el-Mi’yâru’l-Mu’rib – el-Venşerîsî


Eser: el-Mi’yâru’l-Mu’rib Ve’l-Câmi’u’l-Muğrib An Fetâvâ Ehli İfrîkiyye Ve’l-Endelüs Ve’l-Mağrib

Müellif: Ebu’l-Abbâs Ahmed b. Yahyâ el-Venşerîsî

Yayınevi : Vezâretu’l-Evkâf ve’ş-Şuûni’l-İslâmiyye, Rabat/Beyrut-1401/1981, I-XIII.


Çok kesin hatlarla birbirlerinden ayırmak mümkün olmasa da, fetva kitaplarını karakteristik olarak çeşitli şekillerde tasnif etmek mümkündür. Belli bir şahsın (müfti, şeyhülislam…) fetvalarından oluşan –Ebussuûd Efendi fetvaları, Zenbilli Ali Efendi fetvaları… gibi– eserler ve daha önce verilmiş fetvalardan derlemeler suretiyle oluşturulmuş –el-Fetâva’l-Hindiyye, el-Fetâva’l-Bezzâziyye… gibi– eserler. Yahut soru metnine yer verenler ve vermeyenler; cevapta tafsilata girenler ve girmeyenler…

Özellikle soru metnine yer veren ve cevapta tafsilata giden fetva kitaplarını diğerlerinden ayrı değerlendirmek gerekir. Zira bu eserlerde, müslüman bireye sadece neleri yapabileceğini ve neleri yapamayacağını belirten hüküm cümleleri yer almaz; aynı zamanda oluşturuldukları tarih ve coğrafyanın sosyal, kültürel, siyasî, idarî, ekonomik… açıdan fotoğraflarını görmek de mümkündür. Bu yönüyle fetva kitapları sadece fetva verme durumunda bulunanları değil, yukarıda zikredilen alanlarda icra-i faaliyet edenleri de yakından ilgilendiren kaynaklardır.

Bu cümleden olarak Malikî mezhebinin el-Muvatta‘dan sonraki temel kitabı olan el-Müdevvene‘nin ilk ravisi Sahnûn’dan İbn Lübâbe‘ye, İbn Arefe’den İbn Rüşd‘e… bidayetten X/XVI. asra kadar gelmiş müktesebatının süzülmüş ve tertip edilmiş bir hasılasını ihtiva eden el-Mi’yâru’l-Mu’rib‘in, sadece bir fetva kitabı olarak görülmesi yanıltıcıdır. el-Venşerîsî‘nin, Fıkıh sahasında Malikî mezhebi ulemasının akvali yanında farklı mezheplerden âlimlerin görüş ve ictihadları naklettiği ve kendi tercih ve fetvalarıyla da taçlandırdığı eserin, mufassal ve tertipli bir “keşkûl” olarak tavsif edilmesi yanlış olur mu bilemeyiz ama, sıradan bir fetva kitabı olmadığı aşikârdır.

Kuzey Afrika ve Endülüs coğrafyalarının tarih, edebiyat, toplumsal ve siyasal yapı, dinî hayat… gibi muhtelif vechelerden fotoğrafını görmemizi sağlayan eserde yer alan nakiller, genellikle uzun tutulmuş, fetvalar esnasında fıkhî kaideler dikkat çekici biçimde işletilmiştir. Hatta kimi fetvaların, soru metinleriyle birlikte ele alındığında müstakil risaleler olarak değerlendirilebilecek hüviyette olduğu görülmektedir.

Söz gelimi aralarından geçen bir nehirle birbirinden ayrılmış iki belde, bilahare idarî olarak birleştirilip, nehrin üzerine köprü yapılmak suretiyle birleşme fizik olarak da gerçekleştirildiğinde Cuma namazlarının tek camide mi, eskisi gibi iki ayrı camide mi kılınacağının, keza nüfusun artmasıyla mevcut camilerin cemaati almaması sebebiyle Cuma namazının üç, dört veya daha fazla sayıda camide kılınmasının caiz olup olmadığının sorulduğu metin 2, cevap ise 11 sayfa tutmaktadır. el-Venşerîsî, bu uzun soruya, zengin nakillerle tafsilatlı bir cevap vermiştir. Ancak konu burada bitmemektedir. Soru sahibinin aynı soruyu tevcih ettiği bir başka müftünün 1,5 sayfalık cevabını ve kendisine itirazını zikreden müellif, bu itiraza Tenbîhu’l-Hâzıki’n-Nedes… adını verdiği yaklaşık 22 sayfalık bir risaleyle mukabelede bulunur ki, böylelikle bir tek konu 35 sayfa hacminde yer tutmuş olmaktadır. (el-Mi’yâr, I, 237 vd.) Aynı konuyla ilişkili olarak öncesinde ve sonrasında yer alan fetva ve nakillerle birleştirildiğinde başlı başına bir kitap oluşturabilecek yapıdaki cevabî metin sadece bu konuya özgü değildir.

Benzeri bir durum, Endülüs’ün düşmesiyle buradan Kuzey Afrika’ya hicret eden müslümanların zaman içinde burada yaşadıkları çeşitli sıkıntılar sebebiyle Hristiyanlar’ın eline geçmiş bulunan Endülüs’e geri dönmeyi gündeme getirmeleri ve konunun kendisine sorulup fetva istenmesi üzerine el-Venşerîsî‘nin yazdığı metinde de görülmektedir.

Esne’l-Metâcir Fî Beyâni Ahkâmi Men Ğalebe Alâ Vatanihi’n-Nasârâ ve lem Yuhâcir ve mâ Yeterettebu Aleyhi Mine’l-Ukûbât ve’z-Zevâcir adını verdiği fetvada soru metni 1,5 sayfa, cevabî metin ise 15 sayfa tutmaktadır. Aynı şekilde önünde ve arkasında konuyla ilişkili olarak yer alan metinler de katıldığında müstakil bir risale oluşturabilecek bir cevap söz konusu olmaktadır.

