Musellem İslami İlimler Forumuna Hoş Geldiniz

Musellem İslami İlimler Forumu

Gönderen Konu: Hz. Osman zamanında yazılan Mushaflardan günümüze kadar ulaşan var mıdır?  (Okunma sayısı 653 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Ocak 17, 2019, 01:51:05 ÖÖ
  • Administrator
  • Tecrübeli Üye
  • *****
  • İleti: 279
  • Teşekkür: 8
  • Müsellem Forumları
    • Profili Görüntüle
Soru: Hz. Osman zamanında yazılan Mushaflardan günümüze kadar ulaşan var mıdır?

Cevap:
Hz. Peygamber’in (sas) ilk vahye muhatap olduğu süreçte Mekke’de sözlü kültür hâkimdi ve dar bir çerçevede de olsa yazı da kullanılmaktaydı. [1]  İslam'ın gelişiyle yazının öğrenilmesi konusunda hiç şüphesiz hızlı bir süreç yaşanmıştır. Çünkü Kur'an, ilahi mesajını "Oku!" diye başlatmıştı.[2] Hz. Peygamber vahyi tebliğ etmek ve kayıt altına almak amacıyla yazıya başvurmuş, bu da yazıya duyulan ihtiyacı artırmıştır.[1]

Kur’an’ın yazılı olarak kayıt altına alınmasının tam olarak ne zaman başladığı hususunda kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Hz. Peygamber’in (sas) gelen vahyi hemen yazdırma yönünde bir uygulamaya gittiğine dair çok sayıda rivayet bulunsa da bunlar uygulamanın başlangıcı hakkında kesin bir tarihlendirmeye gitme imkânı vermez. İbn Abbas’ın (ra) Mekke’de nazil olan ayetlerin yazıya aktarım işinin Mekke’de gerçekleştiği yönündeki beyanları, Mekke döneminde inen ayet ve surelerin tamamının hicret öncesinde yazı ile kayıt altına alınmış olduğunu gösterir. Mekkî süreçte davetin içinde bulunduğu şartlar sebebiyle bu dönem itibariyle vahyin yazı ile kayıt altına alındığına ilişkin titiz belirlemelere gitme imkânı bulunmasa da Medenî sürece ilişkin rivayetler vahyin yazımına ilişkin son derece titiz ve dikkatli belirlemeleri içermektedir.[1]

Hz. Peygamber kendisine gelen vahiyleri, özel olarak seçip görevlendirdiği vahiy katiplerine yazdırıyordu.[3] Bunu yaparken onların yazdıklarını kendilerine okutarak kontrol ediyor, bir eksiklik veya yanlışlık varsa hemen düzeltilmesini sağlıyordu. Vahiy katiplerinden Zeyd b. Sabit anlatıyor: "Ben Resûlüllah'ın yanında bana imla ettiği vahiyleri yazardım. Yazma işi bitince '(yazdıklarını) oku' der ve ben de okurdum. Yazdıklarımda bir eksiklik olmuşsa hemen onu düzelttirirdi.[4] Ayrıca diğer sahabilerden okuma yazma bilenler gelen ayetleri yazıp ezberliyor, kendileri için özel koleksiyonlar meydana getiriyorlardı. Aynı şeyi vahiy katipleri de yapıyor, özel nüshalar oluşturuyorlardı. Nitekim bunlardan bir kısmının ve diğer bazı sahabilerin özel Mushaflarıyla ilgili bilgilere kaynaklarda yer verilmiştir.[5]

Hz. Peygamber hayatta iken sahabilerin nazil olan ayet ve sureleri öğrenmek ve ezberleyebilmek için yoğun bir gayret içine girdiklerinde, onlardan bazılarının özel nüshalar oluşturmaya çalıştıklarında şüphe yoktur. Nitekim bunlar arasında Übey b. Ka'b'ın ve Abdullah b. Mes'ud'un mushafları meşhurdur. Bütün bunlar Hz. Osman'ın resmi mushaflarından önce yazılmış mushaf nüshalarıdır. Resmi mushaf nüshalarından sonraki süreçte bunların tertibi esas alınmak suretiyle gerek sahabi gerekse tabii neslinden elbette pek çok kimse tarafından mushaflar yazılmıştır. Hz. Peygamber'in bazı eşlerine kadar özel mushafı olanların bulunduğu bilinmektedir.[6]


Kur’ân-ı Kerîm’in vahiy katipleri tarafından yazılmış nüshalarından olduğu tahmin edilen, kûfî hatlı Hümeze Sûresi (T.S.M. Env. Nu: 21/ 395).

