Musellem İslami İlimler Forumuna Hoş Geldiniz

Musellem İslami İlimler Forumu

Gönderen Konu: İZMİR’İ KİM YAKTI?  (Okunma sayısı 283 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Eylül 09, 2018, 09:41:53 ÖS
  • Katılımcı Üye
  • **
  • İleti: 63
  • Teşekkür: 0
  • Tarih yazılmaya devam ediyor...
    • Profili Görüntüle
İZMİR’İ KİM YAKTI?



Klasik tarih kitaplarında İzmir’i kaçan Yunan askerlerinin yaktığı iddiasına sık sık başvurulduğunu biliyoruz. Aynı şekilde Yunanlar da Türkleri şehri Hıristiyanlardan temizlemek ve mallarına el koymak için yakmakla suçlamış ve bu siyasi tartışma böylece sürüp gitmiştir.

Ancak dikkat edilirse aynı tartışma şehrin Müslüman ve Yahudi mahallelerini aynı şekilde yok eden 1917 Selanik yangını için yapılmaz. Neden acaba?

‘Tarihte son nokta diye bir şey yoktur’ derler, iyi ki de yoktur. Bu da tarihin anlatılmış ve anlatılacak hikâyeler arasındaki müthiş bir gerilim alanı olmasını sağlar. Yeni ipuçları, yeni yaklaşımlar ve bilinmeyen belgeler bulundukça bir tez yerini diğerine bırakır, bugün ağırlık kazanan görüş yarın zayıflar ve bu böyle sürüp gider (1).

“Türkler yaktı, Yunanlar yaktı, Ermeniler yaktı” şeklinde başlayan her iddia, daha baştan çökmeye mahkûmdur. Çünkü milletler masumdur. Ermeni tehcirinde Ermeni halkı ne kadar masumsa, o dönemde yaşayan Türk veya doğuda yaşayan Müslüman halklar da o derece masumdur. Suçlu olan; yöneticiler ile onların silahlı güçleri ve kan kokan ideolojik düşünceleridir. İzmir Yangını bu bakımdan ulusal suçlama konusu haline getirilemez. Hangi terör örgütü, hangi çete, hangi vahşi ordu artığı, hangi kana susamış yönetici bunu yaptı? İşte bunu araştırmak gerekir. Bu soruya verilecek 4 yanıt vardır:

1- İzmir kendi kendine yanmıştır!

2- Uşak’ı ve civarını, Manisa’yı ve tüm kasabalarıyla çevresini yaka yaka İzmir’e ulaşan Yunan Ordusu yakmıştır! Veya kaderlerine isyan eden yerli Rumlar, panik sonucu şehri kundakladılar.

3- Şehri kanlı bir savaş sonucu ele geçiren intikamcı Türkler, Hıristiyanlardan kurtulmak için yakmışlardır. Ya Mustafa Kemal gizlice kundakçılara emir verdi ya da ondan habersiz biçimde Sakallı Nurettin Paşa kendi çekirdek kadrosu ile şehri kundakladı.

4- İzmir’i Ermeni terör örgütü yakmıştır!

 

Yunan ordusu mu yaktı?

Yanıtlardan ilk ikisi doğru olamaz. Zira İzmir Yangını’nın büyük bir organizasyon işi olduğu uluslararası yangın raporlarına geçmiştir. Yine 9 Eylül 1922 sabahı erken saatlerde şehri terk eden Yunan Ordusu’nun 13 Eylül günü öğle saatlerinde çıkan İzmir Yangını ile bir ilgisi olamaz. Geride bırakılan bir kundaklama örgütünün de bunu silahlı Türk yönetimine geçmiş bir şehirde yapabilmesi imkânsız görünmektedir. Hele can derdinde ordularının peşine takılmak için ileri atılan yerli Rumlar yangınla yaygın biçimde uğraşamazlar.

Gerçekte Yunan Ordusu’nun hemen yanı başında, her Ege şehrini yakmaya sevk edilmiş askerî kundaklama birlikleri vardır; ama bu birlikler şehri çoktan terk edip Çeşme’ye doğru tabana kuvvet kaçmaktadır. Şehir içindeki Rum şoven örgütlerinin de önceden ciddi biçimde hazırlanarak yangın çıkarabilmeleri zordur; çünkü onlar hiçbir zaman Türk Ordusu’nun İzmir’e kadar girebileceğini inanmamışlardır.

Türkler mi yaktı?