Nitekim bu fetva bilahare önce Hasen Mü’nis, daha sonra da Ebû Ya’lâ el-Beydâvî tarafından ayrı ayrı tahkik edilerek müstakil risale halinde iki kere basılmıştır.

Fıkh’ın bütün bablarına ilişkin soruları zengin nakillerle ele alıp kapsayıcı bir şekilde cevaplandırmıştır.

 

2017-11-07T14:47:20+00:00

Bir Yorum Yapıldı

  1. Editör 7 Kasım 2017 at 14:48 - Reply

    Ebubekir Sifil Hocaefendi’nin eserden bir fetva üzerine yazdığı yazı şu şekildedir :

    “Fıkha Danışmak

    Karşılaştığımız cüz’î olaylarda tatbik ettiğimiz, ancak daha geniş çerçeveli olay ve olgular söz konusu olduğunda genellikle ihmal ettiğimiz bir davranış kodu Fıkh’a danışmak. Oysa hayatı müslümanca yaşamanın, Fıkh’a danışmaktan başka bir yöntemi yoktur.

    Bugün sizinle Malikî mezhebinin X./XVI. asır alimlerinden Ebu’l-Abbâs Ahmed b. Yahyâ el-Venşerîsî’nin el-Mi’yâru’l-Mu’rib adlı eserinde gördüğüm bir fetvayı paylaşacağım.

    el-Venşerîsî bu eserinde, kendi fetvaları yanında, Endülüs ve Kuzey Afrika (Fas, Tunus, Cezayir) coğrafyasında kendi zamanına kadar yaşamış alimlerin (ki hemen tamamen Malikî mezhebine mensup olduklarını biliyoruz) fetvalarını da derlemiştir. Bu yönüyle eser, sadece fetva konusunda değil, muhtevasına yansıyan sosyo-kültürel, siyasal vd. alanların da fotoğrafını vermesi dolayısıyla ayrı bir önemi haizdir.

    Bir noktayı daha dikkatinize sunayım: “Fetva” dendiğinde genellikle –soru ne kadar uzun olursa olsun, cevabın, “el-Cevab: Caizdir/değildir” tarzındaki formülasyon akla gelir. Oysa bu alel ıtlak böyle değildir. Cevabın –yerine göre– sayfalarca sürecek şekilde delillendirildiği, detaylandırıldığı fetvalar hiç de azınlıkta değildir. el-Venşerîsî’nin adı geçen eseri de bu tarzıyla ön plana çıkmaktadır.

    Nakledeceğim fetvaya gelince;

    Endülüs düşmüştür. Burada yaşayan Müslüman ahali iki seçenekle baş başa bırakılmıştır: Ya dininizi değiştireceksiniz, ya da öleceksiniz! Bu seçeneklere razı olmayıp kendisine üçüncü bir seçenek oluşturanlar da olmuştur elbette. Bunlar, bütün varlıklarını Endülüs’te bırakarak Mağrib’e hicret etmeyi seçenlerdir.

    Ancak hicret öyle büyük bir imtihandır ki, onun hakkını verebilmek için Muhacirun bilincine sahip olmak gerekir. Bir de işin Ensar boyutu var tabii. Hicret edenlerle bütün varlıklarını kardeş payı yapanlar! Dolayısıyla hedefine ulaşmış bir hicret, gidenlerin Muhacirun, karşılayanların da Ensar olması ile mümkündür…

    Endülüs’ten hicret edenlerin Mağrib’de karşılaştığı sıkıntılar bir süre sonra büyümeye başlayınca, “Acaba gelmese miydik?” diyenlere rastlanmış, “Varsın küfür idaresi olsundu; hiç olmazsa Endülüs’te rahat bir hayat yaşıyorduk. Geri gitmek istiyoruz” sesleri sıkça duyulmaya başlamıştır.

    Sosyal bir problem haline dönüşme eğilimi gösteren bu durum el-Venşerîsî’ye sorulur ve meselenin nasıl çözülmesi gerektiği konusunda kendisinden fetva istenir. el-Venşerîsî, yazdığı uzun fetvada 1) hicretin önemini, anlamını ve mahiyetini ayet ve hadislerle izah ettikten sonra, geri dönüşün caiz olmadığını, çünkü orada artık Hristiyanlık idaresinin mevcut olduğunu, bir müslümanın bilerek isteyerek darul harp kategorisine giren böyle bir idare altında yaşamasının kesinlikle caiz olmadığını anlatır. O arada son derece önemli bir tesbite yer verir: Eğer hicret edecek bir darul İslam yoksa ne yapılacaktır?

    “Bu durumda kişi, günahın en az yaşandığı yeri tercih eder. Küfrün hakim olduğu bir yerdense, (Müslüman) zalim idarecinin hüküm sürdüğü yer; yönetimi adil olmakla birlikte haramlar üzerine kurlu bir hayatın yaşandığı yerdense, idarecisinin zalim olduğu ve fakat helaller üzerine kurlu bir hayatın mümkün olduğu yer daha hayırlıdır. Aynı şekilde, hukukullah alanına giren hususlarda günahların işlendiği bir belde, hukukul ibad (kul hakkı) konusunda zulümlerin işlendiği bir beldeden daha hayırlıdır…”

    Bu tesbitlerin günümüze tutacağı bir ışık var mıdır, ne dersiniz?”

    https://ebubekirsifil.com/okuyucu-sorulari/fikha-danismak/

Yazıya Bir Yorum Yapın