Musellem İslami İlimler Forumuna Hoş Geldiniz

Musellem İslami İlimler Forumu

Gönderen Konu: Peygamberimizden gelen hadis yazımını engelleyen rivayetler  (Okunma sayısı 136 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Temmuz 05, 2018, 01:01:29 ÖS
  • Administrator
  • Tecrübeli Üye
  • *****
  • İleti: 256
  • Teşekkür: 8
  • Müsellem Forumları
    • Profili Görüntüle
Soru: Peygamberimizden gelen hadis yazımını engelleyen rivayetleri nasıl değerlendirmeliyiz?

Cevap:
Hadisleri inceleyenlerin bildiği gibi Peygamber (S.A.V.)’in hadis yazımını emreden, kısmen de buna müsaade eden pek çok hadisi vardır. Bu hadisler toplamı itibariyle manevî tevatür derecesine varmaktadır. Bununla beraber Peygamber (S.A.V.)’den hadis yazımını nehyeden birkaç hadis de varid olmuştur.

Ancak günümüz bazı müslüman yazarları ve oryantalistler nezdinde sadece nehiy hadisleri yaygınlık kazanmış görünmektedir. Hadislerin yazımını emreden ve buna müsaade eden hadisler çok olmasına rağmen göz ardı edilmektedir. Bu hadisler muteber kaynaklar da hiç yer almamış gibi davranılmaktadır. Kanaatimce bu durum iki nedene dayanmaktadır:

1. Hadislerin yazımını nehyetme, [tabiatıyla] daha dikkat çekici olduğundan nehiy hadisleri yayılmış ve meşhur olmuştur.

2. Mezkûr yazarların temellendirip pekiştirmek istedikleri bir takım emellerden dolayı nehiy hadisleri daha fazla bilinir olmuştur.

Allah Rasûlü (S.A.V.)’nün hadis yazımını hoş karşılamadığını bildiren rivayetleri aktaran üç sahabî vardır. Bunlar: Ebu Said el-Hudrî, Ebu Hureyre ve Zeyd b. Sabit (r.a)’dir.

1- Zeyd b. Sabit’in Hadisi

Zeyd b. Sabit’in konuyla ilgili iki rivayeti bulunmaktadır. Birinci rivayet, Muttalib b. Abdullah b. Hanteb yoluyla nakledilmiştir. İbni Hanteb der ki: “Zeyd b. Sabit, Muaviye’nin yanına geldi. Muaviye kendisine bir hadis sordu. Bir başkasına da hadisi yazmasını emretti. Zeyd kendisine şöyle dedi: ‘Allah Rasûlü, hadislerinden herhangi bir şey yazmamamızı emretti.’ Bunun üzerine Muaviye yazıyı sildi.” (1). Hadisin bu varyantı zayıftır. Zira Muttalib b. Abdullah, Zeyd’den hadis duymuş değildir (2).

Hadisin ikinci varyantı Şa’bî’den nakledilmiştir. Buna göre Mervan Zeyd’i imtihan etmek için perdenin arkasına bazı adamlar yerleştirip kendisine soru sorar, onlar da yazarlar. Zeyd, onlara bakıp: “Ey Mervan, özür dilerim. Ben sadece kendi reyimle konuşuyorum.” Der (3). Rivayette adı geçen Şa’bî, ne Zeyd’den ne de Mervan’dan hadis duymuştur. Dolayısıyla hadisin bu varyantı da zayıf ve munkatı’dır. Bu hadis, adamların Zeyd’den dinleyip yazdığı şeyin Zeyd’e ait şahsî görüşler olduğunu ve Zeyd’in de diğerleri gibi yazma işinden hoşlanmadığını göstermektedir. Ancak bu yorumu kabul etmek çok zordur. Zira Zeyd’in kendi şahsî görüşlerini yazdığı gibi, Allah Rasûlü (S.A.V.)’nün hadislerini de yazdığını ispatlayan deliller bulunmaktadır (4).

2. Ebu Hureyre’nin Hadisi:

Abdurrahman b. Zeyd b. Eşlem, babasından, o da Atâ b. Yesâr’dan Ebu Hureyre’nin şöyle dediğini rivayet eder: “Allah Rasûlü’ne bazı insanların hadisleri yazdıkları haberi ulaştı. Bunun üzerine Allah Rasûlü minbere çıkıp Allah’a hamd u senada bulunduktan sonra şöyle dedi: ‘Nedir bu yazdığınız söylenen şeyler? Ben ancak bir beşerim. Kimin yanında bundan bir şey varsa getirsin.’ Biz de bunları topladık ve bunlar yakıldı. Peygambere “ey Allah’ın Rasûlü! Senden hadis nakledelim mi?” diye sorduk. O da “benden hadis nakledin. Bunun bir beisi yoktur. Her kim bana bilerek yalan isnad ederse cehennemde yerini hazırlasın.’ dedi.” (5).