Şehri Türklerin yaktığına dair iddialarında ısrarcı olanlar, Falih Rıfkı Atay’ın Çankaya kitabındaki tek bir paragraflık (2) kanaate (belgeye değil) dayanmaktadırlar. Kitabın ilk baskısında yer alıp diğer baskılarında bulunmayan bu cümle Türk tarafını üstü örtülü suçlamaktadır.

Atay’ın kitabının ilk baskısındaki bu paragrafına ve özellikle Ermeni kökenli Batılı yazarların (Marjorie Housepian Dobkin, Herve Georgelin, Dora Sakayan, Harry Yeseyan, Marie Carmen Smyrnelis, Giles Milton vs.) kitaplarına dayanan suçlayıcılar, şehrin yakılması konusunda önceleri Mustafa Kemal Paşa’yı sorumlu tutmuşlardır. Son zamanlarda ise Sakallı Nurettin Paşa günah keçisi yapılmıştır.

Şehre girip ilk demeçlerini veren, yangın üzerine görüşlerini açıklayan Mustafa Kemal ve önde gelen asker ve sivil bürokrasi mensuplarının ifadelerine göre, ele geçirilen bir şehri yakmanın, en zengin semtleri feda etmenin, vahşet göstererek dünya kamuoyu nezdinde küçük düşmenin hiçbir anlamı yoktur. (Ki öte yandan Gazi’nin telgrafında yangının failleri arasında Rum ve Ermeni çetelere işaret vardır (3)).

Şehir, eğer yeniden kazanılmış ise Hıristiyan semti dâhil olmak üzere baştan sona bir Türk şehridir artık. Savaşı kazanan bir ordunun, körfezdeki Batılı donanmasının ve Batılı gözlemcilerin burnu dibinde ne yangın çıkaracak heves ve mecali, ne de söndürecek becerisi -o koşullarda yoktur.

Bu bakımdan şehri Türklerin yaktığı iddiası, kesin belgeler ortaya serilmedikçe apaçık bir iftiradır. Örneğin, şehrin Hıristiyan asıllı İtfaiye Müdürü, uluslararası kamuoyuna “Şehri Türkler yaktı” diye bir rapor sunmuşsa bu belge dikkate alınır. Böyle bir belge yoktur; tam tersine resmî raporlar vardır.
 (4)

Dolayısıyla ‘Türkler’ geri aldıkları ve neredeyse bütün Milli Mücadele’nin başlama sebebi olan İzmir’i neden yaksınlardı? O dönemde İzmir’de bulunan Amerikan donanmasına mensup Albay Hepburn şehir yanarken Türk sivil ve askerî idarecilerinin çok üzüntülü olduklarını ve “Biz İzmir’i zarar verilmemiş halde aldığımızı düşünerek gurur duyuyorduk, ancak şimdi görüyoruz ki, Yunanlar ile Ermeniler bizi yendiler” dediklerini rivayet etmiştir (5).

Ermeniler mi yaktı?

“Şehri Ermeniler yaktı” şeklinde bir iddia da geçerli olamaz; bu şekilde bir milleti, işinde gücünde, kendi halinde bir halkı bütünüyle suçlamış oluruz. Ama uluslararası belgelere göre, Ermeni mahallesi Basmane’den başlayıp şimdiki fuarı ve Kahramanlar’ı kapsayarak, Alsancak semtini yutarak sahile uzanan ve şehrin 4’te 3’ünü kül eden büyük yangında şehri ‘Ermeni teröristleri’ yakmıştır.

Örgüt mensupları, bunu zaten şehre Türkler girmeden önce birçok kesime, hatta İtfaiye Müdürüne, apaçık şekilde “Şehri yakmadan Türklere teslim etmeyeceklerini” belirtmişlerdir. Şehri, Ermeni teröristlerinin yaktığına dair 3 uluslararası belgeyi burada ifade etmek yeterlidir.

1- Greskoviç Raporu,
2- Prentiss Raporu,
3- Dumesnil Raporu.

Paul Greskoviç, yangın sırasında İzmir İtfaiye Müdürü’dür. Ancak kendisi Osmanlı Devleti’nin bir görevlisi sanılmasın. İzmir’in Hıristiyan kesimini sigorta eden Batılı Sigorta Şirketleri Konsorsiyumu’nun kurduğu İtfaiye Teşkilatı’nın müdürüdür.

