Musellem İslami İlimler Forumuna Hoş Geldiniz

Musellem İslami İlimler Forumu

Gönderen Konu: AŞILAR VE SAĞLIĞIMIZ  (Okunma sayısı 1389 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Nisan 24, 2018, 10:43:20 ÖÖ
  • Katılımcı Üye
  • **
  • İleti: 67
  • Teşekkür: 0
  • Tarih yazılmaya devam ediyor...
    • Profili Görüntüle
AŞILAR VE SAĞLIĞIMIZ
 

Aşı nedir?
 
Aşı: hastalıklardan korunmak için, hasta olmadan önce vücuda o mikrobun taklidi veya bizzat kendisinin çok çok zayıflatılmış halinin verilmesidir. Bu sayede insan vücudunun immünolojik (bağışıklık) sistemi bu mikrobu önceden alma imkânına sahip olur. Vücut bu mikropla tanıştırılır. Daha sonra vücut, mikrobun sahicisiyle karşı karşıya kaldığı zaman da ona güçlü bir yanıt verir. Çünkü bütün enfeksiyon hastalıklarında, hatta diğer hastalıklarda da, bütün mesele dışardan yabancı bir maddenin -ya da bu bazen insanın kendi molekülü de olabilir, romatizmal hastalıklar ve kanser de olabilir- vücut tarafından yabancı olarak algılanmasıdır. Buna karşı vücutta bir takım reaksiyonlar zinciri var. Genelde bu çatışma, hastalık tablosunu oluşturur. Bakteriler, virüsler, mantarların her biri kendine göre reaksiyonlar yapıyor. Vücudun da bunlara karşı bir reaksiyon biçimi vardır.
 
Yani özetle; çocuklara ve erişkinlere önce mikropların bir kısmı ya da zayıflatılmış halleri verilir ki vücut bu mikrobu tanısın… Tanıdık bir düşmanla mı daha iyi savaşırsınız ilk kez karşılaştığınız düşmanla mı? Vücut aşıya ne kadar duyarlı olursa o mikroba karşı korunma sistemi de o kadar güçlü olur.
 
Aşı gerçekten koruyor mu?
 
İnsanlık enfeksiyon hastalıklarından ve bulaşıcı hastalıklardan milyonlarca, milyarlarca kayıp verdi. Vebayı düşünün, Ortaçağ hastalığıdır. Ülkeler kayboldu, savaşlar kaybedildi. O bitti tüberküloz, kolera ve başka bir sürü hastalık tarihe geçti. Eskiden birçok çocuk kızamıktan ölüyordu. Bu çocuklar o virüsü aldıkları zaman üstüne başka enfeksiyon eklenmesiyle beraber ölüyorlardı. Bebek ölümleri ve anne ölümleri çok fazlaydı. Tetanostan insanlar ölüyordu.
 
İnsanoğlu 19. yüzyıl ve hatta daha öncesinde, çiçek aşısıyla, Çin’de ve daha sonra Avrupa’da sistematik bir şekilde söz konusu mikrobu önceden enjekte ederek yanıt üretebilme kaygısı başladı. Bu sayede teknoloji zaman içerisinde gelişti. İkinci Dünya Savaşı sonrası yeni gelişimler oldu. Ondan önceki aşı teknolojisi son derece geriydi. Birçok ülke sağlık alanında önemli aşamalar kaydetti.
 
Bugün çocuk felci aşısını nasıl inkâr edebilirsiniz? Çocuk felci aşısı olmasaydı bir sürü insan sakat kalmış olacaktı. Türkiye’de çocuk felcinden sakat olanlar şu an 40 yaş ve üzeridir. Son vaka şükür ki 1997’de ancak görülebilmiş.
 
Kızamık artık az görülüyor dersiniz, sonra kızamık öyle bir salgın yapar ki “Vay benim aşım niye yok” dersiniz. Tamamen yok olan hastalıklar ne? Örneğin çiçek. Çiçek 1978 yılında eradike (tamamen yok olma) edilmiştir, sıfırlanmıştır. Hastalıklarda elimine (ayrıştırma, uzaklaştırma) değil, eradikasyon önemlidir. Aşının kaldırılması için, hastalığın elimine olması değil eradike olması, sıfırlanması önemlidir. 1978’de Dünya Sağlık Örgütü dedi ki “Son vakamız 1978’de Afrika’da görüldü. O günden bu yana bir tek çiçek hastası yok.” Doktorlar teşhis edemezler artık, görülmediği için. Çiçek aşısı programdan çıkarıldı. Ama bu henüz demek değildir ki “Kızamık vd. artık nasılsa görülmez, aşı yapmayalım”. Neden? Yukarıda dediğimiz gibi şu an için elimine edildi, ERADİKE değil.
 
Sonuç olarak diyebiliriz ki aşıların koruyuculuğu % 95’in üzerinde. Aşağıda ki görselde aşısız ve aşılı dönemde ki hasta sayılarının azalışını görebilirsiniz (unicef):
 

 
Tablodan da anlaşılacağı üzere birkaç aşı haricinde hiçbir aşının yüzde 100 koruyucu olmadığını, aşılananların küçük bir bölümünde yanıt alın(a)madığını unutmamak gerekir.
 