Hz. Peygamber hayattayken vahiy yazıya aktarılmış olsa da bu dönemde Kur’an bir bütün olarak derlenmiş ve iki kapak arasına alınmış değildi.[7] Bu yönde bir derleme ilk olarak Hz. Ebûbekir’in (ra) halifeliği döneminde gerçekleştirilmişti. Hz. Peygamber’in vefatı üzerine bazı bölgelerde İslâmî toplumun birliğini zedeleyecek dinden dönme hadiseleri vuku bulmuştu ve adına “Ridde savaşları” denen mücadelelerde Kur’an bilgisine sahip çok sayıda sahâbî şehit düşmüştü. Bu gelişmeler ışığında Hz. Ömer’in (ra) Yemame olaylarından bahisle endişelerini bildirerek Kur'an ayetlerinin cemedilmesini (iki kapak arasına alınmasını) Hz. Ebûbekir’e (ra) teklif etti. Halife ilk başta "Peygamber'in yapmadığı bir işi biz nasıl yaparız?" diyerek teklife karşı çıkmışsa da, sonra ikna olarak verdiği onay ile vahyin derlenmesi yönünde bir karar alınmıştı. Rivayetlerin çoğuna göre bu görev Zeyd b. Sâbit’e (ra) verilmişti.[8] Onun tarafından derlemesi gerçekleştirilen sahifeler (suhuf) halife Hz. Ebûbekir’e emanet edilmiş, onun vefatından sonra Hz. Ömer’e, ardından da Hz. Peygamber’in zevcesi ve Hz. Ömer’in kızı Hz. Hafsa’ya (ra) (ö. 45/665) intikal etmişti. Kaynaklarda geçen bilgilere ve ilgili rivayetlerdeki bazı kayıtlara bakıldığında, Hz. Ebûbekir döneminde yapılanın, sadece vahyin tamamının yazı ile kayıt altına alınmasından ve böylece neyin Kur’an/vahiy olarak isimlendirileceğinin tespit edilmesinden ibaret olduğu anlaşılmaktadır.[1]

Hz. Ömer’in halifeliği döneminde İslâm devletinin sınırları genişlemiş; Şâm, Mısır ve İran İslâm coğrafyasına katılmıştır. Bu süreçte İslâm’la müşerref olan bölge halklarının dinî eğitimi, Kur’an bilgisiyle öne çıkan bazı sahâbîler tarafından yürütülmüştü. Fakat bu sahâbîler arasında kıraat farklılığı bulunmaktaydı; şahsi mushaflarının kıraatleri doğrultusunda oluşu da bölgeler arasında kıraat ve Mushaf farklılığının zuhuruna yol açmıştı. Bu farklılık kaçınılmaz olarak zamanla ümmet arasındaki birliği bozacak boyutlara ulaşmıştı. Özellikle farklı bölgelere mensup kişilerin bir araya geldikleri ortamlarda bu sorunların kendini daha net gösterdiğini söyleyebiliriz.

Hz. Osman zamanında Ermenistan-Azerbaycan üzerine düzenlenen sefere iştirak eden askerler arasında bu tür bir ihtilaf ve tartışma vuku bulmuştu. Tartışmaya şahitlik eden Huzeyfe b. el-Yemân (ö. 36/656) durumun vahametini görmüş, sefer dönüşü meseleyi halifeye arz ederek bu problemi giderecek tedbirler alınmasının ümmetin menfaatine olacağını, aksi takdirde ehl-i kitabın kutsal kitapları itibarıyla yaşadıkları sıkıntıların benzerini müslümanların da yaşayacağını belirtmişti. Hz. Osman problemi bertaraf edecek şeyin ümmet arasında Mushaf birliğini sağlamak, bunun üzerinden de kıraat ihtilafını disiplin altına almak olduğunu gördü. Bu çerçevede ensardan Zeyd b. Sâbit ile muhacirlerden Abdullâh b. Zubeyr (ö. 73/692), Saîd b. el-Âs (ra) (ö. 59/679) ve Abdurrahmân b. el-Hâris’ten (ö. 43/663) oluşan dört kişilik bir heyet oluşturuldu. Heyet Hz. Ebûbekir döneminde derlemesi gerçekleştirilen ve o an itibariyle Hz. Hafsa’da bulunan sahifeleri temize çekmiş ve çoğaltmıştı.

“İstinsah” kavramıyla ifade edilen temize çekme ve çoğaltma faaliyetini yürüten heyetin oluşturulmasında iki hedef gözetilmişti: Hz. Peygamber’in telaffuz biçiminin metne yansıtılması ve kitabette herhangi bir hatanın olmaması. Bu hedeflerden ilkinin temini için yazdırma işi Saîd b. el-Âs’a havale edilmişti. Çünkü kaynakların ifade ettiğine göre Saîd, “Lehçesi, Peygamber (sas) lehçesine en yakın kişi” olma özelliğine sahipti. Sahih bir metin ortaya koyma adına da yazma işi “yazı noktasında en yetkin ve mahir sahabi olan” Zeyd b. Sâbit’e tevdi edilmişti. Zeyd b. Sâbit’in dışındaki üç üyenin Kureyşli olması da bu hedefe yönelikti.[9]

Dönüm noktası: İstinsah Faaliyetleri

İstinsah faaliyetinin ümmet arasında mushaf birliğini sağlamayı ve bunun üzerinden kıraat farklılıklarını disiplin altına almayı hedeflemesi, bu faaliyetin ardından şahsî mushafların imhası yoluna gidilmesini doğurmuştur. Böylece istinsahta esas alınan Ebûbekir sahifeleri dışında önceye ait bütün nüsha ve yazılı metinler imha edilmişti. İstinsah faaliyetini yürüten heyet hicrî 26-30 yılları arasını kapsayan yoğun ve titiz bir çalışma yürütmüş, neticede birden çok mushafın istinsahını gerçekleştirmiştir. İstinsahı gerçekleşen bu ilk nesil Mushaflar dönemin ileri gelen merkezlerine gönderildi. Farklı görüşler ileri sürülmüş olsa da genel kanaate göre altı nüshanın istinsahı gerçekleşmiştir.[10]

