Müslümanca Bir hayat İçin – Ebubekir Sifil


Eser: Müslümanca Bir hayat İçin

Müellif: Ebubekir Sifil

Yayınevi : RıhleKitap


Kitap 52 makaleden oluşmaktadır.

  1. İslâmî İlimlerin Varlık Sebebi

Makale, İslami ilimler müktesebatımızın kaynaklarını, ulemayı ve eserleri zan altında bırakıcı söylemlerin cevaplandırıldığı bir muhtevaya sahiptir. Örneğin, Kur’an’ın zaten apaçık bir kitap olduğunu bizzat kendisi belirtirken tali kaynaklara ihtiyaç olmadığı şeklindeki söylem, makale içinde kısaca cevabını bulmaktadır.

Makalede, Kur’an-ı Kerîm’in gereği gibi anlaşılabilmesi için bir takım ilmî disiplinlerin zaman içinde oluştuğu belirtildikten sonra, bu ilimler, yani Tefsir, Fıkıh, Hadis, Kelam-Akaid, Tasavvuf ilimleri kısaca izaha girişilmiştir. Sonuç olarak bu ilimlerin her birinin, belli kanallarla Ashab-ı Kirâm ve Peygamber (s.a.v)’e ulaştığından hareketle Kur’an-ı Kerim’in anlaşılması adına önemlerine vurgu yapılmıştır. Ayrıca Kur’an’ın korunması da bu ilimler vesilesiyle mümkün olduğu işaretlenmiştir.

  1. İslâmî İlimlerde Yenilik Talepleri

Yaşam biçimi ve anlayışlar Asr-ı Saadet’e ne kadar benzetilirse o kadar İslam’ın ruhuna yakın olunacağı vurgusu ile başlayan makale, “Tecdid” ile “Yenilik” arasındaki farka değinmektedir. Makale, modern zamanlarda Tecdid denilince ‘selef’e yönelmek değilde, “moderniteye uygun hale gelmek” şeklindeki yanlış algının sebeplerine dair tespitler ihtiva etmektedir.

Bu anlayış günümüzde, Sünnet’in sadece o devre mahsus bir hususiyete sahip olduğunu söylemekten, Kur’an’ın beşer sözü olduğuna kadar çarpık söylemlerin oluşmasına sebep olmuş, neticede “Kitap’a uymak” değil, “kitabına uydurmak” uğruna sayısız faaliyete girişilmiştir. Makale bu çarpıklığı gözler önüne sermek adına kısa bir gayretin ürünüdür.

  1. İlim Mirasından Mahrum Kalmamak İçin

Makale İslami ilimler müktesebatının ne kadar devasa olduğunu belirttikten sonra, bu devasalıktan sebeptir ki günümüzde farklı fikirlere kaynaklık edebildiğini ifade ile başlamaktadır.

Müktesebatı oluşturan İslam âlimleri arasındaki ihtilafların onlardan herhangi birini tamamen yok saymayı gerektirmeyeceği tarihten örneklerle izaha girişilmiştir. “Hilaf” ile “ihtilaf”ın aynı olmadığı vurgulanan makale, her kulun muhakkak hata edebileceği gerçeğini hatırlattıktan sonra, bir takım hataları olan İslâm âlimlerine karşı doğru tavrın nasıl olması gerektiğini işaret etmektedir.

  1. Hıfz Etmek “Muhafaza Etmek”tir.

Hıfz etmenin ilmi mirasımızın muhafazasında oynadığı rolü kısaca açıklamak üzere kaleme alınmış olan makalede, Kur’an Hafızlığı, Hadis Hafızlığı ve İlim Hafızlığının kültür ve medeniyetimizdeki yeri anlatılmış, modern zamanların hıfzetmeye karşı olumsuz yaklaşımı ve çarpık bakışına küçük eleştiriler getirilmiştir.

  1. Bilgi Çağında İlim

Yaşadığımız bilgi çağında, “bilgi”ye ulaşmanın kolaylığına rağmen, bilgi edinmekten yani ilim sahibi olmaktan asıl maksadın bir türlü hâsıl olmayışı üzere kaleme alınan kısa makalede Süfyan-ı Sevrî’nin “İlmi kendinizle süsleyin, kendiniz ilimle süslenmeyin.” sözü izaha çalışılmıştır.