Aşı karşıtı olmalı mıyız?
 
Sağlığın korunması ve sürdürülebilmesi için en etkili yöntemlerden biri aşı uygulamalarıdır. Çocuklarda aşılama, sağlıklı bir şekilde büyüyüp gelişebilmeleri için büyük önem taşımaktadır. Son yıllarda aileler tarafından farklı nedenlere bağlı olarak dile getirilen çekinceler aşı kabulünü etkileyebilmektedir. Özellikle ebeveynler çocuklarına aşı yaptırmakta tereddüt yaşayabiliyor. Şüpheci olmak çok önemli lakin şüphe ile komplo teorisini ayıran şey nedir? Doğruluğu kontrol edilemeyen/ispatlanamayan iddialara dayanan şüpheler komplo teorisidir. Bu yüzden iddiaları iyi değerlendirmek gerekir.
 
Sisteme güvenmek ya da güvenmemek sizin elinizde tabii ki. Güvenmemek yalnızca ilaç şirketlerinin değil, FDA, Dünya Sağlık Örgütü (WHO), UNICEF ve TC Sağlık Bakanlığı gibi birçok kurumun da bu komplonun bir parçası olduğunu iddia etmekle mümkün oluyor. Hatta aşı karşıtı iddialarda da geçtiği gibi etrafımızdaki tüm doktorları “sorgulamayan kör inançlı”, “komploya boyun eğmiş”, “kişisel çıkarı için insanların sağlığını hiçe sayan” olarak nitelememiz gerekiyor.
 
Son olarak aşılar ilaç şirketlerinin karını arttırmak yerine düşürüyor. Biliyorsunuz ki birçok ülkede çocuk aşıları ücretsiz yapılıyor. Hükümetler, bütün çocukların aşılanmasının masrafının, aşılanmazsa hastalanacak çocukların bakım masraflarından çok daha az olacağını bildiği için bu yükün altına giriyor. Yani yaşanacak can kayıplarını ve hastalıklardan dolayı kaybedilecek zaman ve iş gücünü bir kenara bıraksak dahi, hastalıkların maddi külfeti (yani ilaç şirketlerine kazandıracağı para) aşıların kazandırdığından çok daha fazla olacak.
 
Ne kadar geriye gidiyor aşıyla ilgili tartışmalar?
 
Aşı karşıtı söylevlerin tarihi, aşıların tarihi kadar eski; yakın zamanda ise Fransa böyle bir sorun yaşadı. Fransa’da “Hepatit B aşıları içinde civa var ve civa Multipl Skleroz’a (MS) yol açıyor” dediler. Ve Fransa, 90’ların başında yeni doğanlar için Hepatit B aşılama zorunluluğunu kaldırdı. O zamanlar Bernard Kouchner Sağlık Bakanı’ydı. Ondan bir 10 sene önce; 80’li yıllarda bir AIDS skandalı yaşadı Fransa. Hemofili hastalarına kan ürünleri veriyorlar, çeşitli insanlardan kan almışlar, bunların içinde HIV+ insanlar da var. Kontrol edilmeden hemofili hastalarına o ürünler kullanıldı ve yaklaşık 500 kişiye AIDS bulaştı. Böyle bir skandalı yaşamamak için, korkularından Hepatit B aşısını kaldırdılar ama yerine yeni doğanlara altılı, beşli aşıları zorunlu kıldılar. Onun içinde Hepatit B aşısı var zaten. Fakat daha sonra acaba gerçekten “Hepatit B aşısına koruyucu olarak eklenen civa MS’e yol açıyor mu” denildi.  Ancak bu güne dek bilimsel olarak deneysel koşullarda böyle bir ilişki gösterilmedi.
 
Aşıların yan etkisi yok mu?
 
Aşıların zaman zaman yan etkileri olabiliyor. Bunların en sık görüleni içerdikleri virüs parçacıklarına, antijenlere bağlı ortaya çıkan ve bağışıklık sisteminin tetiklendiğini gösteren ateş. İlaveten aşı yerinde kızarıklık, hassasiyet gibi belirtiler olabiliyor. Aşı steril yapılmadıysa enfeksiyon önemli bir sorun olabilir, ama günümüzde artık steril enjektörler sayesinde bir sorun olmaktan çıktığını söyleyebiliriz. Diğer yan etkilerin çoğu önemsiz ve geçicidir.
 