Hz. Osman'a Nisbet Edilen Mushaf Nüshaları

Mezkur mushaf nüshaları hakkında bugüne kadar yazılıp çizilenler ve özellikle yapılan değerlendirmeler -A. Jeffery ve I. Mendelsohn'un Taşkent Mushafı üzerinde yaptıkları çalışma ile Mustafa Altundağ'ın Topkapı Mushafı üzerinde yaptığı sınırlı inceleme istisna edilecek olursa- onların içine girerek yapılan ve metin incelemesine dayanan değerlendirmeler değil, bu mushafların birkaç yaprağına göz gezdirerek veya haklarında yazılan yetersiz değerlendirmeleri okuyarak ortaya atılan görüşlerdir.[11] Ancak bu konuda doğru değerlendirmeler yapabilmek için bu mushafların baştan sona kadar kelime kelime, hatta harf harf incelenmesi gerekir.[12]


Ocak 17, 2019, 01:58:12 ÖÖ
Yanıtla #1
  • Administrator
  • Tecrübeli Üye
  • *****
  • İleti: 279
  • Teşekkür: 8
  • Müsellem Forumları
    • Profili Görüntüle
1. Taşkent Mushafı

Taşkent'te halen müslümanların Dini İdare'sinde bulunan Mushafın, genellikle Hz. Osman'ın mushaflarından biri olduğuna inanılmıştır! Hatta şehit edildiği sırada bu nüshayı okuduğu kanaati yaygındır. Hatta Prof. Dr. Muhammed Hamidullah’ta bu görüşte idi.[13]. Ayrıca Orta Asya ve Kazakistan Müslümanları Dini İdaresi Başkan Yardımcısı İsmail Mahdum da bu Mushafın Hz. Osman'a ait olduğuna dair bir risale kaleme almıştır[14]


Taşkent Mushafı'ndan bir görüntü

Taşkent mushafının tarihi seyri üzerine küçük hacimli bir eser yazan İsmail Mahdum, onun, Hz. Osman’ın kan izlerini taşıyan mushaf olmasa da Halife’nin diğer şehirlere gönderdiği nüshalardan birisi olabileceğini öne sürse de[15] Selahaddin Müneccid, onun hattının, Hz. Osman dönemine kadar geri gitmediğini, ancak hicrî II. veya III. asra ait olabileceğini, günümüzde Kayrevan'da bulunan hicrî III. asra ait nüshanın hattına benzediğini kaydeder.[16] Kazanlı (Tatar) âlim Zehabüddin Mercânî’nin (ö. 1889), tetkikine göre de o, Hz. Osman’a ait değildir. Çünkü ondaki bazı kelimelerin yazımı, Hz. Osman mushaflarının imlâsına uymamakta, daha sonraki dönemlerde gelişen imlâyı yansıtmaktadır.[17] Musa Cârullah da Taşkent mushafıyla Hz. Osman mushafının, kaynaklarda verilen bilgilere göre, ebat açısından karşılaştırıldığında birbirini tutmadığını, Taşkent mushafının daha büyük olduğunu söylemektedir.[18]

Netice itibariyle yapılan incelemeler Taşkent Mushafı'nın Hz. Osman'ın şehit edildiği sırada okuduğu İmam Mushaf olmadığı gibi, onun çeşitli merkezlere (Mekke, Kufe, Basra, Şam'a) gönderdiği ve Medinelilerin istifadesi için bu şehirde bıraktığı mushaflardan biri de olamayacağı sonucuna götürmüştür.[19] Ancak bu Mushaf hakkında en sağlıklı ve doğru değerlendirmenin onun orijinal nüshası üzerinde yapılacak çalışma ile mümkün olacağını göstermektedir.
 

2. Topkapı Mushafı (İstanbul Topkapı Sarayı Müzesi)
 

Hz. Osman’ın Şehit Olurken Okuduğu İddia Edilen Kuran-ı Kerim. Osmanlı Devleti’nin ilk halifesi Yavuz Sultan Selim tarafından İstanbul’a getirilen bu kutsal emanet Topkapı Sarayı Hırka-ı Saadet Odası’nda sergilenmektedir.

Topkapı Sarayı Müzesi'nde (Müze No: 41, Envanter No: 32, Kütüphane No: H.S. 194) bulunan mushaf hakkında, Kütüphane’nin Arapça Yazmalar Kataloğunu hazırlayan Fehmi Edhem Karatay’ın verdiği bilgiye göre nüshanın baş kısmına düşülen 1226 (1811-12) tarihli kayıtta III. Halife Hz. Osman’ın şehâdeti esnasında tilavet ettiği mushaf olduğu belirtilmektedir. Sonuna ilâve edilmiş muhtelif boyda üç Kur’an yaprağı da bulunmaktadır. Karatay’a göre bu mushaf, muhtemelen hicrî I. veya II. asırda istinsah edilmiştir.[20] Ancak son dönem araştırmacılarından Salahaddin Müneccid, Hz. Osman’ın yazdırdığı ilk mushafların nakt ve süsleme gibi sonradan ihdas edilen unsurlardan arındırılmış olmasından ve Topkapı Mushaf’ında bu tür unsurların yer almasından hareketle onun, Hz. Osman Mushaf’ı olamayacağını belirtir ve ikinci asra ait olmasını tercihe daha şayan bulur.[21] Yine Marmara Üniversitesi öğretim üyelerinden hat konusunda uzman Prof. Dr. Muhittin Serin'in varak fotokopileri üzerinde yaptığı inceleme sonunda belirttiği şifahi kanaate göre ise "Satır nizamı, harf şekil ve karakterleri açısından Mushafın hicri 2. yüzyılın başlarında yazılmış olması muhtemeldir”. Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu'nun değerlendirmesinin de Mushafın 1. yüzyılın sonlarıyla 2. yüzyılın birinci yarısına ait olduğu şeklindeki görüşlerle paralellik arzettiği görülmektedir[22].