  1. Dosdoğru Yol

Müminlerin Fatiha Suresinde, devamlı surette okuduğu “Bizi Sırat-ı Müstakim’e ilet” ayetini, doğru yola, İslam’a girmenin ve o yolda sebat etmenin ehemmiyeti ve zorluğu üzerine kaleme alınmış makale, hayatı istikamet üzere yaşamayı, şeytanın tuzaklarını, hayat disiplini ve murakabeyi, Hud suresinin “emrolunduğun gibi dosdoğru ol” ayetinin ihtiva ettiği mana ile birlikte kısaca değerlendirmiştir.

  1. Ehl-i Sünnet’in Kur’an ve Sünnet Anlayışı

Makalede, tarihte mevcut mezheplerin her birisi aldığı haklı tepki ve reddiyeler vesilesiyle gerek o dönemde, gerekse günümüzde hak ettiği yer hakkıyla tespit edilip oturtulmuş olmasına rağmen, modern zamanlarda benzer söylem ve inançlara sahip olan nicelerine şu ya da bu sebepten, merhamet nazarıyla bakılıyor olmasındaki garipliğe işaret edilmiştir.  Bu çarpık durumun Kur’an ve Sünnet anlayışımızdan kaynaklandığına değinilerek Ehl-i Sünnet’in Kur’an’a, Hadislere, selef-i salihine bakışına dair izahlara yer verilmiştir.

  1. Ayetlerin İniş Sebebi ve Geçerliliği

Başlıktan da anlaşılacağı üzere makalede Ayetlerin nüzulüne vesile olan olaylarla, ayetlerin geçerliliğini sınırlandırıcı bir yaklaşımda bulunan Tarihselcilik konu edilmiştir.  Nüzul sebebi üzerinden sergilenen tarihselci yaklaşımın, Allah’ın ezeli ilmi ve Levh-i Mahfuz hakkındaki eksik malumattan kaynaklandığı varsayılarak bu iki hususa dair mufassal olmayan bir takım izahlarda bulunulmuş, ayetler ile doğru tavır beyan edilmiştir.

  1. Modern Müslümanın Din Telakkisi

‘Modernleşme’den kastın, ‘Batılı insan gibi düşünme’ olarak tanımlandığı makalede, modernleşmenin ortaya çıkışı ve İslam dünyasında modernleşmeye dair kısa tarihi malumattan sonra, geleneksel anlayışta mevcut olan takva, itaat, teslimiyet ve imtihan gibi kavramların yerini alan ve “Yeni Din Telakkisinin Sacayakları” olarak tespit edilen Akılclık, Kolaycılık ve Değişim ilkeleri açıklanmıştır.

  1. İslam’ı Anlama ve Yaşamada Doğrular, Yanlışlar, Bid’atlar

 

Makale, bid’atın ne olduğu, güzel bid’at ile çirkin bid’at ayrımının var olup olmadığı, var sayıldığı takdirde her birisine verilebilecek örneklerin neler olduğuna dair kısa bilgileri muhtevi bir çalışmadır.

  1. Çağımızın En Önemli Bid’atı

Makalede, modern İslam düşüncesi çağımızın en önemli bid’at mezhebi olarak değerlendirilmekte ve modern İslam düşüncesinin, “Kur’an bize yeter” ve “hadis-i şerifler bir ayıklanmaya tabi tutulmalıdır” şeklindeki görüşleri modern zamanların bid’atları olarak işlenmektedir.

  1. Çağdaş Bid’at Fırkalar

Bid’at fırkaların yalnızca tarihte var olmuş olmadığı belirtilen makalede, günümüzün bid’at oluşumları olarak zikredilen Modernizim, İslam Sosyalistleri ve İslam Liberalistleri hakkında çok kısa da olsa malumat verilmiştir.

  1. Selef ve Selefîlik

 

Son dönemlerde ortaya çıkan akımlardan biri olan Selefiliği kısaca tanıtmak için kaleme alınmış olan makalede Selef ve Selefî ayrımı kavramsal tanımları yapılarak açıklanmış daha sonra Selefîlerin bir takım görüşleri hakkında malumat verilmiştir.

Lügat anlamını esas alarak müteşabih ayet ve hadisleri yorumlamaları, bir takım yanlış uygulamalardan yola çıkarak tasavvufun özüne karşı düşmanlık beslemeleri, bir fıkıh terimi olarak taklide karşı çıkmaları, aynı şekilde kıyasın şer’i bir delil sayılamayacağını savunmaları bu görüşlerden bazılarıdır.

