Musellem İslami İlimler Forumuna Hoş Geldiniz

Musellem İslami İlimler Forumu

Gönderen Konu: Sened bakımından sağlam ancak çağımızın hâkim veri ve değerlerine uymayan hadis  (Okunma sayısı 213 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Temmuz 17, 2018, 04:02:58 ÖS
  • Administrator
  • Tecrübeli Üye
  • *****
  • İleti: 257
  • Teşekkür: 8
  • Müsellem Forumları
    • Profili Görüntüle
Soru: Sened bakımından sağlam ancak çağımızın hâkim veri ve değerlerine uymayan hadis rivayetlerini tenkide tutanlara nasıl cevap vermeliyiz?

Cevap:
Günümüzde makûl bir izahla kabul edilebilecek birçok hadis bu kapsama dâhil edilmek istenmektedir. Aslında bu mantıkla bakıldığında Kur’an’da da muhteva olarak sıkıntı oluşturacak epey âyet vardır. Ancak Kur’an, subût bakımından bir şüphe taşımadığı için Kur’an’a karşı inkârcı bir tavır yerine tarihselci veya allegorik bir yorum benimsenmektedir.

Mesela Kur’an’da yer alan ve Hz. Nuh’un kavmi arasında dokuz yüz elli sene kaldığını (Ankebut, 14) anlatan ayet bir problem teşkil etmezken, Hz. Adem’in boyunun altmış zirâ’ olduğunu ifade eden Buhârî hadisi problem olarak algılanmaktadır.

Nâşize (kocasına itaatsiz) kadının durumunu ifade eden İlahî beyan (Nisa, 34) tarihsel yorumlarla izah edilmeye çalışırken aynı içerikteki hadisler temel ilkelere aykırılık adına rahatlıkla inkâr edilebilmektedir.

İnsanların bir tek nefisten yaratıldığını, sonra da o nefisten eşinin var edildiğini beyan eden Kur’ânî hitab (Nisa, 4; A’raf, 189; Zümer, 6) akla ve dilin en bedihî verilerine ters düşen yorumlarla geçiştirilirken daha açık bir şekilde Hz. Havva’nın Hz. Adem’den yaratıldığını söyleyen sahih hadisler mevzûat nitelemesiyle rahatlıkla bloke edilmektedir.

İnsanı Allah’ın emriyle koruyan (Ra’d, 11) ve Cenab-ı Hakk’ın tavzifiyle insan ruhunu kabzeden meleklerin bulunduğunu bildiren ayetler (En’âm, 61; Secde, 11) tevhid inancıyla uyumlu bir şekilde yorumlanıyor, ama ebdâlın varlığından bahseden hadisler tevhid inancına aykırı bulunmaktadır.

Gök taşlarının ve kayan yıldızların semadan haber dinlemek isteyen şeytanları taşlayan ateş huzmeleri olduğunu söylen ayetler bir sıkıntı oluşturmazken buna muadil hatta modern bakış ve kültürle şekillenmiş aklın daha rahat anlayabileceği hadisler gerçeklerle ilgisiz olarak nitelenip reddedile- bilmektedir.

Bazı taşların Allah korkusundan yuvarlandıklarını bildiren ayet-i kerime (Bakara, 74) sebep-sonuç açısından ilgisiz bulunmazken, benzer nitelikteki hadisler mesela Peygamber mescidindeki hurma kütüğünün Peygamber’in ayrılığından dolayı ses çıkardığını anlatan Buharî hadisi ilgisiz bulunabilmektedir.

Kıyamet günü Rabbin arşının sekiz melek tarafından taşınacağını anlatan ayet (Hâkka, 17) te’villi veya te’vilsiz bir şekilde izah edilirken, buna benzer nitelikteki müteşabih hadisler antropomorfik (teşbih içeren) bir üslûp taşıdığı gerekçesiyle isrâîlî rivayetler listesine dâhil edilebilmektedir.

Bu ifadelerden mezkûr ayetlerin problemli ve kabul edilemez nitelikte olduğunu söylemek istediğimiz şeklinde yanlış bir sonuç çıkarılmamalıdır. Biz, ister ayet, ister hadis olsun vahye dayalı veya vahyin onayına mazhar olan bütün nebevî beyanatın îman vasfının bir gereği olarak tereddütsüz bir şekilde kabûl edilmesi gerektiğine inanıyoruz. Burada sadece ayetlerle aynı veya benzer içerik taşıdığı halde hadisleri reddeden mantık erbabı açısından bir paradoks ve tutarsızlık bulunduğunu belirtmek istiyoruz.

Öyle anlaşılıyor ki örneklerini verdiğimiz bu ve benzeri ayetler şayet senedi sağlam bir nebevî hadis formunda gelseydi tarihsel ve allegorik yorum külfetine de ihtiyaç duyulmadan reddedilecekti. Hâlbuki tutarlı bir tutum her ikisini de kabûl etmeyi gerektirmektedir. Birini te’vil ederek veya tarihselci yorumlarla izah edip kabûl ederken muhteva bakımından buna muadil olan hadisleri reddetmek doğru ve tutarlı değildir.

Kur’an’ın subût bakımından kat’î olduğunu, hadislerin ise genelde âhâd yolla geldiğini ileri sürerek mezkûr tezi mâzûr göstermek de doğru değildir. Daha önce belirtildiği gibi bu hadisler sübûttan dolayı değil, içerik nedeniyle tenkit edilmektedir. Aynı veya benzer içerik Kur’an ayetlerinde de yer aldığına göre ve bu da tevilli veya tevilsiz bir şekilde izah edilip kabul edildiğine göre aynı durumun hadisler için söz konusu olmaması için hiç bir neden yoktur. Bütün bunlar problemin subût meselesi olmadığını, bilakis meselenin delâlet meselesi olduğunu göstermektedir. Subûta gelince, İlmî ve tutarlı bir davranış, her şeyin hak ettiği konumunda ele alınmasını gerektirmektedir. Tevatürle sabit olan yukarıdaki ayetlerin subûtunu kabul eden biri, âhâd yolla gelen ve benzer bir içerik taşıyan sahih hadisleri de kabul etmelidir. Şu farkla ki bunlardan birincisini kat’î bir bilgiyle benimserken, İkincisini (karîne olmaması durumunda) zann-ı gâlip düzeyinde bir bilgi ve kanaatle kabul etmek durumundadır. Metnin içeriğini ve delâlet ettiği anlamı ileri sürerek hadisi reddetmek tutarlı bir tavır değildir. Zira aynı veya buna muâdil denebilecek muhteva ayetlerde de mevcuttur.

Aslında bu hadislerin kat’î olması durumunda da muhatablarımız açısından bir şeyin değişmeyeceği açıktır. Zira subûtu ve delâleti kat’î olan Kur’an ayetleri bile sonuçta tarîhî ve temsilî yorumlarla işlevsiz hale getirilip belirleyici olmaktan uzaklaştırıldığına göre hadislerin subût bakımından kat’î olması halinde de aynı akibete düçar olacakları açıktır.

İktibas: Muhammed Salih Ekinci. Hüccet Değeri ve Tedvin Açısından Sünnet. Çev. Metin Yiğit. Rağbet Yayınları. İstanbul 2015. s. 214-6’da yer alan 420 no’lu dipnot..


 

Sitemap 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20