İctihad-ı Nebi Ve Asr-ı Saadette İctihad

İctihad-ı Nebi Ve Asr-ı Saadette İctihad

İctihad kavramı, Asr-ı saadette gerek Efendimiz Aleyhissalatü vesselam’a nisbetle ve gerekse Efendimiz hayatta iken Sahabe’ye nisbetle cevazı ve vukuu açısından tartışılan bir kavramdır. Kur’an-ı Azimu’ş-şanın Peygamberin konuştuğunun vahy merkezli olduğunu haber vermesi[1] ve bunun mukabilinde Nebi Aleyhisselam’ın bir takım meseleler hususunda görüş belirttikten sonra Allah Azze ve Celle tarafından uyarılması yahud kendiliğinden bu görüşten rücu buyurması gibi meseleler bahsinde olduğumuz konuyu işkâl sahasına taşıyan etkenler olmaktadır.

“Teşri’ tarihi” veya “İfta Usulü”nü konu edinen kitaplarda belirtildiği üzere Efendimiz Aleyhissalatü vesselam hayatta iken Fetva verme eylemi, yeni vaki olan bir meselenin hükmünün Efendimize arz olunması ve sorulan bu soru mukabilinde bir ayetin nazil olması (vahy-i metlüv) yahud Efendimiz’in Allah’ın kalbine koyduğu hak ile hüküm vermesi şeklinde tahakkuk ediyordu. Bunun dışında o zamanda vaki olan meselelere ictihadi bir tarzla fetva vermek söz konusu değildi.[2] Şu kadarı var ki bahsi yapılan ifta şekli galibi olarak söz edebileceğimiz şekildir. Aksi halde o dönemde bazı sahabilerin fetva verdikleri muhakkaktır. Ve bahusus Peygamber Aleyhisselam’ın Yemen’e gönderdiği Muaz İbn Cebel hadisinde yer alan “Re’yimle İctihad ederim”[3] sözünden de bu mana anlaşılmaktadır.[4]

Bu durumda, Resul-i Ekrem (Aleyhisselam)’ın şer’i olan meselelerdeki hükmü ile şer’i olmayan meselelerdeki hükmü diye bir ayırıma gitmek kaçınılmaz olacaktır.[5] Zira vakı’dan konuşulduğunda önümüze çıkan bazı örneklerde Efendimiz’in bir ictihadda bulunması ve daha sonradan rucu’ etmesi şeklindeki hadiseler bu şekildeki bir ayırımı kaçınılmaz kılmaktadır. Çünkü bir yanda Peygamberin hevadan konuşmayacağını, konuştuklarının vahiy mesnedli olduğunu söyleyen Kitab-ı Mübin vardır. Öte yanda ise Peygamberin verdiği bazı hükümlerden rucu’ ettiğini belirten rivayetler mevcuttur.

Peygamberin İctihadları:[6]