  1. Kutsal Kitaplar mı, İlahî Vahiy mi?

Kur’an-ı Kerim dışında diğer kitapların tahrif olunmuş olduğu gerçeği üzerine kaleme alınan makale, Tevrat ve İncil’in tahrifat sürecini kısaca özetledikten sonra, tahrifatın hangi şekillerde gerçekleştiği anlatmaktadır; Metne ilaveler yapılması, metinde eksiltmeler yapılması, kelime ve cümlelerin yer değiştirmesi, kelimelerin başkalarıyla değiştirilmesi ve anlam tahrifi.  Her bir tahrif türü ayet ve hadisler ışığında kısaca açıklanmıştır.

Eski/Yeni ahit ve Kitab-ı Mukaddes kavramlarının ne anlama geldiğine de değinilen makale, kendi elleriyle tahrif edilen ve yazılan kitaplarla Kur’an-ı Kerim’in bir olamayacağını ve Kitab-ı Mukaddes hususunda doğru tavrın ne olacağını beyan etmektedir.

  1. Kıyamet Alametleri: Mesih, Mehdi

Son yılların bir şekilde gündemde tutulan mesele olan Kıyamet Alametlerinin varlığı ve bu bağlamda Mesih ve Mehdi inancı üzerine mevcut şüphe ve itirazları kısaca cevaplandıran makalede şu soru işaretlerine cevaplar aranmıştır:  1. Kur’an-ı Kerimde kıyametin ansızın kopacağı haber verilirken kıyamet alametlerinin var olduğunu söylemek doğru mudur? 2. Mehdi ve Mesih inancı diğer inançlardan mı geçmiştir? 3. Mehdi ve Mesih Kur’an’da zikredilmemektedir. O halde bu inanç nasıl oluşmuştur? 4. Efendimiz (s.a.v)’in gaybı bilemeyeceği Kur’an’da bildirilmiş olmasına rağmen ilgili hadis-i şerifler nasıl değerlendirilmelidir?

Makalede bu problemlere cevap arandıktan sonra sonuç olarak Hz. İsa’nın nüzulü ve Mehdi’ye dair hadis-i şeriflerin mütevatir seviyesinde olduğuna dair muhaddislerin tespitleri aktarılmıştır.

  1. Aydın İlahiyatçıların Kur’an Anlayışı

Makale modern Kur’an anlayışının parametreleri üzerin kaleme alınmış ve ünlü oryantalist Montgomery Watt’ın 1985 yılında İmzir’de düzenlenen bir sempozyumda Müslüman ilim adamlarına, Kur’an-ı Kerim üzerinde edebi ve tarihi tenkid metotlarını uygulamalarını tavsiye etmiş olduğunu aktarmaktadır. Watt’ın bu tavsiyesi Sünnet’i temelde yok saymış ve Kur’an-ı Kerim’i yeniden anlamlandırmayı teklif etmiştir.

Modern Kur’an anlayışı da peygambersiz bir Kur’an istemektedir. Modern aklın bir diğer ürünü tarihselci okumaya da değinilen makale onu “Sosyal Darwinizm” olarak nitelemekte ve modern zamanlara uydurulmaya çalışılan bir din algısının oluştuğu tespitinde bulunmaktadır.

  1. Sünnet’siz Bir Din Düşünülebilir mi?

Makalede, Sünnet olmadan Kur’an’ın anlaşılamayacağı hususunu ele alınmıştır. Hz. Ali (r.a)’nin Haricilere gönderdiği Abdullah b. Abbas (r.a)’a  “onlarla tartışırken Kur’an ayetlerinden delil getirme” şeklindeki tavsiyesi ve Sünnet’in bu hususta daha belirleyici olacağını beyan etmesi makalede zikredilmiştir. Makalede ayrıca “Benden/bizden değildir” şeklinde ifadeleri barındıran hadis-i şerifler zikredilerek Sünnet-i Nebî’nin ehemmiyeti bizzat Sünnet’in sahibinin dilinden aktarılmış ve yorumlanmıştır.

  1. Kur’an’daki Sünnet

Sünnetin bağlayıcılığı hususunun tartışıldığı makalede, bir itiraz olarak, Kur’an’da hiçbir şeyin eksik olmadığı, onun apaçık olduğu, Efendimiz (s.a.v)’in Kur’an’dan başka hakem tanımadığı şeklindeki ayetlerle itiraz edenlere kısaca cevap verilmiş ve Kur’an’ın apaçık olmasının hangi anlama geldiği izah edilmiştir.