Sonuç olarak; Topkapı Mushafı, Hz. Osman'ın şehadeti sırasında okuduğu veya bizzat kendi yazdığı bir Mushaf olmadığı veya Hz. Osman'ın imâm adı verilen mushafı olmadığı gibi onun çeşitli merkezlere gönderdiği mushaflardan biri de değildir.[23]. Bu sonuca, Topkapı mushafında sûre ve âyet başları, tahmîs ve ta'şir, harekeleme ve noktalama işaretleri gibi mushaflarda sonradan ihdas edilen unsurların yer almasının yanı sıra, sayıları çok az da olsa bazı kelimelerin yazımının Hz. Osman mushaflarından hiç birisinin yazım şekline (resm-i mushaf) uymaması vb. yönlerden de rahatlıkla ulaşılabilmektedir. O en erken, Haccâc b. Yûsuf'un (ö. 95/714) dönemin meşhur hattatlarına yazdırıp büyük şehirlere gönderdiği mushaflardan birisi olabilir. Ayrıca onun, Mehdî-Billâh'ın (ö. 169/785) kendi döneminde yazdırıp ana şehirlere gönderdiği söylenen Mushaflardan birisi olma ihtimali de vardır.[24]
Ocak 17, 2019, 02:04:33 ÖÖ
Yanıtla #2
  • Administrator
  • Tecrübeli Üye
  • *****
  • İleti: 279
  • Teşekkür: 8
  • Müsellem Forumları
    • Profili Görüntüle
3. TİEM Mushafı (İstanbul Türk ve İslâm Eserleri Müzesi)

Türk ve İslam Eserleri Müzesi'nde Hz. Osman Mushafı olarak bilinen bu Mushaf hakkında bilinenler, Topkapı Mushafı'nda olduğu gibi çok azdır. Envanter defterindeki bilgiler de onu tanıtmaktan uzaktır.[25]


TİEM Mushafı'ndan bir sayfa

Bu mushafta dikkati çeken ve araştırmacıları “Osman Mushaf’ı” demeye sevkeden en önemli bulgu; Mushaf’ın sonunda otuz yılında onu Hz. Osman'ın yazdığına dair bir ibare yer alıyorsa da, üzerinde yapılan incelemeler sonundaki tespitler bunun aksini göstermekte, onun Hz. Osman'ın şehadeti öncesinde okuduğu veya bizzat kendi yazdığı mushaf olması bir yana, çeşitli merkezlere gönderdiği mushaflardan biri de olmadığını ortaya koymaktadır.[26]
 

4. Kahire Mushafi (el-Meşhedü'l-Hüseynî)


Resim. Kahire el-Meşhedü'l-Hüseyni Mushafı.

Lebib es-Said bu Mushafın yer küresi üzerinde bilinen en eski ve en mükemmel Mushaf olduğuna inanması yanında onun Hz. Osman'ın mushaflarından, muhtemelen Medine'ye veya Şam'a gönderilen nüshalardan biri olduğu görüşündedir. Müellif daha da ileri giderek cumhur nezdinde bu görüşün tevatür mertebesine ulaştığını söylemekte, onun bu mushaflardan biri olmadığını iddia edenlerin ikna edici delilleri bulunmadığını ileri sürmektedir. Müellif'e göre Mushaf ta noktalama ve harekeleme bulunmamakta[27]

Mısır tarihçisi Takiyyüddîn Ahmed b. Ali el-Makrîzî bu mushaf için şu kaydı düşer: “Bazı âlimler, onun, Hz. Osman'a nisbetini doğru bulmamaktadırlar. Çünkü hakkındaki nakil sahih değildir; bir kişinin söylemesiyle sabit olmaz.”[28]. Bilinebildiği kadarıyla Mısır'a gönderilen ilk resmî nüsha da budur. Dolayısıyla Kahire mushafının, Haccâc'ın gönderdiği nüsha olma ihtimali de vardır.[29]

Zürkânî Kahire nüshasının büyük ihtimalle daha sonraki dönemlerde Hz. Osman mushaflarından birisinin yazısı esas alınarak istinsah edilmiş olabileceğini belirtirken[30], bu mushaf üzerinde bir araştırma yapmış olan Suad Mâhir onun, Hz. Osman’a nisbetini sahih bulmaz ve Mısır Vâlisi Abdülazîz b. Mervân’ın yazdırdığı mushaf olabileceğini öne sürer. Salahaddin Müneccid de şekli ve sathi bir değerlendirme yaparak onun, hicrî I. asra ait olmadığını söylemektedir.[31]