İmmünolojinin tıp tarihine kazandırdığı belki de en önemli şey aşıdır. Yılda iki buçuk milyon çocuk, aşıyla korunabilir hastalıklardan dolayı, ekonomik nedenlerden vs. aşılanamadıkları için hayatlarını yitiriyor. İnsanlar aşıların yararlarını unutuyor. Toplum sağlığı açısından baktığınız zaman böyle bir gerçek var. Baş ağrınız varsa onu ortadan kaldırmak için bir analjezik alıyorsunuz. O analjeziğin yan etkilerine bakarsanız, yüzlerce yan etkiden bahsediliyor. Ama ağrınızı dindirmek için hiçbirini kaale almazsanız. Aşıysa ilerideki bir tarihte karşılaşacağı hastalığa karşı korumak için sağlıklı bir çocuğa yapılıyor. İşte o zaman o ilaç için fazla dikkat edilmeyen yan etki sorunu nedense gündeme geliyor.
 
Mesela çiçek hastalığı (smallpox) dünyadan tamamen kaldırılmış aşılar sayesinde. Yılda 5 milyon insanın hayatının kurtulduğu hesaplanıyor. Peki ya yan etkiler? Çiçek aşısı yüzünden her 1 milyon kişide 1-2 ölüm gerçekleşmiş bugüne kadar (ki bunların da gerçekten çiçek aşısına mı bağlı yoksa aşı sonrası gelişen birtakım komplikasyonlara mı bağlı ispatlanamamış).Yılda 5-10 çocuk ölüyor, bir kısmı da hayati olmayan bazı sorunlar yaşıyor ama 5 milyonu kurtuluyor. Kar zarar hesabı ortada değil mi?
 
İşte aşı karşıtı kampanyalar bu büyük resmi görmek yerine minimum düzeyde olan yan etkileri servis ediyor maalesef.
 
Batı ülkelerinde diğer birçok hastalık da görülmüyor artık aşılar sayesinde yine (çocuk felci gibi). Maalesef dünyanın diğer taraflarında bu hastalıklar hala var, bunun en önemli nedenlerinden birisi de aşı karşıtı kampanyalar. Eğer komplo teorilerine inanacak olursak, aşı karşıtı kampanyaların “dış mihrakların” gelişmemiş ülkeler üzerine oynadığı oyunlardan birisi olduğunu söylememiz gerekirdi.
 
Her ülkede aşı uygulanıyor mu?
 
EVET. Her ülkenin mikrop şekilleri kendine özeldir. Çünkü bir topluluğun mikrop şekillerini yaşantısı, kültürü, temizlik anlayışı, beslenme alışkanlığı, iklimi, doğal kaynakları, toksik maddelere maruziyeti, sağlık politikaları, aldığı göçler gibi durumlar belirler. Bu nedenle her hastalık her toplumda aynı şekilde ve aynı şiddette seyretmez. Her ülke kendi mikrobunu toplumsal sağlık araştırmaları ile bulur ve kendi ülkesine özel mikroba karşı aşı uygular. Bu nedenle ülkelerin aşı uygulama zamanları farklı olabilir.


Nisan 24, 2018, 10:44:33 ÖÖ
Yanıtla #1
  • Katılımcı Üye
  • **
  • İleti: 67
  • Teşekkür: 0
  • Tarih yazılmaya devam ediyor...
    • Profili Görüntüle
Aşıların herhangi bir denetim/kontrol mekanizması yok mu?
 
Elbette var. Örneğin kimse bahçesinden çıkan suyu şişeleyip milyonlara/milyarlara satamaz Sağlık Bakanlığı’ndan izin almadan. Aynı şekilde basit bir el kremi bile Sağlık Bakanlığı’ndan izin almadan piyasaya sürülemez. İlk izinden sonra kontroller de devam eder. Bakanlığın ifşa ettiği sahte balları, kusurlu suları vs hatırlayınız.
 
Aşılarda ve ilaçlarda bu durum çok daha ciddidir. İlaçlar piyasaya sürülmek için ABD’de meşhur Food and Drug Administration’dan (FDA) 4 aşamada izin almaya tabidirler. FDA’nın yanında ülkelerin sağlık bakanlıkları ve benzer organlar da var.
 
FDA iznini almaya çalışan ilaçlardan %95’i testleri geçemiyor (forbes.com), bu çok ciddi bir oran. Yine aynı makaleye göre ArGe harcamaları ve regülasyonları geçmek için harcanan miktarlar ilaç başına 350 milyon ile 5 milyar dolar arasında değişiyor.
 
Peki, sistemde hata olmuyor mu? Elbette oluyor ve sonradan o ilaç/aşı piyasadan çekiliyor. Örneğin FDA’nın başlattığı Vaccine Adverse Event Reporting System (Aşı yan etkileri şikâyet sistemi) ile aşı şikâyetleri iletiliyor sisteme 1990’dan beri. Lakin o oldukça düşük hata oranlarına bakarak tüm sektörü kötülemek insafsızca olur kanaatindeyim. O düşük hata oranları yüzünden tüm ilaçları reddetmek, çok faydalı ve hayat kurtaran ilaç ve aşıların faydalarından mahrum kalmak demek. Bunu yukarıda çiçek aşısı ile örnekledim. Aynı şekilde modern araçlar insan ölümüne sebep oluyor diyerek taşıtları reddetmiyoruz mesela.
 
