ olsun…’

————-

[1] Abdulbaki Gölpınarlı
[2]
Osman Reşer
[3] Ord. Prof. Süheyl Ünver
[4] Osmanlıda şahısların kurduğu kütüphanelerin sayısı pek çoktur. Bayezid Devlet Kütüphanesi ise devlet eliyle kurulan ilk kütüphanedir. 24 Haziran 1884 Esasında kütüphane kurulduğunda adı da Bayezid Kütüphanesi değil, “Kütüphane-i Umûmî-i Osmanî”dir. 1961 yılında Milli Eğitim Şurasında ismi değiştirilmiştir.
[5] Osman Reşer’e yazma eserlerin tasnifi projesi başlatıldığında görev verilmiştir.
[6] Mahir İz – Yılların İzi

Paylaş, Haberdar Et:


Salih Kartal

Yazarın şu ana kadar yazılmış 67 makalesi bulunuyor.

Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