  1. Hayatımızdaki Sünnet

Sünnet-i Seniyye hayatımızdan bir parçasıdır ve devamlı diri tutulmalıdır. Her yüzyılda bir geleceği haber verilen müceddidin unutulan Sünnetleri ihya edecek kimse olduğu hususunda ulemanın beyanı da mesele açısından mühim bir tespittir. Dinin tecdidi Sünnet’in ihyasına bağlı oluşundan hareketle Sünnet’in hayatımızın merkezinde konumlandığı gerçeği açıkça ortadadır. Toplumsal ilişkilerimizde Sünnet’in yerine de değinen makale, Sünnet’in sadece şekil değil, aynı zamanda şahsiyet yetiştirdiğini de vurgulamaktadır.

  1. Sünnet mi Gelenek mi?

Modern insanın modern dönem öncesindeki akla zamana uygun olmadığını düşündüğü her şeyi gelenek olarak isimlendirdiği tespiti üzerinden kaleme alınan makalede, ıstılahî manada Sünnet yerine kasıtlı bir biçimde Gelenek kelimesini kullanan müsteşriklerin tavrına dair eleştiri mevcuttur.

  1. Sahabe Kuşağının Dindeki Yeri

Kur’an ve Sünnet’ten sonra ilk başvuru mercii olan Sahabe’nin İslami ilimler metodolojisi açısından ne kadar önemli olduğu ehlinin malumudur. Diğer yandan Sahabe’nin üstünlüğü ve önemine dair Kur’an ayetleri ve Hadis-i Şeriflerle ayan beyan ortada olan bir hakikat vardır. Makalede meselenin bu yönüne kısaca temas ettikten sonra, Hz. İsa (a.s) ve Hz. Musa (a.s)’nın böyle bir ashaba sahip olmayışının neticeleri üzerine ara başlıklar açılmış ve kutsal kitapların korunmasında Sahabe’nin rolüne değinilmiştir.

  1. Ehl-i Sünnet’in Ehl-i Beyt’e Bakışı

Makalede, Ehl-i Beyt ve benzer anlama sahip olan Âl-i Resul, Evlâd-ı Resul ve Itre kavramları açıklanmış, Alevi nisbesi ve Seyyid-Şerif kavramlarına da kısaca temas edilmiştir.  Ehl-i Beyt kavramını dayandıkları bir iki rivayeti hevalarına uygun şekilde tevile girişen Şia’nın tarih boyunca nasıl suistimal ettiğinin açıklandığı makale, Ehl-i Beyt’e karşı bizim sorumluluklarımızı ve Ehl-i Beyt’ten olanların sorumluluklarını da hatırlatmaktadır.

  1. Yarım Fakihlerin Dinden Ediş Tarzları

Yüzyıllardan beri problemlerin çözümü için izlenen yol, yani dirayetleri alimlerin edille-i şer’iyye sınırları içinde problemlerin halline girişmesi ve ümmetin yolunu açması modern zamanlarda değişti. Kur’an, Sünnet, İcma ve Kıyas’ın yerini, kolaycılık, akılcılık ve değişim aldı. Kavaid-i Fıkhiyye tanımını inceleyen makale, Kavaid’den istifade ile fetva verilmesinin yanlışlığını ulemanın beyanı ile kısaca izah ediyor.

  1. İctihad Kapısını Kim Kapatır, Kim Açar?

Müslümanca bir hayat yaşamak için gerekli olan Fıkıh sisteminde İctihad ve Müctehid’in varlığı ve gerekliliği ehlinin malumu. İctihad kapısının kapanmış olduğu söyleminin gerekçelerinin bulunduğu makale, ictihad, müctehid, taklid ve mukallid kavramlarını açıklamış, temelde müctehid ihtiyaç olmadığını yalnızca Kur’an ve Hadislerle İslam’ın doğru yaşanabileceğini savunanlara karşı cevaplar verilmiştir.

Makalede temas edilen önemli bir husus ise şudur: Ebu Zehra’nın deyimiyle hicri dördüncü asırda kapanan ictihad kapısının bugün açık olduğunu/olması gerektiğini söyleyenler, ilerlemek, gelişmek, İslam toplumlarını geliştirmek için bunun gerekli olduğunu savunmaktadır. Oysa ilk dönemde müctehidlerin ictihad ederken böyle bir gayeleri olmamıştır.