Peki, o kadar aşı yapılıyor neden nerdeyse herkes senede en az 1-2 kez hasta oluyor?
 
Aşıların koruyuculukları aşının cinsine, kişinin bağışıklık sistemine ve en önemlisi toplum bağışıklık eşiğine göre değişebiliyor. Vücutta bağışıklık yanıtını veren farklı tür antikorlar var. Bunların bazıları uzun ömürlü, bazıları daha kısa ömürlü. Kısa ömürlü antikor üretimi olduğunda rapel dediğimiz tekrar aşısı ile vücuda o antijeni tekrar anımsatmak gerekli. Bu nedenle birkaç yıl arayla bazı aşılar tekrarlanıyorlar. Bazı çocuklarda bu antikorların ömrü daha kısa veya daha uzun olabiliyor. Buna rağmen, verilere baktığımızda, aşı olan çocukların hastalanma ihtimallerinin sıfır olmasa da çok düşük olduğunu görüyoruz. Hastalansalar bile genelde hastalığı aşı olmayan çocuklara göre çok daha kolay atlatıyorlar.
 
Burada çok önemli bir husus da toplum bağışıklık eşiği. Bağışıklık oranı düşen toplumlarda, aşılanmış çocukların da hastalanma ihtimali göreceli olarak artıyor, çünkü ortalıkta virüslerin dolanacakları ve üreyebilecekleri aşısız çocuk sayısı artmış oluyor. Bu nedenle hastalık görülme sıklığını azaltmada, toplumdaki aşılanmış birey sayısı çok önemli.
 
Bağışıklık sisteme bu kadar çok aşı yüklemekle, otoimmun sistem zarar görür mü?
 
Vücudumuz aşılar haricinde her gün yemeklerle, havayla ve diğer giriş noktalarıyla vücudumuza giren sayısız mikroorganizma, allerjen (polen, hayvan tüyü, ev tozu, mite vs), ve kimyasal maddeyle karşılaşıyor. Bu maddelerin tamamı bağışıklık sistemini tetikleyerek bağışıklık yanıtı oluşturuyor. İnsan vücudu ve bağışıklık sistemi bütün bu antijen hücumu ile başa çıkacak şekilde donatılmıştır. Karşılaştığımız her yeni antijen, vücudumuz tarafından kataloglanıyor, uygun antijen sentezleniyor ve antijen yapısını anımsayan hafıza hücreleri üretiliyor. Bu süreç, sağlıklı bir bağışıklık sistemine sahip olmak ve kolay hastalanmamak için çok önemli. Hatta küçük yaşta yeterince antijenle karşılaşmayan (steril yetiştirilen) çocukların ileri yaşlarda ciddi bağışıklık sistemi sorunları ve allerjik sorunlar yaşadığına ilişkin çok ciddi çalışmalar var. Bu nedenle antijenin çoğundan değil, azından zarar gelir diye düşünmekte fayda var.
 
Aşıların içeriğindeki formaldehit kanser yapar mı?
 
Çoğumuz formaldehit deyince içinde kadavraların saklandığı, yoğun kokulu kimyasal bir bileşen geliyor aklımıza. Formaldehit, aşılara raf ömrünü artırmak, aşıların içinde zararlı bakteriler üremesini engellemek amacıyla ekleniyor.
 
Formaldehit yüksek miktarlarda gerçekten de toksik bir madde olarak kabul ediliyor, ancak düşük dozlarda bu tip bir negatif etki saptanmış değil.
 
Dahası, kulağa epey korkutucu gelse de, formaldehit aslında DNA ve amino asit sentezi sırasında zaten vücudumuz tarafından doğal olarak sentezlenen bir madde. Tüm insanların kan dolaşımında, aşı olsunlar olmasınlar, aşıların içerdiğinden çok daha yüksek miktarlarda (bir mililitre kanda yaklaşık 2.5 ug) formaldehit mevcut.
 
2 aylık, ortalama 5 kg ağırlığında bir bebeğin yaklaşık 450 ml kanı olduğuna göre, bu bebeğin dolaşımında doğal metabolik süreçlerle sentezlenen formaldehit miktarı zaten 1.1 mg civarında olacaktır.
 
Oysa aşılardaki formaldehit miktarı bu miktarın çok ama çok altında. Yani, aşıların içindeki formaldehit miktarı, vücudun kendi ürettiği formaldehit miktarının neredeyse 50-60’ta biri.
 
Aşıların içerisinde fetüs kalıntıları, maymun ve domuz ürünleri katıldığı doğru mu?
 
Aşıların içeriği aşıya göre değişiyor. Her aşının prospektüsünde içeriğinde neler olduğu yazılı. Bazı aşılar hazırlanırken hücre kültürlerine ihtiyaç duyuluyor ve bu kültürlerde kullanılan ilk hücreler 1960’larda fetal dokulardan toplanan fibroblast denen hücreleri kullanıyorlar. Ancak bu hücre serisi 1960’tan beri tamamen laboratuvarda üretiliyor, herhangi bir yeni cenin dokusu kullanılması söz konusu değil, tamamı laboratuvarda test tüplerinde üretilmiş hücreler bunlar. Maymun ve domuz gibi hayvanlar kullanılmıyor. Nadiren tavuk yumurtaları da (örneğin grip aşısı) kullanılabiliyor. Ayrıca aşı hazır hale geldiğinde vücudunuza zerk edilen sıvıda bu hücreler bulunmuyor.
 