  1. Müslim’in[7] rivayetine göre; “Resulullah(Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hurma ağaçlarını aşılayan bir kavmin yanına uğradı ve onlara “Bunu yapmasanız iyi olur.” buyurdular. Sonra aşı yapılmayınca eksik oldu. Bunu Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e söyleyince “Ancak ben bir beşerim! Size dininizin işinden bir şeyi emrettiğimde onu alın. Size re’yimden bir şeyi emrettiğimde, ancak ben bir beşerim.” Buyurmuştur. Bu hadiste geçen Re’y kelimesi İkrime (RadıyallahuAnh)’ın manaca rivayet ettiği bir kelimedir. Zira bu, onun hadisin sonunda “veya bunun gibi” sözünden anlaşılmaktadır. İmam en-Nevevi bu hadisle ilgili olarak Efendimiz’in Dünya ve onun meşgaleleri ile ilgili söyledikleri hakkında olduğunu belirtir ve teşri’ maksadlı buyurduklarını bundan istisna eder. Efendimiz’in Bu tür konulardaki sözlerinin başkaları ile eşit mesabede olduğunu ve bunda da Efendimiz adına bir eksiklik olmayacağını belirtir. Zira Efendimiz’in bütün himmeti Ahirete ve Ahiret bilgilerine yöneliktir.[8]
  2. Enes (RadıyallahuAnh)’den rivayet edilmiştir ki Resulullah(Sallalahu Aleyhi ve Sellem) Bedir esirleri hususunda ashabı ile istişarede bulunmuşlar Bunun üzerine Ömer (RadıyallahuAnh) onların boyunlarının vurulması şeklinde görüş belirtmiş ve bu görüşünü iki kez tekrarlamasına rağmen Peygamber Aleyhisselam buna pek meyletmemiştir. Hz. Ebu Bekir (RadıyallahuAnh) ise fidye vermeleri mukabilinde serbest bırakılmalarını tavsiye etmiş ve bu da Peygamber tarafından kabul görmüştür. Bunun üzerine Allah Azze ve Celle Hz. Ömer (RadıyallahuAnh)’ı tasdik eden “Hiçbir Peygamber için yeryüzünde üstün gelmedikçe esirleri bulunması doğru değildir. Sizler Dünya’yı istiyorsunuz Allah ise Ahireti diliyor. Allah Azizdir Hâkimdir. Eğer Allah’tan bir yazı geçmiş olmasaydı aldığınız fidyeden dolayı size büyük bir azab dokunurdu.” şeklindeki Enfal süresinin 67-68. Ayet-i kerimelerini inzal buyurdu.[9] Ayet-i Kerimede Resulullah (Sallallahu Aleyhi veSellem)’in görüşünün Hz. Ebu Bekir (RadıyallahuAnh) ile tevafuk halinde olduğu açıkça görülmektedir. Bu da bir nevi içtihadı kabilinden olup daha sonradan vahiyle düzeltilmiştir.
  3. Buhari’nin Ümmü Seleme (RadıyallahuAnha)’den rivayet ettiği hadisi şerifte efendimiz “Muhakkak siz bana bir takım davalar getiriyorsunuz. Olur ki bir kısmınız delilini izah açısından diğerinden daha kabil olabilir. O halde, her kime söylediği söz sebebiyle kardeşinin hakkından verilmesi ile hüküm verirsem, ancak ve ancak ona ateş vermiş olurum. O halde onu almasın!” buyurmuştur.[10] Bu hadiste de Efendimiz Aleyhissalatüvesselam’ın bazı hadiseleri zahirine göre değerlendirip hüküm verebileceği açıkça görülmektedir.
  4. Efendimiz Aleyhissalatü vesselam, İbn Muğire’den dul kalıp Üsame İbn Zeyd ile evlenmek isteyen Fatıma Binti Kays’a ilk defasında Ümmü Şerik’in evinde iddet beklemesini buyurmuş, daha sonradan Ümmü Şerik’in misafiri çok olan birisi olması sebebiyle bu görüşünden rucu’ edip Bintü Kays’ın amcasının oğlu olan Abdullah İbn Ümmi Mektum’un evinde iddet beklemesini emir buyurması[11] yine onun ictihadları kabilinderdir. Bu rivayette çok net olarak Efendimiz’in, ilk önce münasip gördüğü bir durumu daha sonra bir mani sebebiyle değiştirdiği görülmektedir.
  5. İbn Cerir’in İbn Zeyd’den rivayetine göre Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) zamanında bir adam demirden bir zırhı çalıp bir yahudinin üzerine atmıştı. Yahudi “Ey Ebu Kasım! Ben onu çalmadım, lakin bu benim üzerime iftira edildi” demişse de, çalan adamın komşularının adamı temize çekip Yahudi için “Ya Resulellah! Bu Yahudi pisliğin tekidir. Allah’ı ve senin getirdiğin vahyi inkâr eder.” demeleri üzerine Resul-i Ekrem’in kalbi buna meyletmiş ve bunun üzerine Nisa Süresi’nin105 ve devamındaki ayet-i celileleri nazil olmuştur.[12] İnen bu ayet Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’yi uyarmış ve yaptığı ictihad hatasını tashih etmiştir.

Asr-ı Saadette Sahabe İctihadları:

Sahabe-i Kiram, Efendimiz Aleyhissalatü vesselam hayatta iken dahi fetva vermiş ve istinbat yapmışlardır. Yukarıda da naklettiğimiz üzere Muhammet İbn Alevi bu konunun bir hayli örneklerle izah edilebilmesinin mümkün olduğunu ve Hadis ilminden haberdar olan bir kimsenin bunda şüphe dahi etmeyeceğini belirtir.[13] Biz dahi bu konunun birkaç misalle izah edilmesini uygun görüyoruz.

