Bahru’l-Fevâid/Ma’âni’l-Ahbâr – Ebû Bekr el-Kelâbâzî


Eser: Bahru’l-Fevâid/Ma’âni’l-Ahbâr

Müellif : Ebû Bekr Muhammed b. İbrahim b. Ya’kub el-Kelâbâzî (Gülâbâdî) el-Buhârî (380/990).

Yayınevi: Dâru’s-Selâm (Vecîh Kemâluddîn Zekî tahkikiyle),


Ebû Bekr el-Kelâbâzî (Gülâbâdî), Buhara’dan çıkmış büyük simalardan biridir. Hanefî mezhebine mensup muhaddis sufilerdendir. et-Ta’arruf li Mezhebi Ehli’t-Tasavvuf isimli eseri Tasavvuf sahasının temel kaynaklarındandır.

et-Ta’arruf‘ta sahih bir Tasavvuf tasavvuru oluşturmayı hedefleyen ve Ehl-i Tasavvuf’un itikadî/kelamî ve fıkhî sahalardaki tutumlarını ortaya koyan el-Kelâbâzî, Bahru’l-Fevâid‘de de Tasavvuf’un ana meselelerine taalluk eden hadisleri bir araya getirmiştir. Bütün hadislerin senedleriyle zikredildiği eser “muhabbet” bahsiyle ilgili rivayetlerle başlamakta, ardından duayla ilgili rivayetlere geçilmektedir. Belli bir sistematiğin gözetilmediği izlenimini veren eser; ölüm, saadet, nifak, küfran-ı nimet, insanlarla iyi geçinmek, Kur’an okuma adabı vb. bablarla devam etmektedir.

el-Kelâbâzî‘nin rivayet yönü yanında dirayet yönünü de tanımamıza imkân veren eser, Hadis sahasıyla birlikte istinbat melekesine de sahip dirayetli bir kalemin ürünü olarak sahibinin tam bir fotoğrafını yansıtmaktadır.

Söz gelimi pek çok muhaddisin ayağının kaydığı “Allah, Adem’i kendi suretinde yaratmıştır.” hadisiyle ilgili olarak el-Kelâbâzî şu nefis izahta bulunur:

Yani Allah Teala Hz. Adem‘i hangi suretteyken kabzettiyse, o surette yaratmıştır. O’nun yaratılışı önce alaka, sonra mudğa, sonra kemiklerinin yaratılması, sonra onlara et giydirilmesi, ardından çocukluk, sonra yetişkinlik dönemi… gibi safhalardan geçirerek yaratmış değildir. Hz. Adem vefat ettiğinde hangi surette/biçimde idiyse, yaratıldığı anda o surette/biçimdeydi.

Bu hadisin, “Allah, Adem’i, cennette hangi surette idiyse o surette yaratmıştır.” anlamında olduğu da söylenmiştir.

Hadiste geçen “suretihî/suretinde” ifadesinin, “durumu” anlamında olması da mümkündür. Yani Adem’i (a.s), değişken durumlar arz eden bir yapıda yaratmıştır. Bu sebeple Kur’an’da O’ndan bahsedilirken bir yerde “şaşkınlık”, bir yerde “hidayet”, bir yerde “isyan” ve bir yerde “tevbe” ile tavsif edildiğini görürüz.

Sonra buradaki “Adem”den “Ademoğlu”na geçiş yapar ve insanoğlunun böyle değişik durumlar gösteren bir varlık olmasına karşın, meleklerin sadece itaat, şeytanların sadece isyan, hayvanların insana boyun eğme vasfını dikkate sunar.

Daha sonra söz konusu rivayetin, “(İnsanların) yüzler(in)e hakaret etmeyin. Zira Ademoğlu Rahman’ın suretinde yaratılmıştır.” şeklindeki varyantına sözü getirir ve şöyle der: Eğer bu rivayet mahfuz ise (münker değilse, -bu ifade el-Kelâbâzî‘nin, bu varyantın zayıf olduğu kanaatini taşıdığına işarettir, E.S-) manası –Allahu a’lem– şöyle olur: Yani Rahman olan Allah Teala, Adem’i, hakaret ettiğiniz yüzün, Adem’in yüzü(nün biçimi) olmasına razı olmuş, bunu dilemiştir. Zira mahlûkat içinde bünye ve hal olarak Ademoğlu suretinde bir başka varlık daha yoktur.

Daha sonra söz konusu rivayetin daha başka varyantlarına da yer vererek sayfalar boyu izahat yapan el-Kelâbâzî, zikrettiği hemen her hadisi rivayet ve dirayet yönlerinden değerlendirmekte, dirayet ehli bir sufi olarak hadislerin dünyasında nasıl büyük bir maharetle dolaştığını ortaya koymaktadır.

Eserde yer alan 222 ana başlık altında bu rakamın birkaç kat fazlası hadise ve pek çok ayete yer veren müellif, böylece gelecek nesillere Tasavvufun diğer ilimlerle buluşturulduğu muhalled bir eser bırakmıştır.

Eseri tahkik eden Vecîh Kemâluddîn Zekî de gerek müellifin doyurucu bir biyografisini verdiği “dirase” kısmında, gerekse hadislerin tahricini yaptığı yerlerde esere gerçek anlamda ilmî bir hizmette bulunmuştur.

Ebubekir Sifil

2017-11-21T13:06:38+00:00

Yazıya Bir Yorum Yapın