Diğer taraftan, viral aşıların hayvan hücrelerinde yetiştirildiğinde, henüz tespit edilmemiş virüslerin bulaşma potansiyeli olduğu fark edildiğinden zaten maymun ve dozuz kültürlerinin (dokularının) kullanılması mümkün değil. Ayrıca bu hayvanların DNA’sının kullanıldığı da gündemde. DNA belirli kimyasallara maruz kaldığında stabil olmadığı (yapısını koruyamadığı) için, çoğu aşının yapılması sürecinde imha olur zaten. Bu nedenle, son aşı preparasyonundaki insan DNA miktarı minimaldir (bir gramın trilyonları) ve yüksek oranda parçalanmıştır. DNA parçalanmış olduğundan, zaten muhtemelen bir protein üretemez. Bununla birlikte aşıdaki DNA, hücresel insan DNA'sına dâhil olamaz. Ki böyle bir şey günümüz teknolojisiyle bile mümkün değil. Belki konumuzla alakasız ama bu başarılabilirse, gen terapisi ile birçok genetik hastalıklar önlenebilir.
Nisan 24, 2018, 10:48:27 ÖÖ
Yanıtla #2
  • Katılımcı Üye
  • **
  • İleti: 67
  • Teşekkür: 0
  • Tarih yazılmaya devam ediyor...
    • Profili Görüntüle
Aşıların içerisinde bulunan civa, thiomersal gibi bileşenlerin OTİZM yaptığı söyleniyor. Doğru mu?
 
Aşıların içerisinde direkt civanın kendisi yok, Thiomersal (sodyum etil-civa tiyosalisilat) yani civanın ham maddesi var ve Dünya Sağlık Örgütü’nün araştırmalar sonucunda tehlikeli olarak belirlediği miktardan az. Yani güvenli sınırda…
 
Thiomersal vücutta parçalandığı zaman etil merküre ayrışıyor. Ve etil merkür, civa zehirlenmesine yol açacak şekilde depolanmadan, vücuttan süratli bir şekilde atılıyor. Civa zehirlenmesine yol açan ise metil merkürdür. “Thiomersal dediğimiz koruyucu madde civa zehirlenmesine yol açar” diyenler, bunu metil merkürle karıştırıyor. Aslında söz konusu olan metil merkür değil, etil merkür. “Etil merkür depolanmadan vücuttan bir haftada atılan bir madde olduğu halde ben yine de bu zarar vermeyecek civa preparatını çocuğuma vermek istemiyorum” diyorsanız çocuğunuza hiç balık yedirmemeniz lazım. Bütün boğaz balıklarında aşıyla verdiğiniz etil merkürden daha fazla depolanmayan civa var. Yani rutin aşı programını tamamlamış olan altı aylık bir bebeğin aşıyla almış olduğu toplam civa (thiomersal) miktarı 120 birimdir. 160 gram (1 küçük konserve) ton balığında 12 birim civa vardır. Yani çocuğunuz her yaşta sadece 1 konserve ton balığından 10 kutu yerse tüm aşıdaki kadar civa alır. (Sanırım bir insan ömrü boyunca 1 tanede olsa konserve ton balığı yer öyle değil mi?) Diğer balıklardan, bitkisel besinlerden, havadan aldığı civayı da hesaba katarsak bir kaç gün içerisinde hayati koruma sağlayan aşıların içerisindeki kadar civayı zaten alır. Ancak aşı karşıtları bu konuya değinmemektedir.
 
İkincisi; Thiomersal nerede kullanılıyordu? 10’luk aşı flakonlarının içinde kullanılıyordu. Eskiden okullarda aşı yapılırken enjektörü batırır, bir çocuk için aşı miktarını çeker, aşıyı yapar, sonra bir diğer çocuğu aşılamak için yeniden flakondan aşıyı çekerdik. İğnenin defalarca flakon içine girip çıkması sırasında olası bakteri kontaminasyonunu (mikrop bulaşması) engellemek, aşının etkinliğini artırmak ve ömrünü uzatmak için flakon içine Thiomersal konulurdu. Şimdi artık öyle flakon şeklinde aşı kullanılmıyor, tekli dozlu aşılarda da Thiomersal yok zaten.
 
Diğer taraftan; Thiomersal ne çocukları zehirler ne de otizm yapar. Bu sonuç; yıllar süren, birçok ülkede ciddi ve kapsamlı araştırmalardan kanıta dayalı olarak elde edilmiştir. Otizmde ki artışın en önemli nedeni tıbbın ilerlemesi ve daha önceden fark edilmeyen, tanı konmayan otizm hastalarının artık fark ediliyor olması. Yani otizm de anlamlı bir artış yok, otizm tanısı alan hasta sayısında artış var.
 
