Musellem İslami İlimler Forumuna Hoş Geldiniz

Musellem İslami İlimler Forumu

Gönderen Konu: Pek çok Sahabenin hadisleri yazmamasının sebebi nedir?  (Okunma sayısı 230 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Temmuz 09, 2018, 04:18:13 ÖS
  • Administrator
  • Tecrübeli Üye
  • *****
  • İleti: 257
  • Teşekkür: 8
  • Müsellem Forumları
    • Profili Görüntüle
Soru: Pek çok Sahabenin hadisleri yazmamasının sebebi nedir?

Cevap:
Seleften pek çok kimse ezberlediği hadisleri yazarak ve yazdıklarını okutarak pekiştiriyordu. Ezberlerini sağlamlaştırıp pekiştirdikten sonra yazdıklarını siliyorlardı. Bunu da yazılanlara dayanıp ezber güçlerine ve ezberlenen şeylere zarar gelir düşüncesiyle yapıyorlardı.257 Bu da gösteriyor ki, seleften bazı kimselerin hadis yazmaktan çekinmesi Ebu Said el-Hudrî’nin rivayetinde geçen nehye değil, başka sebeplere dayanmaktadır.

Büyük alim Seyyid Süleyman en-Nedvî, er-Risaletu’l-Muhammedîye adlı değerli eserinde bu sebepleri güzel bir üslûpla anlatmaktadır. İhtiva ettiği değerli noktalardan dolayı Nedvî’nin değerlendirmelerini buraya almayı uygun gördük (1):

“Sahabenin hadisleri yazmamasının üç sebebi vardır.

Birinci Sebep: Allah Rasûlü (S.A.V)’nün ilk sıralarda Kur’an’ın başka şeylerle karışmasını önlemek için Kur’an dışındaki şeylerin yazılmasını nehyetmesidir. Kur’an ezberlenip bilinir hale geldikten sonra -ki ona ne önünden ne ardından hiçbir batıl karışmaz- Allah Rasûlü, ashabın kendisinden duyduğu şeyleri yazmasına müsaade buyurdu. Buna rağmen sahabe büyük bir ihtiyat gösteriyor ve sahabenin önemli bir kısmı hadis yazmaktan kaçınıyordu.

İkinci Sebep: Sahabe, insanların yazdıklarıyla yetinmesinden ve hadisleri ezberleyip tefekkür etmede gevşeklik göstermesinden endişe duyuyordu. Nitekim sahabenin tahmin ettiği durum bilfiil gerçekleşti. Zira yazma ve tedvine verilen önem arttıkça ezbere verilen ehemmiyet azaldı. Bunun yanısıra sahabe elinde yazılı halde hadis bulunan herkesin alim olarak telakki edilmesinden endişe duyuyordu ki [daha sonraları] bu da tahakkuk etti.

Üçüncü Sebep: Arapların yazıya itimad etmeyi hafıza zaafı olarak görmeleri ve bunun kendi onurları açısından küçük düşürücü bir durum olduğunu düşünmeleriydi. Onlar, hafızalarına itimad ediyorlardı. Ezberlediklerinden herhangi bir şey yazacak olsalar onu gizli tutma yoluna giderlerdi. Bilindiği gibi, Araplar hafıza bakımından güçlü idiler. Bazen binlerce şiiri ezberler ve bunu hiçbir ilave veya eksiltme olmadan okurlardı, insanoğlu tabiatı gereği, sahip olduğu kuvvelerden birini çok kullandığında bu kuvvenin güç ve canlılığı artar. Ashab-ı Kiram ve tabiin hadisleri ezberlemede çok yüksek bir noktaya varmış bulunuyorlardı. Bir hadisle karşılaştıklarında onu alıp çocukların Fatiha Süresini ezberlemesi gibi ezberlerlerdi. Muhaddisler, binlerce hatta yüzbinlerce hadisi ezberliyorlardı. Sonra da işitip ezberledikleri hadisleri yazıya geçiriyorlardı. Ancak buna rağmen onların ulema ve halk nezdindeki değeri ezbere bildikleri hadislerle ölçülürdü. Bundan dolayı onlar, defter ve sahifelerini insanlardan gizli tutuyorlardı. Ta ki insanlar onların bu sahifelere dayandıklarını ve sadece bu sahifeler- deki hadisleri ezbere bildiklerini sanmasınlar

Muhaddisler, bir şeyi sadır (göğüs)da tutmanın satırda tutmaktan daha güvenilir olduğuna inanıyorlardı. Zira müstensihlerin yazarak aktarmaya çalıştığı şeyler tahrife maruz kalabilir. Buna karşı hafızası güçlü ve zabtı muhkem insanların kendi emsallerinden aktardığı şeyler hata ve tahrif tehlikesinden uzaktır (2).