Medine tarihine dair Vefâü'l-vefâ adlı meşhur eserin müellifi Semhûdî (ö. 911/1506), Kahire mushafındaki kan izinin Bakara sûresinin 137. âyetinin yazılı olduğu varak üzerinde bulunduğunu, o dönemde Medine ve Mekke'de üzerlerinde kan izleri görülen ve Hz. Osman mushafı olduğu öne sürülen başka nüshalardan da söz edildiğini kaydettikten sonra, "Hz. Osman'ın şehid edildiği zaman önünde bulunan imam mushaf bir tane idi. Görüldüğü kadarıyla birileri zikredilen nüshalara, imâm mushafa benzetmek için o âyet üzerine (karışımının çoğu zaferan olan kan rengindeki) halûk (veya hilâk) kokusu akıtmış" yorumunda bulunur.[32]

Muhammed Bahit Mushaf ı bizzat gördüğünü belirterek yaptığı değerlendirmede, sureler arasındaki süslemeler, ta'şır işaretleri ve benzeri şeylerin Hz. Osman'ın mushaflarında bulunmadığını dikkate alarak onun bu mushaflardan biri olmaması gerektiğine dikkat çekmiştir.[33]

Benzer şekilde Tayyar Altıkulaç’ın Mushaf üzerinde yapmış olduğu inceleme sonunda vardığı sonuç şudur ki: ”Bu Mushaf’ın Hz. Osman'ın Mushaflarından biri olmadığıdır. Burada Müneccid'in ‘gerek Topkapı gerekse Taşkent, Kahire ve TİEM mushafları yazılarının, asırlarının ve ölçülerinin farklı olduğu dikkate alındığında Hz. Osman'ın mushafları değil, Hz. Osman'ın Mushaflarından istinsah edilmiş mushaflardır. Bu sebeple her birine Mushaf-ı Osman denmiştir’ şeklinde özetleyebileceğimiz görüşünü de eklememiz mümkün olup bütün bunlar karşısında bu Mushaf'ın Hz. Osman'ın Mushaflarından biri olabileceği ihtimalinden söz etmek imkânsız olmaktadır. Cumhur nezdinde bunun aksi tevatür mertebesine ulaşmış olsa da maalesef bu böyledir.” [34]
Ocak 17, 2019, 02:08:12 ÖÖ
Yanıtla #3
  • Administrator
  • Tecrübeli Üye
  • *****
  • İleti: 279
  • Teşekkür: 8
  • Müsellem Forumları
    • Profili Görüntüle
5. Londra Mushafı (British Library)
 

Resim. Londra Mushafı'ndan bir sayfa

Mushafı neşre hazırlayanlar tarafından onun hakkında hiçbir tarihi bilginin bulunmadığı ve 1879'da British Museum'a giriş yaptığı bildirilmektedir. Prof. Dr. Muhammed Hamidullah'ın Hz. Osman'a aidiyetinden söz ederek İngiltere'de Hint Dairesi Kitaplığı'nda bulunduğuna işaret ettiği muhtemelen bu Mushaf.[35]

Tayyar Altıkulaç’ın Mushaf üzerinde yapmış olduğu inceleme sonucunda vardığı sonuç şudur: ”Bu Mushaf’ın Hz. Osman'ın Mushaflarından biri olmadığı, bu haliyle Mushafın tamamı kontrol edildiği takdirde yanlış-doğru listesinin uzayacağı, orijinal metnine bakılmadan bilgisayar yazımına güvenmenin doğru olmayacağıdır.”[36]
 

6. St. Petersburg Mushafı
 

Resim. St. Petersburg Mushafı'ndan bir sayfa

Pek çok yaprağı noksan olan bu Mushaf, St. Petersburg Şarkiyat Enstitüsü Kütüphanesi'nde E20 numarada kayıtlıdır ve 81 varaktan ibarettir. Efim Rezvan'ın verdiği bilgiye göre Hz. Osman'a nisbet edilen ve neşredilirken bu aidiyet anlayışı göz önünde bulundurularak adlandırılan Mushaf, bu haliyle 1936 yılında yaşlı bir bayandan satın alınmıştır. Nüsha üzerindeki "I.N:' rumuzundan, onun aslen Suriyeli ve asıl adı Selim olan irine Nofal'a (Nevfel, 1828-1902) ait olduğu ve onun bu Mushaf ı Suriye'den getirmiş olabileceği değerlendirilmiştir. Zira Nevfel Dışişleri Bakanlığı'na bağlı Doğu Dilleri Okulu'nda İslam Hukuku ve Arapça hocası olarak görev yapması yanında kitap meraklısı olarak bilinen bir diplomat ve araştırmacıdır.[37]

Tayyar Altıkulaç’ın Mushaf üzerinde yapmış olduğu inceleme sonucunda vardığı sonuç şudur: “Hz. Osman'ın mushafları arasındaki farklar açısından ancak 17 yerde yapabildiğimiz incelemeye göre Mushafın Basra kökenli olduğunu, bir başka ifade ile Hz. Osman'ın Basra'ya gönderdiği Mushaftan veya ondan kopya edilmiş bir nüshadan istinsah edildiğini söylemek mümkündür.”[38] Dolayısıyla bu Mushaf’ın da Hz. Osman'ın Mushaflarından biri olmadığı aşikardır.
Ocak 17, 2019, 02:12:24 ÖÖ
Yanıtla #4
  • Administrator
  • Tecrübeli Üye
  • *****
  • İleti: 279
  • Teşekkür: 8
  • Müsellem Forumları
    • Profili Görüntüle
Sonuç olarak:

