İslâmın Dirilişi – Sezai Karakoç


Eser : İslÂmın Dirilişi

Müellif : Sezai Karakoç

Yayınevi : Diriliş Yay.


Kitap, 1966 yılı Nisan Ayından 1967 yılı Mart ayına kadar Diriliş Dergisi’nde  Diriliş imzasıyla yayınlanan başyazılardan oluşmaktadır. Kitabın ilk baskısı 1967 yılında yayımlanmıştır. Yazar Avrupa, Asya ve Afrika hakkında bilgilere yer verirken, İkinci Dünya savaşından sonra İslam ülkelerinin genel durumu anlatmaktadır. İslami hareketler ve İslami yazar, şair ve düşünürlerden bahseden eserde, İslam’da aksiyon ruhunun diri tutulması ve Müslümanların birlik olması gerektiği vurgulanmaktadır. İçerik İslamın Dirilişi ve İslamın Çağrısı şeklinde iki bölüme ayrılmış, bu bölümler de kendi içerisinde alt başlıklarla tasnif edilmiştir.

Birinci bölüm: İslamın Dirilişi:

Avrupa’nın Asya ve Afrika üzerindeki etkilerinin neler olduğuna değinmiş, Avrupa’nın islam medeniyetini bütün gücüyle inkâra, yıkmaya ve yok etmeye çalıştığı anlatılmıştır. Müslüman ülkelerinin birlik olması durumunda dünyanın neler kazanacağı ifade edilmeye çalışılmıştır.

Asya ve Afrika’nın gelişmesine karşı Avrupa’nın neler yapabileceği, Doğunun da, bugün ve gelecekte,  kendini bulması ve ortaya koymasında, birinci müracaat kaynağının İslam olması gerektiği üzerinde durmuştur.

Çin’in pozisyonu hakkında kısa bilgi vermiş, Marksist teorinin yeni bir medeniyet inşaasına yetmeyeceği, bu çağda ve gerçekte Din karakterini taşıyan tek dininin İslamiyet olduğuna vurgu yapmıştır.

Birinci Dünya savaşı sonrası Osmanlının durumunu kısaca ele almış ve  2. Dünya Savaşından sonra bir çok İslam ülkesinin bağımsızlığına kazanarak, İslam Dünyası, Kurtuluşunun Birinci dönemi olan siyasi bağımsızlık dönemini başardığını belirtmiştir.

İkinci dönem ise Ekonomik Bağımsızlığın kazanılması dönemidir ki bu konuda yazar şunları söylemektedir:

“Şu anda İslam Dünyası tam bir iktisadi bağımsızlık savaşı içindedir. Ancak, burada problem birdenbire derinleşmektedir. İktisadi kalkınma hangi sistemle ve nasıl başarılacaktır? Kültürel ve ideolojik bağımsızlığına henüz hiçbir islam ülkesi kavuşmamış buluğundan ( Bunun üçüncü ve son dönem olarak düşünüldüğü anlaşılıyor. Halbuki, işin en zayıf noktası da burası oluyor. Kültür, ruh, iktisat ve siyaset bağımsızlığı idealini yapısında taşıyan bütün bir diriliş atılımının yokluğu, işte asıl bu, İslam dünyasının bugünkü buhranının gerçek sebebidir. ) sosyalist veya demokratik çözümleri ve programları arasında bocalayıp duruyor her ülke ” (s. 19)

Yazar Batılaşmadan duyduğu rahatsızlığı dile getirmiş, Mısır’da Müslüman Kardeşler Davranışı, Türkiye’de Nurculuk ve Büyükdoğuculuğun İslam Dirilişinin ilk düşünce, inanç ve aksiyon akımları olduğunu söylemiştir.