Seleften bazı kimselerin hadis yazımına neden sıcak bakmadıklarının hikmeti anlaşılmış oldu. Ancak bununla birlikte bazılarının hadis rivayet etmekten hoşlanmayıp bunu nehy etmesinin sebebi neydi acaba? şeklinde bir soru akla gelebilir.

el-Cevap: Selefin bütün durumlarda hadis rivayet etmekten çekindiğini veya onların bazı özel durumlarda hadis rivayet etmekten çekinmesinin temelde hadisin hüccet değerine inanmamaktan kaynaklandığını düşünmek kesinlikle yanlıştır. Zira Allah Rasûlü’nün onlara hadisleri tebliğ etmeyi ve hadis rivayetinde bulunmayı emrettiği sabittir:

“Bir ayet de olsa benden alıp tebliğ ediniz.”266

“Benim sözlerimi işitip, ezberleyip, öğrendikten sonra başkasına ulaştıran kimsenin Allah yüzünü ağartsın. Nice fıkıh taşıyıcıları vardır ki, fakih değildir. Nice fıkıh taşıyıcıları, fıkhı kendilerinden daha fakih olan kimselere taşırlar.”267

Bu manada başka hadisler de bulunmaktadır.

Öte yandan Sünnetin hüccet oluşuna delâlet eden pek çok sahih hadis ve kat’î deliller de bunu teyid etmektedir. Hatta tevatür derecesindeki haberler bizzat sahabenin -ister hadis rivayetinden kaçınanlardan olsun, ister kaçınmayanlardan olsun, ister bu konuda kendilerinden hiçbir şey nakledilmeyenlerden olsun- ileride değineceğimiz sebepler olmadığı sürece sünnete sarılıp onu tebliğ ettiğini, başkalarına karşı sünnetle istidlalde bulunduğunu ve başkası tarafından delil olarak getirildiğinde teslimiyet gösterip, kendi kişisel görüşünden vazgeçtiğini, meydana gelen hadiselerde ona başvurduğunu ve bu konuda hiçbir fikir ayrılığının bulunmadığını göstermektedir.

Hasılı, sahabeden bazı kimselerin kaçındığı veya nehyettiği husus “hadis rivayet etme” değildir. Aksine “çokça hadis rivayet etme” dir.

Ashabın bir kısmında gördüğümüz bu çekince ve nehyin bazı sebepleri bulunmaktadır. Bunların bazısını şöyle belirtmek mümkündür.

Birinci Sebep

Sahabe çokça hadis rivayet eden kişinin, rivayet esnasında farkına varmadan hata etmesinden ve hatalı olarak rivayet ettiği hadisin kıyamete kadar hüccet olarak telakki edilmesinden endişe ediyordu. Zira çok rivayet hata ihtimalini artırır. Gerçi hata eseri yapılan şeylerde günah yoktur. Ancak [başından itibaren] hata ihtimali bulunan bir şeyi bile bile irtikab etmek, sözkonusu hatayı işleyenin kusurlu ve ihmalkâr olduğunu gösterir. Çünkü, böyle bir kimse de bir anlamda yalan söylemiş gibi olur. “Bir korunun etrafında dolaşan şahsın oraya düşmesi an meselesidir.”

Bu nedenle ashab, çok çekimser davranmakta ve [mümkün olduğu kadar] az hadis rivayet etmekteydi. Tam olarak emin olmadıkları hadisleri rivayet etmiyordu. Aralarında çok hadis rivayet ettiği halde kendinden emin olanlar ise çokça rivayet ederlerdi.

