İslamsız Türkiye Hayâli ve Muharrifler

İslamsız Türkiye Hayâli ve Muharrifler

İslamsız Türkiye’yi hayal edenler vardı. Bu hayal sahipleri hem Türkiye dışından, hem de Türkiyelilerden oluşuyordu bir dönem. Hala da öyle.

Peki bu hayal gerçek olabilir mi?

Denediler. İşgal etmek istediler: olmadı.

Medeniyetimizle bağımızı kestiler, eserlerimize kaynaklarımıza yabancı kıldılar bizi: olmadı.

Ezan sesinden mahrum ettiler: olmadı.

Esma-ı Hüsna ile kendisine niyazda bulunduğumuz Rabbimize “Tanrı” dediler, dedirttiler: irtibatımız kopmadı.

Biz Allahımızı, peygamberimizi öğreten ulemayı astılar: olmadı.

Olmayacak.

Nasıl ki gece, zifiri karanlık olmuyor, ay ve yıldızlar göz kırpıyor semadan, bizim de ışığımız hiç kesilmedi. Hep bir yanımızla bağlandık inançlarımıza.

Bir hamuru yoğurmak için içine kattığınız unu ve suyu nasıl o hamurdan ayrıştırmak mümkün değilse, bu topraklardan da İslam ruhunu tamamen ayırmak mümkün değildir.

Hele hele bu millete kaba kuvvet uygulayarak, korkutmaya girişerek, şiddet göstererek elde edebilecekleri herhangi bir “kalıcı fayda” yoktur onlara.

Geç oldu ama bunu anladılar.

Bunu anladıklarında oldu bize olanlar.

Evvelinde öfkeliydik ancak kaybettiklerimizi şehadet yolculuğuna uğurlamanın gururu vardı yüreklerimizde. Sinmişti sinelerimiz hanelerimize, Rabbimizin kelamını kuytu köşelerde de olsa okurduk. Sonra çektiğimiz tüm sıkıntılar için hamd ederdik ve “Bu da geçer ya hû” diyerek vazifemizi ifaden bir adım geri durmamaya gayret gösterirdik.

Hakikat belliydi sinelerimizde.

Sonra onların anladıklarını biz anlayamadan, anlayanların bizi alaya aldığı yeni planlarına kurban olduk: artık bizi dışarıdan değil, bizi bizimle vurmaya başladılar.

Evvelinde dini saptırmak adına konuşanlar din alimi değildi. Onları da anlardık hemen ve alırlardı hak ettiği kıymet hükmünü ümmetten. Tutunamazdı bizim ilim ve irfan coğrafyasında mübtedi muharrifler. Ulu hoca bildiklerimizse arızalı kelam etmezlerdi. Onlara sımsıkı sarılır, izlerinden gitmeyi şeref addederdik. Aklımız da rahattı gönlümüz de. Anlattıklarıyla amelleri bir olanlardı. Tenakuza yer yoktu onların hayat sürüşünde.

İşte “anladılar” dediklerimiz bunu iyi anlamış olacak ki, tuttular birinin elinden, vicdanını, hassasiyetlerini söktüler önce, sonra işlediler bir bir tüm hainlikleri fikir plakasına. Öğrendiklerini, öğrenmenin asıl gayesi için, yani Allah rızası için değil, kullara kulluk etmek için kullanmayı öğrettiler. Onları ilim yüklü hainler haline getirdiler.

Nasıl yaptılar bunu? Ne ile kandırdılar?

Onlardan kimisine ben’liği, kimisine farklı şeyler söylemenin cazibesini, kimisine nefsine kul olmayı sevdirirken, kimisine parayı, kimisine parmakla gösterilmeyi, kimisine hainliği öğrettiler. Kimisini tehdit ettiler belki, kimisini satın aldılar…

Onlar yerlerinden memnun kaldı belli ki, onlar istediklerine kavuştular da, olan onların bunca zaafını saklayarak kandırdığı Müslümanlara oldu.

Bilgisini kötüye kullananların hedefinde cahil bırakılmış ümmet var şimdi. Sözde dinin hakikatini öğrensinler diye bin yıllık müktesabattan bağı koparılanlar şimdilerde savruluyor su üzerinde bir kuru yaprak gibi.

Kimin doğru olduğunu tespit edici ve kıymet hükmünü ortaya koyucu bir merci olmadığından, meydan “ben de varım” diyen muharriflerle doldu taştı. Sahih İslam inancının ete kemiğe bürünmüş hali olan ümmet, “hangisi?” sorusuyla kafası karışık vaziyette kaldı.

Tüm bunların arasında bir de “fikir/düşünce özgürlüğü yanlısı” Müslümanlar türedi. Neye özgürlük tanıdığını ve neye karşı müdahale edilmesini istemediğinin farkında olmadığını düşündüğümüz bu kimseler, batıl’ın meşrulaşmasına müsaade ettiğinin farkında değiller. Kimseyi başkasının dünyasını ya da ahiretini tehlikeye atıcı olmayan düşüncelerinden dolayı muaheze ediyor değiliz. Mesele batıl fikirlerin propagandasını yapmalarına göz yummak meselesidir. Ve bunu yapanlar -özellikte yetkin kimseler ise- propaganda sahipleri kadar ciddi mesuliyet altındadırlar.

Şimdi evvelki aleni düşmanlarla, sonraki sinsi muharrifler bir safta.

Saldırıyorlar ümmetin hocalarına.

“İslamsız” ya da “içi boşaltılmış İslam” arzularıyla saldırıyorlar.. 

Paylaş, Haberdar Et:


Salih Kartal

Yazarın şu ana kadar yazılmış 61 makalesi bulunuyor.

Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