  1. “Ümmetimin en Kadısı Ali (RadıyallahuAnh), helal ve haramı en iyi bileni Muaz İbn Cebel (RadıyallahuAnh), Feraizi en iyi bileni Zeyd İbn Sabit (RadıyallahuAnh)’dır.”[14] şeklindeki hadis Sahabe’nin asr-ı saadette fetva ile meşgul olduklarını göstermektedir.
  2. İki kardeş arasında müşterek mülkiyeti olan bir arazinin hangisine ait olduğunu tesbit noktasında Peygamber Aleyhisselâm, Huzeyfe İbn Yeman’ı hâkim olarak ta’yin etmişti. Huzeyfe (RadıyallahuAnh) da araziye gidip bir takım keşiflerden sonra hüküm vermişti. Efendimiz buna mukabil Huzeyfe’ye “İsabet ettin” buyurmuştu.[15]
  3. Halid İbn Velid (RadıyallahuAnh), Cezime kabilesinden bir grup esiri yanlış anlama sebebiyle[16] öldürtmüştü. Yanındakilerden bir kısmı Peygamber Aleyhisselâm’a müracaat edince Efendimiz hükmü tasvib etmeyip “Allah’ım Halid’in yaptığından sana sığınıyorum” buyurmuştur.[17]
  4. Peygamber Aleyhisselam, Muaz İbn Cebel (RadıyallahuAnh)’i Yemen’e gönderirken ona “Ne ile hüküm vereceksin ey Muaz! Diye sormuş o da “Allah’ın kitabıyla” demiştir. Daha sonra Efendimiz “Şayet onda bulamazsan?” diye sormuş Muaz da “Resulullah’ın sünnetiyle” demiştir. Tekrar Efendimiz “Onda da bulamazsan” buyurunca Muaz (RadıyallahuAnh) “İctihad ederim” buyurmuştur.[18] Asr-ı saadette sahabenin içtihad edebileceğine dair belki en sarih hadis bu hadistir denilebilir.
  5. Efendimiz Aleyhissalatü vesselam Hendek’ten dönünce “Sizden biriniz ikindi namazını ancak Beni Kureyza’da kılsın! buyurmuştu. Sahabenin bir kısmı yolda iken ikindi namazı vakti girmiş ve bunun üzerine bazıları “Beni Kureyza’ya gidinceye kadar ikindiyi kılmayız” demişti. Diğer bazı kesim ise “Resulullah(Aleyhisselam) bununla kasdı Beni Kureyza’ya hızlı varmaktan kinayedir” diyerek te’vile gitmişlerdi. Neticede Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) her iki fırkanın yaptığını da tasdik etmiştir.[19]

Bu babın sonunda zikrolunması gereken bir husus vardır ki o da şudur: Allâme Cessas, “el-Fusûl”ünde Efendimiz Aleyhissalatüveselam’ın huzurunda İctihad yapılabilmesi için iki şart öne sürmektedir. Bunlardan birincisi Peygamber Aleyhisselam’a gelen “Onlarla istişare et!”[20] emrinin muktezasınca Peygamberin istişaresi durumunda görüş belirtilmesidir. Çünkü bu durumda içtihadı bizzat serbest yapan Efendimiz olmaktadır. Buna misal olarak Amr İbn As’ın rivayet ettiği Efendimiz  iki kişi hakkında hüküm verirken bana dedi ki “Şu ikisi arasında hüküm ver!” Ben de “Ya Resulellah! Sen varken aralarında ben mi hüküm vereyim?” dedim. O da “Evet, şayet ictihad eder ve isabet edersen senin için on ecir vardır. Hata edersen bir ecir alırsın.”[21] şeklindeki hadistir. İkinci durum ise sahabenin onun huzurunda ictihad etmesi ve görüşlerini Efendimize arz etmesidir. Şayet kabul ederse sahih, reddederse batıldır. Muaz İbn Cebel’in mesbuk durumda iken kaçan rekâtları tamamlaması şeklindeki içtihadına efendimizin rıza göstermesi bu kabildendir.[22]