2014 yılında 1.256.407 çocuğu içeren beş vaka-kontrol çalışması ile 9920 çocuğu içeren beş kohort çalışma meta-analizinin sonuçları; KKK aşılaması, çoklu aşılama, kombine aşı uygulamaları ve thimerosal maruziyeti ile otizm arasında ilişki olmadığını göstermiştir (Taylor LE, et al. Vaccine 2014).
 
Bu arada aşı ile otizm geliştiğini savunanların başında yer alan aşı karşıtı Dr. Andrew Wakefield’ın, aşı karşıtı lobi adına çalıştığını ve bu iş için 750 bin dolar para aldığının British Medical Journal’da bir editoryal makale yayınlayan Brian Deer isimli araştırmacı tarafından öne sürüldüğünü de göz ardı etmemek gerek !.
 
Diğer yandan civa zehirlenmesi bulgularıyla otizm bulguları farklıdır. Ancak aşı karşıtlarının çoğu tıp uzmanı olmadıkları için bunu ayırt edemiyorlar. Örneğin; böcek ilacı zehirlenmesine bağlı yüksek miktarda civa alımında sinir sisteminin ilgili merkezleri etkilendiği için dengesiz yürüme, titreme olur ancak otizmde ise tekrarlayan hareketler vardır. Otizmli bir çocuk sık sık düşebilir, sürekli el çırpabilir bunun nedeni dengesiz yürümesi, titremesi değil tekrarlayan hareketler yapması ve dikkatinin dağınık olmasıdır. Kısaca aşı karşıtlarının otizm sandıkları durum salında otizm değildir.
 
Aşı karşıtları: “Otizm aşılarla paralel arttığına göre aşı otizm yapıyor” sonucuna varmaktadırlar (kendi ifadeleridir). Küçük bir araştırma yapınca aslında organik gıda tüketiminde otizmle paralel arttığını görüyoruz. Acaba bu bilgiden organik gıda alımı otizm yapıyor sonucunu çıkartabilir miyiz? Elbette hayır.
 

 
Tersten düşünürsek, içindeki civa nedeni ile aşılar otizmi arttırıyorsa aşılardan civa çıkartıldığında otizmde azalma olması gerekir öyle değil mi? Öyle değil! Peki bu durum bilim çevrelerince araştırılmış mıdır? EVET! Farklı ülkelerde yapılan araştırmalarda dönem dönem aşılardan civa çıkartılmış ancak otizm de azalma değil aksine belli zamanlarda artış bile görülmüştür. Peki o zaman civa çıkartıldığında otizmin azalması gerekmez miydi? Aşı karşıtları bu çelişkiyi açıklayamamışlardır.
 
Tekrar söylemek gerekirse: Otizmde ki artışın en önemli nedeni aşı içerisindeki civa değil tıbbın ilerlemesi ve daha önceden fark edilmeyen, tanı konmayan otizm hastalarının artık fark ediliyor olmasıdır. Yani otizm de anlamlı bir artış yok, otizm tanısı alan hasta sayısında artış var.
 
Benzer bir endişe kaynağı da bazı aşılarda Thiomersal yerini alan alüminyum katkısı…
 
Aşıların içinde etken madde dışında eser miktarda koruyucu amaçlı konan maddeler var. Bunlar aşı solüsyonunun steril kalması için önemli. Ancak aşı karşıtı web sitelerinde yer alan aşı içeriklerinin hemen çoğu yanlış. Ayrıca bu siteler insanları kimyasal isimlerle korkutma yoluna gidiyorlar. Bazen en bildiğimiz maddelerin bile isimleri epey korkutucu olabiliyor. Örneğin alüminyum.
 
Aşılarda alüminyum bulunması tüm aşı karşıtı lobi tarafında bir dehşet öğesiymiş gibi aktarılıyor. Oysa Alüminyum yerkabuğunda en sık rastlanan metallerden birisi. Pek çok yiyecekte, suda hatta anne sütünde bile doğal olarak mevcut. Bebek mamalarında, gaz giderici ilaçlarda kullanılıyor. Vücudumuz kapalı bir kutu değil. Ne kadar dikkat edersek edelim, içinde yaşadığımız evrenden çeşitli maddeleri solunum ya da sindirim yoluyla alıyoruz. Aşıların içeriklerindeki koruyucu maddeler o kadar küçük ve az miktarda ki, çevreden aldıklarımızın yanında son derece önemsiz kalıyor.
 
Bu alüminyum, adjuvan dediğimiz bir madde. Niye konuyor? Çünkü aşılar gün geçtikçe saflaştırılıyor. Ve saflaştırıldığı zaman aşının immün sistemi uyarıcı etkisi azalmakta. Bunu güçlendirmek için içine alüminyum koyuyorlar. Alüminyum ile aşının maddesini karıştırıp verdikleri zaman o madde yavaş yavaş dağılıyor, böylece daha uzun süre bağışıklık sistemini uyarıyor.
 