Ashabtaki bu endişe, bu korku ve çekimserlik sünnetin onlar nezdinde teşkil ettiği kıymeti ve onun dinde amel edilmesi gereken bir hüccet olduğunu göstermektedir. Bu durum, aynı zamanda onların gönlümüzdeki mevkiini yüceltmekte ve onların Allah Rasûlü (S.A.V.)’nden bize naklettiklerine duyduğumuz güveni artırmaktadır. Keza bu, onlann emaneti, duyduklan gibi eda ettiklerini ve onu layıkıyla koruduklannı da göstermektedir.

Şimdi de bu gerçeği anlatan hadislerden bir kaçını görelim: Buhar!’nin aktardığı bir hadiste Allah Rasûlü (S.A.V.) şöyle buyuruyor: “Her kim, bana kasten yalan isnad ederse cehennemde yerini hazırlasın.” 268

Bir başka hadisinde Allah Rasûlü (S.A.V.) şöyle buyurmaktadır:

“Her duyduğu şeyi söylemesi, kişiye yalan olarak yeter.” 269

Hz. Enes (r.a.)’in şöyle dediği rivayet edilmektedir:

“Şayet ben, hata etmekten korkmasaydım, Allah Rasûlü’nden duyduğum -veya Allah Rasûlü’nün söylediği- bazı şeyleri size aktarırdım. Zira ben Allah Rasûlü’nün ‘herkim bana kasten yalan isnad ederse cehennemde yerini hazırlasın.’ dediğini duydum. ” 270

İbni Sîrîn’in şöyle dediği nakledilir: “Enes, Allah Rasûlü’nden az hadis nakleden biriydi. Rasûlüllah’tan bir hadis aldığında: ‘Ya da Allah Rasûlü’nün dediği gibi’ [ev kem â kale) derdi. ” 271

Şa ’bî ve İbni Sîrîn’den rivayet olunduğuna göre İbni Mesud, Allah Rasûlü (S.A.V.)’nden bir hadis naklettiğinde yüzünün rengi değişir “ya böyle veyahut da buna benzer bir ifade kullandı...’’derdi.272

Abdurrahman b. Ebi Leyla şöyle derdi: “Muhammed (S.A.V)’in ashabından Ensâr’dan yüzyirmi kişiyle karşılaştım. Bunlar arasında hadis rivayet eden hiçkimse yoktu ki, bu işi kendisine gerek kalmadan başka bir kardeşinin yapmasını istemiş olmasın. Keza fetva istenen hiç kimse yoktu ki sözkonusu fetvalan kendisine gerek kalmadan bir başka kardeşinin vermesini istemiş olmasın.”273

Yine Abdurrahman b. Ebi Leylâ’nın şöyle dediği rivayet edilir: Biz, Zeyd b. Erkam’dan bize Allah Rasûlünün hadislerini aktarmasını talep ettik. Bize şöyle dedi: “Yaşımız ilerledi ve unutkanlık peyda oldu. Allah Rasûlü’nden hadis nakletmek zor bir iştir. ”274

İşte, hadis rivayetine sıcak bakmamanın ve bundan sakınmanın başlıca nedeni budur. Ancak başka birtakım sebepler de bulunmaktadır ki, onları da ileriki satırlarda zikredeceğiz.

İkinci Sebep

Sahabe, İslam’la yeni tanışmış olup, Kur’an’ı hakkıyla bellememiş olan topluluklara hadis rivayet edilmesini menediyordu. Sahabe başka şeylerle meşgul olunarak Kur’an’ın ihmal edilmesinden korkuyordu. Zira Kur’an, bütün ilimler için en önemli ve esaslı kaynaktır. Hz. Ömer’in aşağıdaki sözü bu sebebe işaret etmektedir:

“Siz, bir beldeye vanp, ahâlinin arı uğultusunu andıran bir şekilde Kur an okumakla meşgul olduğunu gördüğünüzde onlan hadislerle meşgul ederek Kur’an’dan alıkoymayın.”

Hz. Ömer, burada şunu demek istiyor: Yani sözkonusu şehrin halkı İslam’ı yeni benimsemiş olup, Kur’an’ı hıfzetmeye çalıştıkları ve bu ameliyeyi henüz bitiremedikleri bir esnada, onları önemli (mühimm) bir şeyle meşgul ederek, daha önemli (<ehemm) bir işten alıkoymayın.

