Musellem İslami İlimler Forumuna Hoş Geldiniz

Musellem İslami İlimler Forumu

Gönderen Konu: Biz mi Zayıfız, Hadisler mi?  (Okunma sayısı 1343 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Aralık 27, 2017, 11:24:34 ÖS
  • Ziyaretçi
(Bir internet sitesinde yayınlanan yazımı buraya alıyorum. Selam ve dua ile.)

Farzedelim ki Rasulullah’tan rivayet edilen bir söz ulaştı bize. Peygamberimizin bu sözü hakikaten söyleyip söylemediğini merak ediyoruz. Ne yaparız?

Elbette ilk adımda ravi zincirini, senedi inceleriz. “Peygamber böyle dedi” şeklindeki iddianın doğru olup olmadığını bu yoldan görmek isteriz. Sahabeden başlayarak her bir nesilde bu hadisi rivayet eden güvenilir bir kişi var mı, senedde inkıtâ/kopukluk var mı, diye merak ederiz. Bu rivayetin sahih olması için her nesilde en az bir kişinin aktarması gerekir.

Bu düşüncelerle mevzubahis rivayetin senedine bakıyoruz; o da ne, daha Sahabe tabakasında 30 güvenilir ravi var! Rasulullah’ın dizinin dibinde yetişen, O’nunla gülen O’nunla ağlayan 30 sahabi, “Peygamberimiz şöyle dedi” diyerek rivayet ediyor bu sözü.

Tabiin tabakasına iniyorsunuz, aynı tablo. Önceden anlaşması imkânsız birçok tâbiî bu sözü bir sonraki nesle aktarmış. Ravi sayısı daha da artmış.

Tebe-i tâbiin nesline geliyorsunuz, aynı tablo. Çok daha geniş bir coğrafyada yaşayan birçok güvenilir ravi aynı bilgiyi aktarıyor.

En sonunda bazı meşhur hadis kitaplarına 100’ün üzerinde farklı isnad ile ulaşıyor bahsettiğimiz söz.

Şimdi biraz düşünelim; böyle bir nakille karşılaşan herhangi bir Müslümanın bu rivayeti reddetme ihtimali var mıdır? Akıl sahibi bir insan, otuza yakın sahabinin işi gücü bırakıp Peygamber’e yalan isnad etme yarışına girdiğini düşünebilir mi? Bu naklin uydurma olduğunu iddia edebilecek bir insan çıkar mı?

Çıkar. Maalesef çıktı.

Bahsettiğimiz bu sapasağlam rivayet, Nüzûl-i İsa rivayeti. Günümüzde “Hz. İsa dönmeyecek” diye kestirip atan bunca insan, bu kadar sağlam yollardan gelen mütevatir bir haberi reddediyor.

Allah Rasulü muhtelif zamanlarda, muhtelif vesilelerle İsa’nın dönüşünden, döneceği vakit yapacağı bazı işlerden vs. bahsediyor. Bu sözleri farklı farklı sahabiler duyuyor tabiatiyle. Hepsi Peygamber’in kendisine söylediği sözleri farklı farklı ortamlarda, değişik insanlara naklediyor. Ama tüm bu nakillerde ortak nokta aynı: Nüzûl-i İsa. Otuza yakın sahabe aynı şahidlikte bulunuyor: Peygamberimiz, Hz. İsa’nın (as) kıyametten evvel geleceğini haber verdi.

Hz. Peygamber ve onun yoldaşı sahabiler her zaman Hıristiyanlara muhalefet etti. Saç şekilleriyle bile onların sapkın hayat tarzlarından teberri ettiler. Hıristiyanlıktaki uydurma inançlar en açık bir üslupla inkâr edildi ilk Müslümanlarca. Ama hiçbir sahabi, “İsa dönecek” diyen Hıristiyanları reddetmedi, “hayır dönmeyecek” diyen tek kişi çıkmadı. Bu konuda söz söyleyen tüm sahabiler Hz. İsa’nın bir gün gökten ineceğini kabul etti. Çünkü Hıristiyanlıktaki bu inancın doğru bir hanif inancı olduğunu Peygamberlerinden öğrenmişlerdi.