Alüminyum hidroksit yaklaşık 75 yıldır kullanılır, alüminyumun yan etkisine dair tek bir yayın bile yok. Benzer biçimde suçlanan bir diğer adjuvan skualen’dir, ancak bu adjuvan günümüze dek 50 milyondan fazla doz aşı içinde kullanılmış olduğu halde herhangi bir olumsuzluk bilimsel olarak kanıtlanmamıştır.
 
İnternetten okudum aşılar Guillain Barre denen bir sendroma yol açıyormuş, doğru mu?
 
Literatürde aşı sonrası çok az sayıda da olsa Guillain Barre sendromu olan kişiler var, ama görülme oranı çok düşük. Aşı Yan Etkileri Bilgilendirme Sistemi (Vaccine Adverse Event Reporting System -VAERS)‘ne göre aşı sonrası GBS oluşma riski 1 Milyon kişide 1 civarında. VAERS verilerine göre 2009 yılında uygulanan 46.2 milyon doz aşıya bağlı ortaya çıkan GBS vaka sayısı 12 adet. Bu 12 vakadan sadece 4 adedin tanısı 2009 yılı sonu itibariyle kesinleşmiş GBS. İşin ilginç yanı, GBS viral enfeksiyonlardan sonra da ortaya çıkabiliyor, hem de viral enfeksiyonlardan sonra görülme sıklığı çok daha yüksek: 100 bin kişide 1 kişi. Yani GBS önemli bir hastalık da olsa, çocuklar aşılanmayıp viral enfeksiyon geçirdiklerinde GBS’ye yakalanma ihtimalleri daha yüksek. Onun için slogan olarak aslında “Eğer Guillain-Barré gibi nörolojik bir komplikasyona yakalanmak istemiyorsanız, aşılanın, aşı sizi ondan da koruyor” denmesi daha isabetli olacaktır.
 
Peki aşılar Alzheimer, Multiple Skleroz ve hperaktivite yapıyor mu?
 
Şu anda Türkiye ’de yenidoğan bebeklere yapılan Hepatit B aşısı Engerix B’nin prospektüsündeki yan etkiler listesinde çok nadir ‘multipl skleroz dahil’ bazı hastalıklar yer alıyor. Bunu sorumluluktan kurtulmak için yapıyorlar. MS’in yayılım haritasına baktığınız zaman, hastalık daha çok kuzey ülkelerinde görülür. Hepatit ise daha çok güneyde görülüyor. Hepatit B aşısı, MS’e yol açsaydı, Hepatit B’nin çok sık görüldüğü, yani çok aşılama yapılan yerlerde MS’in daha çok görülmesi lazımdı. Böyle bir şey yok, tam tersi. Aşı uygulamaları sonucu, MS’in görüldüğü yaş ve cinsiyet gruplarında değişme yok. Kuzey-Güney ülkelerinde MS görülme sıklığı ve bu ülkelerde aşı uygulama oranları çok farklı.
 
Yıllar içinde KKK (MMR-Kızamık, kızamıkçık, kabakulak) aşısı da suçlandı. KKK’nın kullanım oranı arttı ama o tarihlerden beri MS oranı hiç değişmedi. Aralarında hem immünolojik olarak hem epidemiyolojik olarak herhangi bir bağlantı yok. 
 
Bir hastalık ortaya çıkıyor, nedeni bilinmiyor. Aileye “Siz bir süre önce çocuğunuza Hepatit B aşısı, grip aşısı, KKK (Kızamık, kızamıkçık, kabakulak) aşısı yaptırdınız mı?” diyorlar. “Yaptırdık” diyince, “İşte ondan” diyorlar. Bu çok düz mantıkla yapılan bir bağlantı. Bir aşının bu tip bir soruna yol açtığını göstermek için fare deneylerinde, hayvanlara vereceksiniz aşıyı, hayvanlarda MS ya da otizm oluşacak. Böyle bir deney yok. Dolayısıyla bilimsel gerçekliği de yok. Tamamen varsayım.
 
Sonuç olarak; alzheimer, otizm, hiperaktivite ya da MS’in alüminyumdan ya da civadan olduğuna dair bilimsel bir yayın yok. KKK (Kızamık, kızamıkçık, kabakulak) aşısı 10 milyon doz kullanırken 100 milyon doza çıktı. Bu 10 misli katlanırken, global olarak, alzheimer, MS, hiperaktivite ya da otizmin de artması lazım. Hiçbiri artmıyor, çünkü öyle bir şey yok.
Nisan 24, 2018, 10:50:36 ÖÖ
Yanıtla #3
  • Katılımcı Üye
  • **
  • İleti: 67
  • Teşekkür: 0
  • Tarih yazılmaya devam ediyor...
    • Profili Görüntüle
En nihayetinde şunu kesin olarak söyleyebiliriz ki:
 