Bu mushaflar üzerinde her birinin başından sonuna kadar işin uzmanları tarafından yapılan metin çalışmasına dayalı inceleme ve değerlendirmeler, sözü edilen müelliflerin son derece puslu ortamda ileri sürdükleri ve tahminden öte geçmeyen beyanlarının aksine, yukarıdaki mushafların hiçbirisinin Hz. Osman'ın mushaflarından olmadığını ortaya koymaktadır.[39] Çünkü istinsah sonrası süreçte Kur’an kitabetinin istinsahında bu ilk nesil Kur’an nüshaları esas alınmıştır. Taşıdığı tarihî değer sebebiyle halife ve valiler bu mushafları özel kütüphanelerinde koruma altına almış ise de iç ve dış çatışmalar neticesinde mushafların el değiştirdiklerini, farklı ülke ve kişilere intikal ettiklerini, bir süre sonra da izlerinin takip edilemez olmuştur. İbn Battûta (ö. 770/1368) gibi seyyahların yolculukları esnasında gördükleri kıymetli âsâra ve şehrin tarihi eserlerine yönelik beyanlarında bu mushaflarla ilgili bilgiler yer alır. Ancak aynı mushafla ilgili çok farklı bilgilerin aktarılması ve farklı mushaflar hakkında aynı iddianın dillendirilmesi, sağlıklı bir bilgiye ulaşmayı zorlaştırmaktadır. [40] Hz. Osman mushaflarının, özellikle Hz. Osman'ın şehid edildiği esnada okumakta olduğu ve kendisinden akan kan damlalarının üzerine döküldüğü söylenen İmâm mushafın âkıbeti meselesi hakkında çok farklı şeyler söylenmiştir. İslâm tarihinde meydana gelen savaş, yangın, sel vb. âfetler neticesinde bu mushafların zamanla yok oldukları, dolayısıyla çok sonraki asırlara ve özellikle günümüze kadar ulaşmadıkları yönündeki kayıtların daha isabetli olduğu söylenebilir.[41]

Zira Bugün elimizde bulunan bu nüshalar muhtemelen Hz. Osman'ın mushaflarından veya onlardan yazılanlardan istinsah edilmiştir. Savaşlar, yangınlar vb. âfet ve olayların ardından zâyi oldukları ve/veya zaman zaman gelen ziyaretçileri tarafından teberrüken yaprakları birer ikişer koparılmak suretiyle yok edildikleri anlaşılan ilk mushaflar hakkında net bir şey söyleme imkânı ne yazık ki yoktur. Hiç şüphesiz bu durum, İslâm dünyasının tarih içindeki en büyük zaaflarından ve acılarından biridir. Hz. Osman'ın onlara en değerli emaneti olan ilk mushaf nüshalarına sahip olmak, hiç şüphesiz İslâm ümmeti için her hatırlandığında heyecan verici bir şey olurdu. Ne yazık ki bugün onlar bu heyecanı yaşamaktan mahrumdur.[42]

Hülasa:

Günümüzde Osman Mushafları’ndan biri olduğu yönünde iddialara konu olan yukarıda zikredilen mushafların incelemelere göre Osman Mushafları’ndan biri olduğunu söylemek mümkün gözükmüyor. Zira anılan mushafların imlâ ve metin yapısı, Osman Mushafları’nın imlâ özelliği ve metin yapısıyla ilgili kaynaklarda geçen bilgilerle tam bir örtüşme içinde değildir. Bu durum anılan Mushafların erken döneme ait olmakla birlikte, Osman Mushafları’ndan olmadıkları, en iyimser bir yaklaşımla ikinci nesil Mushaflar oldukları fikrini icap ettirmektedir. [39]

Şüphesiz Allah (cc) en doğruyu bilendir.

Derleyen: Ebu Taha bin Mahmud
10 Cemaziyelevvel 1440
(m. 17 Ocak 2019)