Ali b. Sehl, babasından o da Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem’den Ebu Hureyre’nin şöyle dediğini nakleder: “Hadisleri kapalı bir alanda toplayıp ateşe attık.” Zehebî, bu rivayetin münker olduğunu belirtiyor (6). Muhaddisler, hadisin râvisi Abdurrahman b. Zeyd’in zayıf olduğu konusunda müttefiktir (7). Binaenaleyh, bu rivayet itibara alınabilecek bir rivayet olmaktan uzaktır.

3. Ebu Said el-Hudrî’nin Hadisi:

Bu hadis iki kanaldan muhtelif lafızlarla rivayet edilmiştir. Bunlardan biri Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem’in babasından, onun da Atâ b. Yesâr kanalıyla Ebu Said el-Hudrî (r.a.)’den aktardığı rivayettir. Ebu Said der ki: “Biz Peygamberden yazmak için izin istedik. Fakat o, bize izin vermekten çekindi.” (8).

Bu hadis yukarıda kaydedildiği gibi Abdurrahman b. Eşlemden ötürü zayıftır.

İkinci varyant, Hemmâm’ın Zeyd b. Eslem’den, onun da Atâ b. Yesâr’dan, onun da Ebu Said’den naklettiği rivayettir. Ebu Said, Allah Rasûlü’nün şöyle dediğini rivayet ediyor: “Benden herhangi bir şey yazmayın. Her kim benden Kur’an dışında bir şey yazmışsa onu silsin. Benden hadis naklediniz, bunun bir beisi yoktur. Her kim bana yalan isnad ederse - Hemmâm der ki: Sanırım Peygamber “kasden” kelimesini de ekledi- cehennemde yerini hazırlasın.” (9).

Görüldüğü gibi sonuncu varyant dışındaki bütün hadisler zayıftır. Âlimler bu hadisin mevkûf mu merfu mu olduğu konusunda ihtilaf etmişlerdir.

İbni Hacer konuyla ilgili olarak şunları kaydediyor: “Bazıları Ebu Said hadisinin illetli olduğunu belirtip şöyle demişlerdir: Doğru olanı, bu hadisin Ebu Saide ait mevkûf bir hadis olduğudur. Bu durum, Buharı ve diğer muhaddislerin belirttiği bir husustur.” (10).

Ulema, hadis yazımına müsaade eden hadislerin muhkem olduğu ve pratikte uygulandığı konusunda ittifak ettiğine göre - ki bu, Peygamberden günümüze kadar ümmetin takip etmiş olduğu bir çizgidir- burada sözlü ve amelî icma, var demektir:

Ebu Said hadisinin merfu olduğunun farzedilmesi halinde bu hadisin nasıl izah edileceği konusunda ihtilaf edilmiştir. Konuyla ilgili değişik görüşler olmakla birlikte bunların en güçlüsü şu üç görüştür (11).

Birinci Görüş: Yasaklama, hadislerin Kur’anla birlikte aynı sahifede yazılmasına yöneliktir. Zira sahabîler bir ayetin tevilini duyduklarında onu ayetle birlikte yazabiliyorlardı. Kur’an’la herhangi bir karışma olabileceği endişesinden dolayı hadis yazmaları nehyolundu. Hadis yazımına müsaade eden rivayetler ise hadislerin Kur’an’dan ayrı müstakil sahifelerde yazılmasıyla alakalıdır.

İkinci Görüş: Yasaklama, hakkında unutkanlık endişesi taşınmayan, hafızasına itimad edilen ve hadisleri yazması durumunda sadece yazıya güvenmesinden korkulan kişilerle ilgilidir. Yazma izni ise, unutkanlığından endişe edilen, hıfzına güvenilmeyen ya da hadisleri yazması durumunda yazıya dayanıp kalmasından korkulmayan kimselere yöneliktir.

Üçüncü Görüş: Yasaklama, sünnetin sünnetle neshedil- mesi kabilinden bir şeydir. İlk sıralarda sünnetin Kur’an’la karışKur’an’la karıştırılmasından endişe edildiği dönemlerde hadis yazımı yasaklanmış, bu endişe ortadan kalktığında ise hadis yazımına müsaade edilmiştir. Bu görüş; İbni Kuteybe, el-Hattâbî, Hatîb el-Bağdadî, Nevevî, Hafız Askalanî ve Suyûtî dahil olmak üzere ulemanın cumhuru tarafından benimsenen görüştür. İzin ve nehiy hadislerindeki ifadelerin mutlak olup, bazı şahıs veya durumlarla sınırlandırılmamış olması da bu görüşü teyid etmektedir.