  1. Çağdaşlık ve Hakikat

Çağımıza uygun olmak ya da çağdışı olmak ne demektir?  Bir eylemin, bir tarzın, bir inancın zamansal bir ifade olan “çağ” ile ne alakası vardır? Gerçek şu ki, bu ifadeler kavramlaşmış ve merkeze batıyı alarak ona uygun olmayanı, modern dünyayı kuranlara mütabık düşmeyeni ötelemek için kullanılmıştır. O halde çağdaşlık/çağ dışılık dünya üzerindeki bir topluluğa göre belirleniyor demektir. Oysa Hz. Ali “Hakkı kişilere göre değerlendirme, Hakkı öğren ve kişileri ona göre değerlendir” demektedir.

  1. Kolaylaştırılmış Fıkıh Anlayışı

Modern zamanlar bizim Din’e uymamız gerektiği hakikatini es geçerek, Din’i hayatımıza göre ayarlamayı telkin ediyor durmadan. Birileri de bunun peşinde koşuyor, koşturuyor. Din tasavvurunu kolaylık ilkesi üzerine oluşturanların, “Allah sizin için kolaylık diler, zorluk dilemez” ayetine dayanarak hafifletilmiş hükümler ve seyreltilmiş mükellefiyetler oluşturmaktadır.  Makale bu yaklaşımların eleştirisi için kaleme alınmıştır.

  1. Yarım Fakih Dinden Eder

Makale, içinde bulunduğumuz zaman diliminin temel problemlerinden birini, yetkinliğe ve dirayete sahip olmaksızın, her meslekten kimsenin kendini din adına konuşmaya yetkili görmesinden doğan problemleri ele almaktadır.  Alim olmaklığın peygamber varisi olmak olduğu unutulmuş, fetva vermek sorumluluğu kaybolmuş, ahkam kesmek ile fetva vermek aynı telakki edilmiş, gerçekten bilen kimselerin arızalı maksatları çoğalmış, fetva soranların da sorarken taşımaları gereken sorumluluk bir kenara bırakılmıştır.  Makaleye göre arızanın kaynağında son madde, fetva soracak olanların hassasiyetlerini yitirmiş olmaları yatmaktadır.

  1. Modern Çağın Fetvacıları

Fetva soran kişiye sorduğu meselenin dinî hükümlerini bildirmek demek olan Fetva vermek ameliyesi, sonuç Din’e mal ediliyor olduğundan büyük bir sorumluluk almak demektir. Makale bu sorumluluğu hatırlatıcı tarzda Sahabe’nin, tabiunun, sonraki dönem imamların fetva vermekteki tutumunu ve hissettikleri sorumlulukları izaha girişmiştir. İbrahim b. Edhem (k.s)’in şu beyti makalenin anlatmak istediğini özetler mahiyettedir:

Dünyayı yamamak için parçalarız dini biz / Sonra ne din kalır elde, ne yama diktiğimiz.

  1. Salah ve Fesat

İslam alimleri tarafından “hidayet yoluna girmek, aklın ve dinin gösterdiği istikamette yürümek” olarak tanımladıkları salah ile, “bir şeyin itidal sınırlarını aşması, istikametten sapması” olarak tanımladıkları fesad kavramları üzerine kaleme alınmış makalede Islah söylemleriyle aslında ifsad edilen dinî hassasiyetler olduğu işaret edilmektedir. Makale tuğyan kavramını da açıklamakla beraber ifsadın küresel ölçekte devam ettirildiğinin de altını çizmektedir.

  1. Islah ve İfsad

Makalede kalbin ıslahının sahih iman, salih amel ve takvaya bağlı olduğu vurgulanmış, bu üç hasletten herhangi birindeki arıza kalbin derece derece ifsadına sebep olacağı anlatılmıştır. Makalede ayrıca toplumsal ıslah meselesi ele alınmış ve toplumu ıslah edecek olan kimselerin, kendi nefislerini her yönüyle ıslah etmiş olmak zorunlulukları olduğu belirtilmiştir.

  1. Islahat Projeleri ve Islah

İslam dünyasında Islahat hareketlerine, modern dönemlerde Cemaleddin Efgani, Muhammed Abduh gibi isimler öncülük etmiştir ve bu “Islahat” girişimleri Batı kaynaklıdır. Bu hareketlerin öngördüğü değişikliklere bakıldığında yapılmak istenenin bir ıslah çalışması değil reform olduğunu dikkat çekilen makalede, ıslahın Müslümanları sahih dini anlayışa döndürme ve bid’atların temizlenmesi demek olduğu vurgulanmıştır.