Kaynaklar:
[1] M. Emin Maşalı. Derin Tarih Özel Hat Sanatı Sayısı. Ocak 2019. s. 22.
[2] Tayyar Altıkulaç. Günümüze Ulaşan Mesahif-i Kadime: İlk Mushaflar Üzerine Bir İnceleme. IRCICA. İstanbul 2015. s. 39.
[3] Ali b. Ebi Talib, Osman b. Affan, Ömer b. Hattab, Ebu Bekir, Halid b. Said b. As, Hanzala b. Rebi: Yezid b. Ebi Süfyan, Muaviye b. Ehi Süfyan, Übey b. Ka'b ve Zeyd b. Sabit büyük sorumluluğu olan vahiy katipliğinde görevlendirilen isimlerdendi. (Müneccid, Dirasat fi tarihi'l-hatti'l-'Arabi. s. 23. Hz. Peygamber'in vahiy yazımında ve çeşitli konularda kâtip olarak görevlendirdiği 61 sahabinin listesi ve biyografileri için bk. A'zami, Küttabü'n-Nebi, s. 30-112.)
[4] İbn Sa'd, et-Tabakat, II, 20; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, I, 247; Ebu Ubeyd Kasım b. Sellam, Kitabü'l-Emval, s. 116.
[5] Örnek olarak bk. İbn Ebi Davud, Kitabü'l-Mesahif, s. 50-88.
[6] Tayyar Altıkulaç. age. s. 273.
[7] İbn Ebi Davud'un zikrettiği rivayetlerde çoğunlukla bazı sahabilerin kıraatlerinden söz ediliyor ve bunların bazılarında "mushaf" kelimesi açıkça zikredilmiyorsa da özellikle bu rivayetlerde adları geçenlerin hepsinin özel mushafları bulunduğunda şüphe yoktur. Bazılarıyla ilgili rivayetlerde ise bu sözcük açıkça zikredilmektedir. Diğer taraftan yazı yazmayı bilmediği veya bildiği halde muhtemelen güzel yazamadığı için başkalarına mushaf yazdıranların da bulunduğu görülmektedir. İbn Ebi Davud'un aynı eserinde zikrettiği rivayetlerde Hz. Peygamber'in eşlerinden Ümmü Seleme ve Aişe'nin, kendileri için birer mushaf yazdırdıkları belirtilmiştir. Tabiatıyla bu mushaflar Resul-i Ekrem'in vefatından sonraki döneme ait mushaflar olmalıdır (bk. İbn Ebi Davud, Kitabü'l-Mesahif, s. 53-88).
[8] Gerek genç ve taze zekâsı gerekse vahiy kâtibi olarak Kur'an'la ilgili bilgi ve birikimi bu iş için Zeyd'in seçiminin önemli gerekçeleri idi. İnen vahiylerin vahiy meleği Cibril ile Hz. Peygamber arasında karşılıklı olarak mukabele edildiği son arzda (arza-i ehıre) hazır bulunması da onun bu göreve seçilmesi için ayrı bir önem taşıyordu.
[9] Hz. Osman mushaf nüshalarını çoğaltmakla görevlendirdiği dört kişilik heyetten Kureyş kabilesine mensup olan üç kâtibe "Yazım sırasında Zeyd b. Sabit'le aranızda Kur'an'ın diliyle ilgili herhangi bir hususta ihtilafa düşerseniz onu Kureyş lehçesini esas alarak yazınız. Çünkü Kur'an onların lisanı ile nazil olmuştur" talimatını vermiştir (Buhari, es-Sahih, VI, 97; Fedailü'l-Kuran, 2).
[10] Hz. Osman'ın mushaflarının sayısının dört ile sekiz arasında olduğunu belirten farklı rivayetlere kaynaklarda yer verilmiş, bu rivayetleri değerlendiren çağdaş araştırmacılar farklı görüşler ortaya koymuşlardır (bk. İbn Ebi Davud, Kitabü'l Mesahif, s. 43; Mekki b. Ebi Talib, el-İbane, s. 29; İbnü'l-Cezeri, en-Neşr, I, 7).
[11] Mesela Lebib es-Said'in Kahire el-Meşhedü'l-Hüseyni nüshasının Hz. Osman'ın Mushaflarından biri olduğu sonucuna ulaşırken yaptığı iş bundan ibarettir. Bu zat metin içinden aldığı ve Muhammed Bahit, Abdülazim ez-Zürkani gibi müelliflerin de zikrettiği tek örnekle bu sathi değerlendirmesini isbat etmeye çalışmıştır. Ancak bu mushaflar üzerinde bu kadar sınırlı bir inceleme ile hüküm vermek ve özellikle onların veya onlardan birinin Hz. Osman'a ait olduğunu ileri sürmek mümkün ve doğru değildir. Müellife göre cumhurun görüşü de bu doğrultuda olduğu gibi Maide suresindeki (5/54) kavl-i kerim iki dal ile yazılmış, Hz. Osman'ın Medine ve Şam mushaflarında da aynı kelimenin iki dal ile yazılı olduğu kaynaklarda zikredilmiştir. O halde bu Mushaf Hz. Osman'ın ya Medine'de alıkoyduğu veya Şam'a gönderdiği mushaflardan biri olmalıdır. Bu Mushaf üzerinde yaptığımız incelemeye göre mezkûr kelimenin Lebib es-Said'in söylediği gibi yazılı olduğu, yani Medine ve Şam mushaflarıyla burada bir beraberliğin bulunduğu doğrudur. Ancak mesele bundan ibaret değildir ve bir örnekle bu konuda böyle bir yargıya varmak imkansızdır. Zira bu Mushaf(el-Meşhedü'l-Hüseyni nüshası) Medine Mushafı'ndan en az 14, Şam Mushafı'ndan en az 28 yerde ayrılmaktadır (Tayyar Altıkulaç. age. s. 177-8.)
[12] Tayyar Altıkulaç. age. s. 177-8.