Üçüncü Sebep

Bazı sahabîler, çok hadis ezberleyenlerin bu ezber çokluğundan dolayı hadisleri tefekkür ve tedebbür etme işini ihmal etmesinden korktuklan için hadis rivayetini nehyedip bundan kaçınmışlardır. Zira çokça ezberleyenler, tedebbür ve derin düşünmeye neredeyse hiç eğilmezler.

Dördüncü Sebep

Sahabe, avamdan olan ve aklî seviyesi zayıf kalmış kimselerin, anlamada zorlandıkları müteşabih hadisleri rivayet etmesini nehyetmiştir. Bu kimseler, müteşabih hadisleri irade olunan manadan uzaklaştınp, hadisin zahiriyle istidlalde bulunduklarından, onları sefih bidatçıların ürettiği türedi manalara hamle- derler. Ya da hadisleri kendi zayıf akıllarına aykın bulup, hadislere itiraz etmeye yeltenirler ki bu da sonuç itibariyle Allah ve Rasûlü’nü tekzip etme gibi bir sonuç doğurmaktadır.

Bundan dolayı Ibni Mesud şöyle demektedir:

“Akıllarına sığmayan bir şeyi söylediğiniz hiçbir topluluk yoktur ki, bu durum, onların bir kısmı için fitne sebebi olmasın.”275

Hz. Ali de şöyle buyurmaktadır:

“İnsanlara anladıkları şeylerle hitap ediniz. Siz, Allah ve Rasûlü’nün tekzip edilmesini ister misiniz?”276

İbni Hacer, şunları kaydeder: Adem b. Ebi İyâs, [Hz. Ali’nin yukarıdaki sözüne] şunu da ilave eder: “...İnsanların garip karşılayıp, inkâr edeceği şeyleri bırakın.” Yani insanların anlamada zorlandığı karışık şeyleri söylemeyi bırakın.

Hadis rivayetine kısmen hoş bakmayanlardan biri İmam Ahmed’tir. O, zahiri itibarıyla yöneticiye (sultan) karşı çıkışı ifade eden hadisleri rivayet etmekten hoşlanmamıştır. Keza İmam Malik, sıfat hadislerini, Ebu Yusuf garâible ilgili hadisleri rivayet etmeğe sıcak bakmamışlardır. Bu durumun daha eski bir örneğini Ebu Hureyre’de görmekteyiz. Buharı’nin rivayetine göre Ebu Hureyre şöyle demektedir: “Allah Rasûlü’nden iki kap ilim aldım. Bunlardan birini yaymaktayım. Diğerine gelince, şayet onu da yayacak olsam, şu boğazı keserler.”277


Dipnotlar:

266 Buhari, Enbiyâ, 50, hadis nr: 3461; Tirmizî, İlm, 13, hadis nr: 2806; Darimî, Sünen, 542
267 Ahmed, el-Müsned, 4157; Tirmizî, İlm, 7, hadis nr: 2794; Ebu Davud, İlm, 10, hadis nr: 3655; İbni Mace, Mukaddime, 18, hadis nr: 230; Darimî, Mukaddime, 46, hadis nr: 544; Hadisi rivayet edenler arasında İmam Şafiî de bulunmaktadır.
268 Buharı, Enbiyâ, 50, hadis nr: 3461; Fethu’l-Bârî, 6/496
269 Müslim, Mukaddime, 3, hadis nr: 7
270 Darimî, 1/67; İbni Mace, Mukaddime, 3, hadis nr: 24
271 İbni Mace, Mukaddime, 3, hadis nr: 24
272 Darimî, 1/72
273 Camiu Beyani’l-İlm, 2/163
274 İbni Mace, Mukaddime, 3, hadis nr: 25
275 Müslim, Mukaddime, 3, hadis nr: 12
276 Buharî, İlm, 49 (49. bab başlığı)
277 Fethu’l-Bârî, 1/316-317 (es-Selefiyye baskısı)




Kaynaklar:

1. Muhammed Salih Ekinci. Hüccet Değeri ve Tedvin Açısından Sünnet. Çev. Metin Yiğit. Rağbet Yayınları. İstanbul 2015. s. 124-5.
2. Seyyid Süleyman en-Nedvî, er-Risaletu’l-Muhammedîye. s. 47-8.
3. Muhammed Salih Ekinci. age. s. 130-5.



 

Sitemap 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20