  1. Hududullaha Riayet

Makale Batılı insan modelinin özendirildiği küresel dünyada Müslümanların diğer insanlar gibi hayat sürmesinin mümkün olmadığı prensibi üzerine kaleme alınmıştır.  Ekonomik, sosyal, ticari ya da ahlaki meselelerin tamamında uyulması gereken kurallar, Hududullah vardır. Makale aynı geminin yolcularıyız diyerek, bizden öncekilerin düştüğü hataya toplumsal bir yönelişle düşülmemesi adına, herkesin ferdi gayret göstermesi gerektiğinin altını çizmektedir.

  1. Mahremiyet ve Tesettür

Modern zamanların en fazla tartışılan emirlerinden birisi olan tesettür, mahremiyeti esas alan bir emirdir. İffet ve temiz topluma ulaşmanın temel prensiplerinden birisinin mahremiyet olduğu vurgulanan makale, asr-ı saadette örtünme emrinin tartışmaya konu olmaksızın uygulandığının altını çizmektedir.

  1. Fıkıh Penceresinden Hürriyet

Hayatın her alanında sıkça duyduğumuz hürriyet kelimesi, günümüzde kullanıldığı anlamıyla 1789’da “başkalarına zarar vermeyen her şeyi yapmak” olarak tanımlanmışken, Fıkıh literatüründe daha dar bir kapsamda “köleliğin zıddı” anlamında kullanılmıştır. Makalede bu açıdan hürriyet, kölelik ve gayrimüslimlerin hürriyeti meseleleri kısaca irdelenmiştir.

  1. İslam ve Kölelik

İslam’da kölelik bahis mevzu olunca sergilenen iki tavır vardır: Özür dileyen tarihselci tavır ve görmezden gelen tavır. İkisi de problemlidir. Oysa kölelik müsessesinin banisi İslam değildir.  Dünyada binlerce yıldır mevcut olan bir sistemi İslam en aza indirmiştir.  Tamamen neden kaldırılmadığı sorusuna da cevabın arandığı makale köleliğin tarihini Fransa, İngiltere ve Amerika üzerinden izaha girişilmektedir. Kur’an ve Sünnete göre İslam Fıkhında kölelik meselesi incelenmektedir.

  1. Ehl-i Kitap ile İlişkilerimiz Nasıl Olmalı?

Efendimiz (s.a.v)’in Mekke’de müşriklerle ve daha sonra ehl-i kitap ile olan münasebetlerinden başlayarak Müslümanların ehl-i kitap ile olan ilişkilerinin tarihi seyri makalede ele alınmıştır. Makalede asıl dikkat çekilen yer şudur: tarihte Müslümanlar ehl-i kitap ile devamlı surette çatışma halinde olmamıştır. Mutedil ilişkilerde kurulmuş olmasına rağmen hiçbir zaman onların inançlarıyla İslam inançları arasında bir ortak zemin aranmamış, temayül söz konusu olmamıştır. Yahudi ve Hristiyanlar günümüzde hala Müslümanlara karşı düşmanlıklarını izhar etmekten geri durmuyorken Müslümanların alet edildiği “dinler arası diyalog” ve “semavî dinler” söylemlerinin makul tarafı yoktur.

  1. Emr-i Ma’ruf Nehy-i Münker ve Çoğulculuk

Allah bizi ümmet olarak tanımlıyor. Ümmet bizi biz yapan hususiyetleri paylaşmakla mümkün olmaktadır. Ümmet şuurunu bozucu etkilere karşı en büyük kalkan da şüphesiz birbirimize iyiliği emretmek ve kötülükten nehyetmek, uyarmaktır. Makale iyiliği emretmenin, kötülükten sakındırmanın önemini izaha girişmiş ve bunun kimler için vazife olduğuna dair açıklamalarda bulunmuştur.

  1. Sahabe ve Selefin Fitne Anlayışı

Makalede fitne kelimesinin Kur’an ve Hadis-i Şeriflerde hangi anlamda kullanıldığı kısaca değerlendirilmiş, ardından toplumsal ve ferdi planda imtihan olunacak şeyleri işaret ettiği belirtilerek örnekler zikredilmiştir. Günümüzde bu anlamlardan epey uzakta, düzgün ilerleyen gidişatı bozmaya niyetli herhangi bir girişimi anlatmak için kullanılmakta olduğuna işaret edilmiştir.