Mutezile, Şia ve Ehl-i Sünnet’in ittifak ettiği görüşlerden biri olarak modern çağa kadar ulaştı Nüzûl-i İsa inancı. Hiçbir sahabi, tâbiî vd. bu inancın Kur’an’a aykırı olduğunu söylemedi. Zira Kur’an’da Hz. İsa’nın kıyametten evvel inmeyeceğine işaret ya da imada bulunan hiçbir ayet yoktu, ama aksi vardı.

Nüzûl-i İsa inancının Kur’an’a aykırı olmadığı gerçeğine dair, bu inancı en kesin bir dille reddeden Hayri Kırbaşoğlu’nun şu sözleri herhalde yoruma gerek bırakmamaktadır:
 

“Konuyla ilgili ayetler incelendiğinde bizzat görüleceği üzere ve birçok ilim adamının da ifade ettiği gibi, Hz. İsa'nın göğe yükseltilip, bilahare yeryüzüne indirileceği inancı, Kuran’da, tartışmaya mahal bırakmayacak netlik ve kesinlikte ifade edilmiş, değildir. Bilakis, ortada olan, Hz. İsa'nın inişinin leh ve aleyhindeki birçok ayetle ilgili filolojik izahlardan ve çok farklı tevil, tefsir, yorum ve iddialardan başka bir şey değildir.

Bu sebeple, Kuran açısından meselenin bir yorum ve dolayısıyla tercih meselesi olduğu söylenebilir. Bu, aynı zamanda Hz. İsa'nın nüzulü konusunda Kuran’ın belirleyici olmadığı anlamına da gelir; ki, geriye, belirleyici olarak rivayetler/hadislerden ve icma iddiasından başka bir şey kalmamaktadır.”


 
Bu sözleri alıntıladığımız makalesinde de Kırbaşoğlu ilgili hadislerin mütevatir değil “olsa olsa” sahih sayılabileceğini iddia ediyor. Gerçekten garip. Bu hadisler fareza mütevatir değil de sahih olunca ne değişmektedir? Sahih olduğunu itiraf ettiğimiz bir hadisi neden reddetmemiz gerekmektedir? Bu suallerin tamamını cevapsız bırakıyor makale.

Kur’an’a aykırı olmadığı bu kadar kesin bir rivayet, neden “Kur’ancı”lar tarafından kabul görmez?

Cevap aslında çok basit. Kur’ancılık akımı hadisleri Kur’an’a değil, Batılı zihin yapılarına arz eder. Materyalist, pozitivist zihin yapısına uymayan tüm rivayetler tartışmasız uydurma ilan edilir. Bu kafa yapısına uyan rivayetler ise senedi zayıf olsa bile aşkla şevkle kabul edilir. Mühim olan Kur’an’ın çizdiği koordinatlarda bir İslam anlayışı değil, Batı insanının rahat kabul edeceği sınırlarda bir din icadıdır. Mezkûr akımın Kur’an merkezli süsü verilmiş çoğu retoriği bu mukaddimenin bir devamıdır.

Kendi kendimize sormamız gereken bir soru var; zihin dünyamızı, düşünce haritamızı Allah’ın seçtiği elçi mi belirleyecek, popüler kültür mü?
« Son Düzenleme: Şubat 26, 2018, 05:25:20 ÖS Gönderen: Salih Kartal »


Şubat 26, 2018, 05:24:31 ÖS
Yanıtla #1
  • Müsellem İdaresi
  • Administrator
  • Yeni Üye
  • *****
  • İleti: 43
  • Teşekkür: 1
    • Profili Görüntüle
    • Hakkı Haykırmak İçin
Eyvallah.

Hayri Kırbaşoğlu yazınızda iktibas edilen sözleri nerede söylemiş diye baktım, "Hz. İsa'yı (as) Gökten İndiren Hadislerin Tenkidi" isimli makalesinde olduğunu gördüm.  Belirtmiş olayım..
Şubat 27, 2018, 12:53:34 ÖÖ
Yanıtla #2
  • Administrator
  • İstikrarlı Üye
  • *****
  • İleti: 224
  • Teşekkür: 8
  • Müsellem Forumları
    • Profili Görüntüle
Eyvallah.