Paul Greskoviç Raporu, 13 Eylül 1922’de İzmir’in Ermeni Mahallesi olan Basmane’den, tam 25 ayrı kundaklanmış binadan büyük patlamalarla çıkan müthiş yangının, rüzgarın tersine esmesi neticesinde Kadifekale’den Bayraklı’ya doğru tüm Hıristiyan mahallesini 3 gün içinde yine rüzgarın şiddeti sebebiyle yakıp kavurduğunu belirterek, yangını Ermeni çetelerinin çıkardığını apaçık belirtmiştir.

Rapordaki birçok tespit arasında hakikati göstermeye şu tek cümle bile yetmez mi?:

“İtfaiye efradı yangın kulesinde nöbet beklerken Ermeni Kilisesi’nde ve diğer yüksek mevkilerde kiremitlerden, Ermenilerin faaliyetlerini dürbün ile gördüler ve bana söylediler. Ermeni Kilisesi’nin çan kulesinden parolalı muhabereler olduğunu da gördüler. 3 gün zarfında Ermeni mahallesinden Tepecik mahallesine kadar çıkan yangınların adedi ve bu yangınlarda müşahede ettiğim ahval, itfaiyenin 30 senelik istatistik cetvelinde görülmemiştir”.

Denizden şehre doğru esen İzmir’in klasik rüzgârı (imbat) sayesinde şehrin bir kesiminde toplanmış Türk, Müslüman ve Yahudi mahallelerinin yakılması planlanmıştı. O tarihte rüzgar ters yönde fırtına şeklinde 3 gün boyunca esince, hesapta olmayan Hıristiyan mahalleleri yanmış, provokasyon böylece ters tepmiştir.

Yine körfezde bulunan Fransız gemisinde görevli Fransız Amirali Dumesnil, 28 Eylül 1922 tarihli raporunda şehri Ermeni kundakçıların yaktığını, açıklamaktadır. Amiral’in raporunda 4 numaralı saptama ibret vericidir:

“Rum ve Ermeni mahallelerinde çok sayıda cephane ve çok miktarda yanıcı ve patlayıcı malzeme depoları vardı. Bir hayli zaman öncesinden beri bütün Hıristiyanları moralman baskı altında tutmak için İzmir’in Türklere bırakılmaktansa tahrip edileceği fikri üzerine propaganda yapıldığı tespit edilmişti. Bu şekildeki söylentiler binlerce defa başta bizim genel konsolos olmak üzere Fransızların kulağına gelmişti”. (4)

İzmir Yangını’na dair son yıllarda İzmir Büyükşehir Belediyesi Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi’nde ulaştığımız belgelerin en önemlilerinden biri Fransız Konsolosluğu ile körfezde demirli Fransız savaş gemilerinin kumandanı Amiral Dumesnil’in raporları olup yangının sorumlusu olarak, hiçbir şüpheye yer vermeyecek bir biçimde Ermeniler gösterilmiştir (6).

İzmir Yangını hakkındaki literatürde pek değinilmeyen bir başka yönü vardır. Eldeki bilgiler yangının ilk olarak Ermeni mahallesinde başladığı, daha sonra diğer mahallelere sıçradığı yönündedir. Amerikan arşivlerinde bulunan yangına dair belgelerde Ermenilerin birçoğunun mülklerini çeşitli Amerikan, İngiliz ve Fransız sigorta şirketlerine sigortalatmış oldukları bilgisine rastladık. Buna göre eğer Ermeniler evlerini kendileri boşaltırlarsa, sigorta şirketlerinin Ermenilerin kaybını karşılamayacakları anlaşılmaktadır. Ancak Ermeniler yangın gibi bir sebepten dolayı mülklerinden olurlarsa o zaman sigorta şirketlerinin yükümlülüğü olacaktı (7).

Son bir iddia:

Şehri Türklerin yakmış olamayacağına dair nice belgeden birini sunalım:

“Donanma Bakanı’na: Hıristiyanların, terk etmeden önce kendi evlerini ateşe vermiş olabilecekleri, iç bölgeleri tahliye ederlerken kendi köylerini yaktıkları gerçeği göz önüne alındığında ihtimal dâhilinde gözükmektedir… Amiral Mark L. Bristol, 27 Mart 1924”.