Bir insanın nasıl düşünmesi gerektiği konusunda örneklerle açıklamalarda bulunmuştur. İkinci İslam düşüncesi hareketini yürüten  Mehmet Akif, Necip Fazıl Kısakürek, Muhammed İkbal, Seyyid  Kutup gibi yazar, şair ve düşünür hakkında bilgiler vermiş, idealist gençliğin özelliklerini belirtmiştir. İslam’ın temelinin inanç olduğuna değinmiş, Nurculuk hakkında kısa bilgiye yer vermiştir. İslam’ın bu yüzyıldaki uyanışında edebiyatın önemini vurgu yapmıştır.

Bedir ve Uhud savaşlarının hayatımızda bir model olması konusunda şunları söylemiştir:

” Bedir Savaşı ebedi modeldir. İnanç tam, güven tam, sabır tam, cihad tam olduğu anda, zafer de tamdır. Uhud Bedir’in fotoğraf sanatındaki negatifi gibidir. Akın siyahı. Bu temel elemanlardan biri bir parçacık da olsa eksikse ( söz gelimi, sabır yeterli değilse ), zaferlerin en kesini bile yenilgilerin en acıklısına dönüşebilir. Tarih boyu bütün yenilişlerimizde Bedir’den bir korku, bütün yenilgilerimizde Uhud’tan bir korku vardır. Yani, Bedir de, Uhud da sürekli modeldir. ” (s. 48)

Aynı zamanda Bedir, Uhud ve Hendek savaşları baz alarak, aksiyonun nasıl olması gerektiği konusunda açıklamalarda bulunmuştur.

İkinci Bölüm: İslamın Çağrısı:

Yazar çağrısında İslam’ın şartlarını şu sözlerle dile getirerek, adeta ruhumuzun yeniden dirilmesine vesile olmaktadır.

“Kur’an canlı, diri ve kutsal diliyle çağırıyor kadim yapraklar arasından. Namaz, vücutlardan ve ruhlardan bir Cebrail nefesi gibi geçerek çağırıyor. Oruç, bir ilkbahar bulutu gibi şehirlere iniyor ve suya hasret insanları çağırıyor. Kâbe, anıt bir meşale gibi, yolların en birikmiş kavşağında, çağırıyor. Buyruk çağırıyor, yasak çağırıyor. Farz ve Sünnet hazır ve gayb çağırıyor. İslam çağırıyor. ”  (s. 56)

Müellif Sezai Karakoç, Müslümanın nasıl olması ve neler yapması  gerektiğine dair şunları söylemektedir:

“Müslüman, birleş. Bir tek el, bir tek gövde ol. Bir tek şuur ör. Sımsıkı birliğe ermeden, lamban yanmaz. Tüten bacalar, akşamları yanan lambalar, oda ışıkları, hep aynı ailenin bacaları ve lambaları gibi olsun. Erdemlikte en yüce olmalısın ki, peşin hükümle seni aşağı görmeye gelen kendi aşağılığını görsün. Müslüman, İslam’ı öyle sağ ve diri, canlı yaşa ki, seni öldürmeye gelen sende dirilsin ” (s. 61)

Yahudilerin ve Hristiyanların özelliklerinden bahsetmiş, kurtuluşlarının islam dininde olduğuna dair vurgu yapmış ve kendilerine şu şekilde İslam çağrısında bulunmuştur:

“Gelin gelin, gerçek Allah inancı etrafında toplanalım. Gelin gelin, öteye inanalım. Gelin gelin, hesap vermeye hazır olalım. Gelin gelin, bütün peygamberleri birlikte selamlayalım. Gelin gelin, şeytanla ve din tanımazlarla, kötülükle elbirliğiyle savaşalım ” (s.65)

Sonuç olarak; eğer yeniden dirilmek istiyorsak, Avrupa, Afrika ve Asya’yı İslamiyet’in kuşatmasını bekliyorsak, mazlumlara yapılan eziyetlerin son bulmasını istiyorsak,  Yahudilerin ve Hıristiyanların İslamiyet’e girmesini söylüyorsak, gelin tek olalım,  dirilelim, diriltelim ve sonunda İslam Âlemi olalım.

 

2017-09-14T10:34:27+00:00

Yazıya Bir Yorum Yapın