  1. Hastalık ve Bedensel Özürlülük/Engellilik

İnsanı dış görünüşüyle ya da mali hali ile sınıflandırmayan İslam dini, insanı yalnızca kalbi ve ameli durumu ile değerlendirir. İslami bakış açısında bedensel özürlüler sınıflandırma için kullanılmaz. İslam dini sıhhati önceler ve sıhhatin muhafazasını hadis-i şerifler vesilesiyle de telkin eder. Makalede bu tespitlerin tarihte birer delili mesabesinde bedensel özürlü ve “kusurlu” görünüşlü İslam âlimlerinden örnekler verilmiş, onların toplum dışına itilmediği ifade edilmiştir.

  1. Hürriyet ve Kölelik

Hür kişi tamah ettiği sürece köledir / Kanaat ettiğinde ise köle de olsa hürdür

Yukarıdaki beytin şerhi mahiyetinde bulunan kısa makale okuyucuyu gerçek hürriyet ve gerçek kölelik üzerine tekrar düşünmeye davet etmektedir.

  1. Zaman ve Mekâna Müslümanca Bakış

Makalede, biz ne yaparsak yapalım bizi kuşatan ve mahluk oldukları vurgulanan zaman ve mekân esas alınarak, varlıklar arasındaki üstünlük hiyerarşisi açıklanmaya çalışılmıştır. Kur’an ve Sünnet’te Mescid-i Haram, Mescid-i Nebi ve Mescid-i Aksa gibi mekânların üstünlüğünden bahsedildiğine değinilen makale, zamanlar arasında da benzer hiyerarşinin bulunduğunu, Kadir gecesi, Ramazan ayı gibi zaman dilimlerinin üstünlüğünü konu almıştır.

  1. Din Kimin Emrinde?

Makalede Hristiyanların farklı kesimlerinin farklı İncil yorumları ve din algılarının sebebini, her şey gibi dini de kendilerine hizmet etmek makamında görüp, kendilerine en yüksek faydayı sağlayacak şekilde yorumlamaları olduğu tespiti yapıldıktan sonra, Müslümanların da aynı arızalı yaklaşıma düşmemesi gerektiğinin altı çizilmektedir.  Bunun için dinin emir ve yasakları olduğu gibi kabul edip uygulanmalıdır.

  1. Dünya Hiç Muvahhidsiz Kalmadı

Makalede ilk insan Hz. Adem’den günümüze kadar yeryüzünde tek bir Allah’a inanılması gerektiği gibi inanan kimsenin olmadığı bir zaman dilimi yaşanmadığını söylenmektedir. Ortaasya Türk kavimlerinden, milattan önce Çim Hükümdarlıklarına, Hz. Musa (a.s) şeriati ve hemen sonraki dönemden, Hz. İsa ve havarilerinin yaşadığı döneme kadar farklı zaman dilimleri üzerinde mesele incelenmektedir.

  1. Tarih ve Medeniyet Açısından Vakıflar

Makalede, İslam sonrası sistemleşen vakıf müesseslerinin İslam öncesi dönemlerde benzer gayelerle var olmadığı belirtilmektedir. Kur’an ve Sünnet’te vakıfların hizmet anlayışına paralel infakların teşviki vesilesiyle vakıfların toplum hayatındaki vazgeçilmez yeri vurgulanmaktadır.

  1. Geçmiş Dönemlerde Müslüman Kadın

İslam’ın kadın anlayışına karşı girişilen saldırgan ve asılsız tavra karşı özür dilemeci bir kompleks yerine, gerçeği görmek üzere geçmişe bakmak gerekmektedir. Makale bu maksatla Selçuklu ve Osmanlı’da Müslüman kadın, Mısır Memlüklüler’inde Müslüman kadınlar ve kadın muhaddisler hakkında malumat vermektedir.

  1. Dini Semboller ve İmajinatif Yıpratma

Dinin yalnızca soyut bir takım inanç esaslarından ibaret olmadığı, bununla birlikte dinin şiarları, sembolleri bulunduğu, bunlara da ziyadesiyle ehemmiyet gösterilmesi ve muhafaza edilmesi gerektiğinin vurgusu yapılan makalede, bu bağlamda gayrimüslimlere muhalefetin emredildiği hatırlatılmaktadır. Son dönemlerde Müslümanların dahi bu hususta gevşediği gerçeği, isimlerimizde ve Müslümanların önüne konulan yapımlarda kendini gösterdiği anlatılmaktadır.