Ancak burada şöyle bir soru akla gelebilir: Neden nehiy hadisleri, izin hadislerini neshetmiyor da izin hadisleri nehiy hadislerini neshediyor?

Bu, iki husustan dolayı mümkün değildir:

a. İzin hadisleri zaman bakımından sonra gelmektedir. Mesela Ebu Şâh hadisi (12) fetih senesinde varid olmuştur ki, bu da Peygamber (S.A.V.)’in hayatının son dönemlerine denk gelmektedir.

Ebu Hureyre’nin hadisi de zaman bakımından sonradır. Zira Ebu Hureyre son yıllarda müslüman olmuş bir sahabîydi. Bu hadis, Abdullah b. Amr b. As’ın Ebu Hureyre’nin İslam’a girişinden sonra hadis yazdığını göstermektedir.

Peygamber (S.A.V.) ölüm hastalığında iki defa bir şeyler yaz(dır)ma gayretinde bulunur.

Ebu Said el-Hudrî hadisinin bütün bunlardan sonra olması, özellikle Peygamberin ölüm hastalığında bir şeyler yaz(dır)ma isteğinden sonra olması gerçekten uzak bir ihtimaldir.

b. Sahabe ve tabiin döneminden sonra ümmet, yazma izni, yazmanın mübahlığı ve yazma işini uygulama konusunda kat’î bir icmaya varmıştır. Bu, ilk dönemi müteakiben ümmetin bütün fırkalarında müşahede ettiğimiz ameli/pratik tevatürle sabit olan bir icmadır. Hatta son asırlarda Reşid Rıza gibi nehiy hadislerinin izin hadislerini neshettiğini söyleyenler de pratik tevatürle sabit olan bu icmaya dâhildir. Zira Reşid Rıza gibilerin sayfalarca hadis yazıp naklettiklerine şahit olmaktayız. Müsaadenin nehiyden sonra olduğuna delalet eden en güçlü delillerden biri de bu amelî icmadır.


Kaynak: Muhammed Salih Ekinci. Hüccet Değeri ve Tedvin Açısından Sünnet. Çev. Metin Yiğit. Rağbet Yayınları. İstanbul 2015. s. 94-101, 124-5.



Dipnotlar:
1.   Ebu Davud, İlm, 3, hadis nr: 3642; Hatîb, Takyîdu’l-İlm, 35
2.   Tehzibu’t-Tehzib, 1/179
3.   İbni Sa’d, Tabakât, 2/2:117; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nubelâ, 2/313 Ancak bu son kaynakta “uzren” kelimesi yerine “gadren” kelimesi kullanılmıştır.
4.   Bkz. Azamî, Dirasât fi’l-Hadisi’n-Nebeuî, 108 (İleride bu konuya tekrar döneceğiz.)
5.   Ahmed, el-Musned, 3/13; Takyidu’l-İlm, 34-35
6.   Zehebî, Mizânu’l-İ’tidâl, 2/566
7.   Mizânu’l-İ’tidâl, 2/564
8.   Takyîdu’l-İlm, 32-33, Eserin muhakkiki Yusuf el-Aşş şöyle diyor: Bu hadisi Tirmizî, Darimî ve başkaları rivayet etmiştir.
9.   Müslim, Zühd, 16, hadis nr: 7435; Takyîdu’l-İlm, 29-32
10.   Fethu’l-Bârî, 1/208; Ayrıca bkz. el-Envâru’l-Kâşife, 43; el-Muhaddisu’l- Fâsıl, 37b
11.   Bkz. Abdülganî Abdülhalik. Hucciyyetu’s-Sünne 445, 446.
12.   Allah Rasûlü’nden şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Ebu Şâh için yazınız.” Ebu Şâh, Allah Rasûlü’nün Mekke’de îrâd ettiği hutbeyi dinleyince “Ey Allah’ın Rasûlü bunu benim için yazınız.’’diye istekte bulunur. Allah Rasûlü de söz konusu emri verir (Buharî, İlm, 39, hadis nr: 112; Buharı, Lukata, 7, hadis nr: 2434; Ebu Davud, İlm, 3, hadis nr: 3644).

« Son Düzenleme: Temmuz 09, 2018, 01:33:03 ÖS Gönderen: Ebu Taha bin Mahmud »


 

Sitemap 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20