İctihad-ı Nebi ile ilgili birkaç nokta:

Cenab-ı Peygamberin içtihadının caiz olduğunu söyleyenler, bu sadette akla gelen bazı suallerin cevaplandırılması hususunda ihtilaf etmişlerdir. Buna misal olarak zikredebileceğimiz husus, Peygamberin içtihadında hatanın söz konusu olup- olamayacağıdır. Aslında yukarıdaki misallere bakılacak olursa bu sorunun cevabı müsbet yönde “evet” olacaktır. Ancak burada önemle üzerinde durulması gereken nokta şudur; Sair müctehidlerin yapmış oldukları ictihadlarda vuku bulan hatanın semeresi kendilerine “bir sevab” isabetin neticesi de “iki sevab” olarak yansır.[23] Peygamberin içtihadı ise farklı bir mahiyet arz etmektedir. Nitekim onun içtihadında hatanın vaki olması vahiyle uyarılmasını netice verir. Yani onun içtihadının hata üzere kalması mümkün değildir. Bu mevkide Hanefiler Vahyi iki kısımda incelemişlerdir. Bunlardan konumuzla alakalı olan Vahy-i Batındır ki bunu da “İctihad-ı Mukarrar” diye tefsir etmişlerdir. Söz gelimi, Efendimiz bir meselede ictihad etmiş ve daha sonra vahy bunu tashih etmemişse bu yerleşmiş ve nass gibi olmuş bir hükümdür. Çünkü Efendimiz Aleyhissalatüvesselam’ın hata üzere bir şeyi devam ettirmesi caiz değildir.[24] Peygamberin içtihadının vahy olarak isimlendirilip, gayrısına bu tabirin kullanılmaması ıstılahtır. Aslında Nebi’nin içtihadı, Vahyle kendisine öğretilenin cüz’iyyattaki tatbikinden ibarettir. Bu da bu içtihadın min veçhin vahy olmasını teyid etmektedir.[25]

Bütün bunlardan anlaşılan Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ictihad etmiştir. Ondan gayrısı için caiz olan içtihadın onun için caiz olması evleviyet tarikiyledir.[26] Mu’tezile tarzı fırkaların vakı’yı inkâr etmeleri hiçbir şeyi değiştirmeyecektir. Ve yapmış olduğu ictihadlarda kısmen hatalar olmuşsa, hatası üzere bırakılmamış vahyle içtihadı tashih edilmiştir. Yok, eğer tashih edilmemiş ise onun içtihadı ile sabit olan mesele katiyet ifade eden nass gibi olmuştur.[27]


Dipnotlar:

[1] Kur’an, Necm 3

[2]Taki el- Usmani, Usulu’lİfta 56-59 Karaçi 1998 B.1

[3] Ebu Davud Sünen,Akdıye, Babuİctihadi’r Re’y fi’lKada, 3592-3593, Tirmizi,Ahkam, Babu Macae fi’lKadi keyfe Yakdi, 1327-1328

[4] Muhammed İbn Maliki el-Alevi el-Haseni, Efendimiz Döneminde Fetva verme eyleminin vukuu hususunda hadisten ve sünnetten haberdar olan kimselerin şübhe etmelerinin mümkün olamayacağını söyler ve vukuuna dair on tane misal getirir. Bk. M. İbn Alevi el-Maliki, Şeriatullahi’l Halide, s.92 Mektebetu’l Melik Fahd, 1423 B. ? 

[5]Menna’ Halil el- Kattan,et-Teşri’ ve’lFıkhu’l İslami Tarihen ve Menhecen, trc. ZenelabidinTatlılıoğlu s.140 Hanifiyye Kitapçılık