Aşı yaptırılmaması yalnızca çocuğa değil aynı zamanda topluma da yapılan bir kötülüktür. Aşı yaptırmak toplumun korunmasını yani dolaylı olarak o toplumda yaşayan çocuğun korunmasını içeriyor. Yani toplum bağışıklık eşiğinin yüksek tutulması açısından çok önemli. Bağışıklık oranı düşen toplumlarda, aşılanmış çocukların da hastalanma ihtimali göreceli olarak artıyor, çünkü ortalıkta virüslerin dolanacakları ve üreyebilecekleri aşısız çocuk sayısı artmış oluyor. Bu nedenle hastalık görülme sıklığını azaltmada, toplumdaki aşılanmış birey sayısı çok önemlidir. Unutulmamalıdır ki hiçbir aşının etkinliği bireysel aşılamada yüzde yüz değildir. Aşıların bir hastalığı tam olarak önlemesi ancak toplumsal etkiyle olur. Yani bazı kişilerin aşılanmaması aşılanan kişilerin de aşıdan maksimum yarar elde etmesini engellemektedir.
 
Somut örneklerle; bazı hastalıklarda artış gözlendiğini üzülerek izlemekteyiz. Örneğin bildirilen boğmaca vakaaları son üç yıldır belirgin bir şekilde artmaktadır.
 
Maalesef ki kızamık vakalarının da artış var. 2016 yılını  9 kızamık vakası görülürken 2017 yılında vaka sayısı 85’e çıktı. Bu sayıda aşılanmış ama korunamamış çocuklar da var. İşte bu vaka artışında, aşı reddindeki artış sebebinin olduğunu biliyoruz. 2018 yılında şimdiden (mart ayı itibariyle) 44 kızamık vakası tespit edildi. Bu artış, aşılanmamış çocuklar nedeniyle oluyor. Eğer aşı reddi sayısı artışa geçerse ileride yaşanacak bir salgın durumu bizi bekliyor olur, bu kaçınılmaz bir sonuç. Avrupa’da da bazı ülkelerde salgın yaşanıyor şu an. Sırbistan’da 4 bin vaka kaydedilmiş. Yine Ukrayna’da da salgın olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla Türkiye’de de bu risk var.”
 
Dahası enfeksiyon hastalıkları kliniklerinde aşılanmadığı için pnömokok menenjitinden ölen ve sakat kalan vakalar da mevcuttur.
 
Sonuç olarak;
 
Aileler çocuklarına aşı yaptırıp yaptırmama konusunda kendilerinin karar verme hakkı olduğunu söylüyor. Ama bir noktayı kaçırıyorlar; aşı ilaç gibi değildir. Aşı sadece yapılan çocuğu değil, bütün çocukları korur. Dolayısıyla çocuklarını aşılatmayan aileler diğer çocukları da tehlikeye atmış oluyor. Bu şekilde giderse sadece kızamık konusunda değil, diğer hastalıklarda da ciddi sorunlar yaşanmaya başlayacaktır. Yapılan çok ciddi çalışmalara göre aşılanma yapılmadığında 14 binden fazla çocuk kaybedebilecektir. Yani aşılama ile bu kadar çocuk ölümden kurtarılmış olacaktır.
 
 
Uzm. Dr. Aziz KARACA
(24.04.2018)

 
 
Faydalanılan kaynaklar:
 
Dr. Attila Alp Gözübüyük. Aşılar hakkında herşey. (http://www.doktorattila.com/asilar-hakkinda-her-sey/)
 
Çuhadar B. Prof. Dr. Selim Badur’la söyleşi: “Aşıyla otizm arasında bilimsel bir ilişki yok” Radikal Gazetesi, 2015 (Ulaşım tarihi: 24.04.2018, http://www.radikal.com.tr/hayat/asiyla-otizm-arasinda-bilimsel-bir-iliski-yok-1397353/)
 
M. Talha Gökmen. (http://www.talhagokmen.com/2014/02/02/asi-ve-ilaclar-turkish-only/)
 
https://www.unicef.org/pon96/hevaccin.htm
 
https://www.forbes.com/sites/matthewherper/2013/08/11/how-the-staggering-cost-of-inventing-new-drugs-is-shaping-the-future-of-medicine/#1eb158cc13c3
 
http://www.wiki-zero.com/index.php?q=aHR0cHM6Ly9lbi53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvTGlzdF9vZl92YWNjaW5lX2luZ3JlZGllbnRz
 
http://www.chop.edu/centers-programs/vaccine-education-center/vaccine-ingredients/dna
 
http://www.chop.edu/news/news-views-why-were-fetal-cells-used-make-certain-vaccines
 
https://yalansavar.org/2012/01/19/asilar-ve-komplo-teorileri-bolum-3-asi-karsiti-iddialar-ve-yanitlari/
 
Prof. Dr. Mehmet Ceyhan. (https://www.sozcu.com.tr/2018/saglik/prof-dr-mehmet-ceyhan-turkiyede-kizamik-salgini-yasanabilir-2316102/)
 
 

Sitemap 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20