[13] Muhammed Hamidullah, İslam'a Giriş, s. 36-37. Müellifin İngiltere'de mevcudiyetinden söz ettiği nüsha, British Library'de (nr. 2165) hicri I. asırda yazıldığı tahmin edilen eksik bir mushaf nüshası mevcut olup M. Hamidullah'ın zikrettiği Mushafın, Londra Mushafı olduğu anlaşılmaktadır. Merhum Prof. Harnidullah'ın tam nüsha dediği Topkapı Mushafı'nın iki yaprağının, "birkaç sayfasının eksik" olduğunu söylediği Taşkent Mushafı'nın ise yüzlerce sayfasının (Mushafın üçte ikisinden fazlasının) eksik olduğu, aşağıdaki tespit edilmiştir. Müellifin bu Mushaf için "birkaç sayfa eksik" demesi nüshayı görmeden bu satırları yazdığını göstermektedir (Tayyar Altıkulaç. age. s. 178).
[14] Tayyar Altıkulaç. age. s. 181.
[15] İsmâil Mahdûm, Târîhu’l-mushafi’l-Osmânî fî Taşkand, Taşkent 1391/1971, s. 40-41.
[16] Müneccid, Dirâsât, s. 50. Taşkent mushafı için bk. Abdülaziz Sâlim, Advâ', s.28-30.
[17] Zâhid el-Kevserî, Makâlât, s. 13-4. 1smail Mahdum, age. s. 34.
[18] İsmail Mahdum, age., s. 37.
[19] Tayyar Altıkulaç. age. s. 195.
[20] Karatay, Fehmi Edhem, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi Arapça Yazmalar Kataloğu, 1stanbul 1962, I, 1.
[21] Müneccid, Dirâsât, s. 55.
[22] Tayyar Altıkulaç. Hz. Osman'a İzafe Edilen Mushaf ı Şerif (Topkapı Sarayı Müzesi Nüshası), "Takdim" metni.
[23] Tayyar Altıkulaç. Günümüze Ulaşan Mesahif-i Kadime: İlk Mushaflar Üzerine Bir İnceleme. IRCICA. İstanbul 2015. s. 212.
[24] Mustafa Altundağ. İstanbul Topkapı Mushafı Hz. Osman’a mı Aittir? Marife, yıl. 2, sayı. 1, bahar 2002, s. 84.
[25] Tayyar Altıkulaç. Mesahif-i Kadime. s. 221.
[26] Hatıra gelen ihtimal şudur ki, bu ibare bu Mushafın yazımında esas alınan nüshada, mesela Basra Mushafı'nın veya ondan istinsah edilmiş bir mushafın sonunda mevcuttu ve onu bizzat Hz. Osman yazmamış olsa da onun yazdırdığı mushaf anlamına gelmekte idi ve bu Mushafın yazımı sırasında bu ibare ondan kopya edildi. Nüsha Hz. Osman Mushafı olarak tanınmış olmakla birlikte, bunun doğru olmadığının delillerinden bazılarını şöylece sıralamak mümkündür: Hz. Osman'ın mushaflarında nokta ve hareke bulunmadığı gibi tahmis ve ta' şir işaretleri, sureleri ayıran değişik türde şekiller vb. şeyler de yoktu. Kaynakların ortaklaşa verdiği bilgiler bu doğrultudadır. Söz konusu unsurlar, duyulan ihtiyaçlara paralel olarak gündeme geldi ve yeni yazılan mushaflara girmeye başladı. Bu Mushaf’ta her beş ve on ayet sonunda tahmis ve ta'şır işaretleri vardır. Gerek harekeleme ve noktalamanın gerekse bu tür işaretlerin bu Mushaf a sonradan konmuş olabileceğini düşünmek de mümkün görünmemektedir. Özellikle bu işaretler ve sureler arasında sure adlarını, ayet sayılarını, onların Mekkî veya Medeni olduklarını belirten ibareler incelendiğinde bunlar için yeterli boşluklara yazım sırasında yer verildiği, bir başka ifade ile bu işaret ve ibarelerin Mushafa yazım sırasında işlendiği anlaşılmaktadır. Ayrıca Hz. Osman'ın mushaflarında bazı kelimelerin ittifakla nasıl yazıldığına dair kaynaklarda verilen bilgilere aykırı olarak yazılmış kelimeler mevcuttur (Detaylı bilgi için bkz: Tayyar Altıkulaç. Mesahif-i Kadime. s. 236-8).
[27] Halbuki bu Mushaf’ta benzer harfleri birbirinden ayırmak üzere nokta yerine hafif sola eğimli kısa çizgiler kullanılmıştır (Detaylı bilgi için bkz: Tayyar Altıkulaç. Mesahif-i Kadime. s. 244).
[28] Makrîzî, Takıyyüddîn Ahmed b. Ali, el-Mevâiz ve'l-i'tibâr bi zikri'l-hutati ve'l-âsâr, Beyrut ts. (Bulak 1270'ten ofset), II, 255; Abdülaziz Sâlim, Advâ', s. 22-3.
[29] Abdullah Hurid, el-Kur'ân ve ulûmühû fi'l-Kâhire, s. 63; Abdülaziz Salim, Advâ’, s. 25.
[30] Zürkânî, Menâhilü’l-irfân, I, 397-8.
[31] Müneccid, Dirâsât, s. 53.
[32] Semhûdî, Vefâü'l-vefâ, I, 482.
[33] Muhammed Bahit, el-Kelimatü'l-hisan, s. 32-3.
[34] Tayyar Altıkulaç. Mesahif-i Kadime. s. 253-5.
[35] Tayyar Altıkulaç. Mesahif-i Kadime. s. 260.
[36] Tayyar Altıkulaç. Mesahif-i Kadime. s. 261.
[37] The Qur'an of 'Uthman (St. Petersburg, Katta-Langar, Bukhara, Tashkent), (nşr. Efim Rezvan), St. Petersburg 2004. s. 17-9.
[38] Tayyar Altıkulaç. Mesahif-i Kadime. s. 269.
[39] Tayyar Altıkulaç. Mesahif-i Kadime. s. 64.
[40] M. Emin Maşalı. Derin Tarih Özel Hat Sanatı Sayısı. Ocak 2019. s. 24.
[41] Mustafa Altundağ. İstanbul Topkapı Mushafı Hz. Osman’a mı Aittir? Marife, yıl. 2, sayı. 1, bahar 2002, s. 83-4.
[42] Tayyar Altıkulaç. Mesahif-i Kadime. s. 65.
 

Sitemap 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20