Hayri Kırbaşoğlu yazınızda iktibas edilen sözleri nerede söylemiş diye baktım, "Hz. İsa'yı (as) Gökten İndiren Hadislerin Tenkidi" isimli makalesinde olduğunu gördüm.  Belirtmiş olayım..

Hayri Kırbaşoğlu bu konuda o kadar ifsada gitti ki Ebubekir Sifil hoca sırf bu makaleye tenkid için 2 ders yaptı.





Ayrıca Kocabaşoğlu ile benzer görüşlere sahip Hulusi Hatiboğlu'na Sifil hocanınreddiye mahiyetindeki kitabı da mutlaka okunmalı.


« Son Düzenleme: Şubat 27, 2018, 11:07:22 ÖÖ Gönderen: Salih Kartal »
Şubat 27, 2018, 11:14:28 ÖÖ
Yanıtla #3
  • Müsellem İdaresi
  • Administrator
  • Yeni Üye
  • *****
  • İleti: 43
  • Teşekkür: 1
    • Profili Görüntüle
    • Hakkı Haykırmak İçin
Ebubekir Sifil Hoca ve Hayri Kırbaşoğlu isimleri yan yana geldi ise bir başka kitaptan daha mutlaka söz etmek lazım : İdrak ve Tasik.

Yıllar evvel (2012) kitaba yazdığım tanıtım yazısından Kırbaşoğlu ile ilgili iki makalenin muhtevasına dair söylediklerim şöyle idi :

“İslam Düşüncesinde Sünnet” Üzerine
Doç. Dr. Mehmet Hayri Kırbaşoğlu adında bir yerli müsteşrikin İslam Düşüncesinde Sünnet – Yeni Bir Yaklaşım adlı eserine reddiye olarak kaleme alınmış bir yazı. Yazar Kırbaşoğlu bütün sistemi değiştirmek iddiasında  olunca  verilen cevapta  hayli uzun oluyor ve  kitabın en uzun ikinci  bölümünü oluşturuyor.  (En uzun bölümde yine aynı yazarın bu reddiyeye verdiği cevaba  yapılan eleştiri yazısı olup bundan sonraki başlıktadır.) Kırbaşoğlu hadis ve fıkıh ilimlerinde hüküm çıkarma adına uygulanan geleneksel metodu değiştirme davasını güderken birçok meseledeki hadisi şeriflerden kendine delil bulma gayretinde olunca hepsine aynı ayrı cevap lazım geliyor. Mehdi meselesi, hadisi şeriflerin ravi zinciri, sahihliği-zayıflığı, İslam alimlerinin günümüze dek tutumu, Hz Ömer’e (radiallahuanh) isnad edilen bir yanlış (!) müellefe-i kulub ve fetih arazilerinin takdimi meselesindeki içtihad..  Hepsine cevap verince kitabın en faydalı kısmını oluşturduğu kanaatinde olduğum başlıkta burası oluyor..

Bir Tecdit Girişiminin Anatomisi
Yukarıda da söylediğimiz gibi  Kırbaşoğlu‘nun yapılan reddiyeye  cevap vermesi üzerine, Sifil Hoca’ya yeni bir cevap hakkı doğmasının ürünü  olan bir yazı.  Kitabın en uzun bölümü olmasına reğmen gerekli yerlere daha önceki eleştiride cevap verilmesi ve meselenin artık yapılan edebiyat ve üstünlük davasına cevap halini alması sebebiyle çok tatmin olmadığım, diğerlerine  nazaran o kadar da faydalı bulmadığım bölüm..


Özellikle ilk makale hakkıyla incelendiğinde Kırbaşoğlu'nun zihin kodları çözülmüş olacaktır.

« Son Düzenleme: Şubat 27, 2018, 11:17:56 ÖÖ Gönderen: Salih Kartal »
 

Sitemap 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20