[6]Ulema’nın ekserisine göre Peygamberlerin ictihad etmeleri caizdir. Yani bu durum Efendimize münhasır bir şey değildir. Nitekim Enbiya Süresi (58)’nde anlatılan Davud (Aleyhisselam) ile Süleyman (Aleyhisselam)’ bir itlaf davasında Davud Aleyhisselam’ın verdiği “koyunların arazi sahibine tevdi edilmesi” şeklindeki fetvayı “arazi sahibi ile koyunların sahibi arasında muvakkat bir takas yapılması önerisi ile değiştiren Davud (Aleyhisselam)’ın tavrı bunun en bariz örneğidir. Buna rağmen Mu’tezileden Ali el- Cübbai, mezkûr ayet-i Celileden Peygamberlerin İctihad edebilecekleri şeklinde bir çıkarım yapmanın isabetli olmayacağını söyler ve takriben altı vecihle davasını isbata çalışır. İmam Fahrurrazi Tefsirinde bu altı veçhi ve Cevap sadedindeki kendi görüşlerini zikreder. Bkz. Razi, Mefatihu’l Gayb  (İlgili ayet-i kerimenin tefsiri) Bu konuyla alakalı Ebu Ali el- Cübbai’nin görüşlerini tahlil ve diğer bazı İslam Uleması’nın görüşlerini mütalaa etmek isteyenler Abdülcelil İsa Ebu’n Nasr’ınİctihadu’rResul’unun (29- 51) sahifelerine bakabilirler. Daruİhyai’lKütübi’lArabiyye, Kahire 1950 B.?

[7] Müslim’in rivayetinde Mûsa İbn Talha babasından… Kitabu’l-Fedail, Babu Meayişi’d-Dünya ala sebili’r-Re’y, No: 2361

[8] İmam en- Nevevi, el-Minhac fi Şerhi Sahihi Müslim İbnHaccac, 15/116 Matbaa-i Mısriyye 1929 B. 1

[9] Bkz. İbn Kesir Tefsiru’lKur’ani’l Azim 4/88 DaruTayba1999  B.2

[10] Buhari, Şehadat, Babu Men Ekame’lBeyyineBa’de’l Yemin, No:2680

[11] Müslim, el-Fiten ve Eşratu’sSaa, BabuKıssati’lCessase, 119 No: 2942

[12]Celaleddin es-Suyûtî, ed-Dürrü’lMensûr, -ilgili ayeti kerimenin tefsiri-

[13] Muhammet Bin Alevi el-Maliki, a.g.e.,a.y

[14]Taberani, el-Mu’cemu’s-Sağir, 1/201, Harfu’lAyn, 556

[15]İbnMace, Ahkâm 18, No:2343

[16]HalidİbnVelid onları İslam’a çağırmış, onlar da buna mukabeleten “Eslemna” yerine kendi örflernde o gün Müslüman olanların kullandığı “Sabe’na”kelimesini kullanmışlardı. HalidİbnVelid (RadıyallahuAnh) bu kelimenin sarih olmaması gerekçesiyle birkısmını öldürüp diğer bir kısmını esir etmişti.Suyuti,ŞerhuSüneni’n-Nesai 8/237 Mektebu’lMatbuati’l-İslamiyye Tarih yok Baskı yok

[17] Buhari, Meğazi 58, Babuba’sin Nebiy Halid İbn Velid ila beni Cezime, No: 4339

[18] Ebu Davud, Akdıya, Babu’l İctihadbi’r Re’y 25 No:3594

[19] Müslim, Kitabu’l Cihad ve’s-siyer, Babu’l Mübaderebi’l Gazvi No:1770

[20] Kur’an, Al-i İmran 159

[21]Hâkim, el-Müstedrek, 4/99 No: 7009

[22] Ebu Bekir er-Razi el-Cessas, el-Fusul fi’l-Usûl, 4/289-290 Vizaretu’l Evkaf ve’ş Şuuni’lİslâmiyye, 1994,B.3

[23]Tirmizi, Ahkâm 14, No: 1326,

[24]Abdü’l Ali el-Leknevi, Fevatihu’rRahamût 2/407 D. Kütübi’l-İlmiyye Beyrut-Lübnan 2002, B.1

[25] El-Leknevi, a.g.e. 410

[26]Veliyyuddin Salih Farfur, el-Müzheb fi Usuli’lMezheb, 1/633 MektebetuDari’lFarfur Tarih, Baskı. –yok-

[27]Serahsi, Usûl, 2/96 D. Kütübi’lİlmiyye, 1993 B.1 (Ebu’l Vefa el-Efgani tahkikiyle)

Paylaş, Haberdar Et:


Ömer Faruk Korkmaz

Yazarın şu ana kadar yazılmış 14 makalesi bulunuyor.

Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