 

Sonuç olarak;

Ağırlık kazanan görüş, İzmir’i Türklerin veya Yunanların değil, Ermenilerin yaktığıdır. Ancak ‘Ermeniler’ derken bütün bir Ermeni ahaliyi değil, İzmir’de sıkışıp kalmış bulunan Ermeni çetelerini kastediyoruz. ‘Yaktılar’ derken de, bilinçli bir yakmadan ziyade (?) ellerindeki silah, mühimmat vs. suç aletlerini imha etmek isterken bir yangının çıkmasına sebebiyet verdiklerini anlatmak istiyoruz (4).

Derleyen: Aziz KARACA
(09.09.2018)



Kaynaklar:

1. Mustafa Armağan. Derin Tarih Dergisi. Eylül 2012. sy. 6; s. 4.

2. “İzmir karanlıkta alev alev, gündüz tüte tüte yanıp bitti. Yangında sorumlu olanlar, o zaman bize söylendiğine göre, sadece Yunan kundakçılar mıydı? Bildiklerimin doğrusunu yazmaya karar verdiğim için o zamanki notlarımdan bir sayfayı aktarmak istiyorum. Bu işte Nurettin Paşa’nın hayli marifeti olduğunu söyleyenler çoktu. İzmir’i niçin yakıyorduk? Kordon konakları, oteller ve gazinolar kalırsa, azınlıklardan kurtulamayacağımızdan mı korkuyorduk? Birinci Harpte Ermeniler tehcir edildiği vakit, Anadolu şehir ve kasabalarının oturulabilir ne kadar mahalle ve semtleri varsa, yine bu korkuyla yakmıştık. Bunda bir aşağılık duygusunun da tesiri var. Bir Avrupa parçasına benzeyen bir köşe, sanki Hıristiyan ve yabancı olmak, mutlaka bizim olmamak kaderinde idi. İzmir’i arsa halinde bırakmak şehrin Türklüğünü korumaya kâfi mi? gelecekti?”

Atay’ın bu paragrafındaki Yunan kundakçıların varlığı, Nurettin Paşa’nın marifeti gibi iddialar belge ve tanıklığa değil, dedikodulara dayanmaktadır. Ama en akıl almaz iddia, 1. Dünya Savaşı’nda Osmanlı’nın Anadolu’daki kendi şehir ve kasabalarını ateşe vermesidir ki, bu noktada yazarın uçtuğuna kanaat getirmemek elde değildir.

3. Yangından birkaç gün sonra Başkomutan Gazi Kemal Mustafa Paşa adına Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Bey’in Batılı devletlerin Müttefik Komutanlığı’na gönderdiği, 17 Eylül 1922 tarihli önemli ve acil damgalı mektubu da, yangını araştıranlar için bir belge hüviyetindedir (Bilal Şimşir, Atatürk ile Yazışmalar, Kültür Bakanlığı, 1981) :

“Amiral Dumesnil’e… İzmir Yangını hakkında aşağıdaki yorum yapılmıştır. Ordumuz şehre girdikten sonra alınması gereken tüm önlemler tarafımızdan alınmıştır. Ancak Rum ve Ermenilerin, Türk Ordusu İzmir’e girerse şehri yok etme kararı için önceden planları olduğunu öğrendik. Metropolit Hrisostomos’un bulunduğu kilisede, ‘Müslümanları ve İzmir’i yakmanın dini bir görev olduğu’ yönünde telkinde bulunulmuştur. Tahribatın büyüklüğüne bakıldığında, bunların çok iyi bir organizasyon içinde oldukları gözükmektedir. Bu olayı onaylamak için çok sayıda görgü tanığı ve belge ele geçirilmiştir. Askerlerimiz her şeyi ile bu yangını söndürmek için çalışmışlardır. Artık bundan sonra resmî bir soruşturma başlatılmıştır. İzmir’de bulunan çeşitli uluslardan mütevellit muhabirler de bu konuyu araştırmaktadırlar. Hıristiyan nüfusa iyi bir bakım, yaralananların tedavisi ve mültecilerin yerlerine iadesi işlemleri devam etmektedir”.

4. Yaşar Aksoy. Derin Tarih Dergisi. Eylül 2012. sy. 6; s. 40-7.

5. Bestami S. Bilgiç. Derin Tarih Dergisi. Eylül 2012. sy. 6; s. 52.

6. Oktay Gökdemir. Derin Tarih Dergisi. Eylül 2012. sy. 6; s. 48.

7. Bestami S. Bilgiç. Derin Tarih Dergisi. Eylül 2012. sy. 6; s. 53.


 

Sitemap 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20