  1. Ne Kadar Hazırız?

“Bir kişide ne ölçüde ise istidat, o miktardadır derdine derman olacak imdat” ibaresinin şerhi mahiyetindeki bu kısa makale, dünyada ve ahirette, liyakatimizden, istidadımızdan ve hazırlıklarımızdan öte karşılık beklemenin doğru olmadığını anlatmaktadır.

  1. Dicle Kenarındaki Koyundan Sorumlu Olmak

İslam’ın ruhuyla yetişen toplumlarda hak sorumluluğu bilinci bireylerde gönülden oluşur ve “Kul Hakkı” tanımıyla başkalarının haklarına tecavüzün önüne geçilir. İnsan hakları tanımıyla modern zamanlarda hayatımızda yerini alan sınırlandırma ise gönülden değil, zorunuluktur. Kul hakkının aynı zamanda Allah hakkının da ihlali anlamına geldiği vurgulanan makale, kul hakkından tevbenin nasıl olacağını da ihtiva etmektedir.

  1. Müslümanın Çalışma Hayatı

Müslümanlar hayatın her kademesinde varlıklarını inançlarına muhalif tavır ve davranışlardan kaçınarak sürdürmek zorundadır. İbadet ve bireysel kulluk ameliyelerinden farklı olarak iş hayatında doğrudan kul hakkına sebebiyet verecek tavır ve davranışlar da Müslümanların kaçınması gereken başlıca yanlışlardan biridir. Bu bağlamda Müslümanın iş ahlakının nasıl olması gerektiği incelenen makale emanet, haksız kazançtan sakınmak, stokçuluk, işleri zorlaştırmak, çalıştırılanların haklarının verilmesi ve pazarlık gibi iş hayatının gerçeklerine Müslümanca yaklaşmanın nasıl olacağını anlatmaktadır.

  1. Toplumsal Dayanışmanın Neresindeyiz?

“Kul, din kardeşinin yardımcısı olduğu sürece Allah da onun yardımcısıdır.” Müslümanlar olarak zor zamanlarda dayanışma sergilemek hususunda inançlarından aldığı güçle en fazla gayret sarfetmesi gereken bireyleriz. Zira bu bizim üzerimize bir sorumluluk, dinimizin bir emridir. Toplumsal dayanışmanın temelinde infakın olduğunu vurgulayan makalede, bizden öncekilerin örnek alınası yardımlaşma tablolarını bizimle benzer şartlar altında sergilediklerini hatırlatmaktadır.

  1. Dünyanın Dengesi Niye Bozulur?

Kur’an-ı Kerim’in fesat ehlini “İş başına geçtiğinde bozgunculuk çıkarmak, ekini ve nesli helak etmek için didinir” şeklinde tanımladığı hakikati, Müslümanın bu davranışlardan uzak durması gerektiğini de aynı anda işaret etmektedir. Müslüman yaşamı boyunca kendisine hizmet etmesi için sunulmuş her şeye emanet nazarı ile bakar ve onu muhafazaya çalışır. Bilimsel veriler ışığında insanlığı bekleyen akıbetlerin neler olduğunun da aktarıldığı makalede mü’minler olarak sorumluluk alanımızın bütün dünya olduğu hatırlatılmaktadır.

  1. İslam ve Çevre

Makalede bir önceki makalede olduğu gibi dünya ve içindekilere karşı insanın sorumluluğu hatırlatılmakta ve çevre problemlerine Müslümanca bakışı şöyle izah etmektedir: Sünnet ya da Ayetlerde çevre kirliliği gibi kavramların olmadığı açıktır. Asr-ı Saadette böyle problemlerin olmadığı da bir hakikat. Ağaç dikme emrini ya da suyun israf edilmemesi gerektiği bildiren ikazları da doğrudan bu gayeyle söylemiş gibi göstermek çok doğru değil. Yapılması gereken şey, emanet şuuru ve bize ait olmayan mülkün tasarrufunda gösterilmesi gereken hassasiyet çerçevesiyle yaklaşmaktır.

 Salih Kartal

2017-12-29T15:08:35+00:00

Yazıya Bir Yorum Yapın