Musellem İslami İlimler Forumuna Hoş Geldiniz

Musellem İslami İlimler Forumu

Gönderen Konu: Çocuklar neden yalan söyler? Bu durumla karşılaşan anne-babalar ne yapmalı?  (Okunma sayısı 549 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Kasım 10, 2018, 04:11:44 ÖÖ
  • Katılımcı Üye
  • **
  • İleti: 63
  • Teşekkür: 0
  • Tarih yazılmaya devam ediyor...
    • Profili Görüntüle
Soru: Çocuklar neden yalan söyler? Bu durumla karşılaşan anne-babalar ne yapmalı?
 
Cevap:
İnsanın üç farklı dünyası vardır: 1) Uyku ve rüya dünyası, 2) Hayal dünyası, 3) Gerçek dünya. Sağlıklı bir yetişkinde, bu üç dünya birbirinden net ve kesin çizgilerle ayrılmıştır. Hiçbir yetişkin hayal kurduğu bir şeyi, gerçekmiş gibi anlatmaz. Oysa ilk 7 yaş dönemindeki çocuklar bu üç dünyayı birbirinden ayırt edemez. Onlar için rüya ile gerçek arasında bir fark yoktur. Ya da hayal dünyası, tıpkı gerçek dünya gibidir. Çocuk, oyun esnasında, bebeğinin saçını tararken, oyuncak arabası ile oynarken, birçok hayal kurar ve kurduğu hayallere gerçekmiş gibi kendisi de inanır. Bu, çocuğun sağlıklı bir süreç içinde geliştiğinin işaretidir. Fakat yedi yaşından sonra çocuk gerçek olmayan şeyler söylüyorsa, işte o zaman tehlike çanları çalıyor demektir (1).[1](
 
Bir insanın onuru, izzeti ve gururu en değerli varlığıdır. Sağlıklı ruha sahip her insan birtakım refleks davranışlarla bu özelliklerini korur. Örneğin kişiliğine yapılmış sözlü saldırı karşısında otomatik olarak kendini savunmaya alır, hatta karşı saldırıya geçer. Bu unsur, çocuk için de geçerlidir. O da kişiliğine saldırı hissettiğinde kendini savunmaya çalışır (2).[2]
 
Yetişkinlerde bir kişilik bozukluğu belirtisi olan 'yalan,' çocuk dünyasında bir benlik savunma yöntemidir. Çocuk benliğine yönelen tehdidi, bazen yalan söyleyerek savmaya çalışır. Böylece benliğini yalan vasıtası ile koruyabildiğini öğrenerek yalanı bir benlik savunması olarak kullanmaya başlar (3).[3]
 
Ünlü Alman Psikolog Hans Zulliger, Çocuk Vicdanı ve Biz isimli eserinde, “Çocuklar eğer korku ve baskı görmeselerdi, yalanın ne olduğunu bilmezlerdi.” diyor. Evet, yalan insan fıtratına aykırı bir davranış bozukluğudur ve aslında çocuklar yalan söylemek istemez. Ancak buna zorlandıklarında yalanı alışkanlık haline getirirler (4).[4]
 
7 yaşından önce söylenenler yalan mı?
 
Henüz yedi yaş dönemine gelmemiş, olaylara soyut boyutta bakan bir çocuğun yalan söylemesi—ki aslında söyledikleri yalan değil, başka dünyaya ait gözlemlerini aktarmasıdır—gayet normaldir. Yapılması gereken en önemli şey, çocuğun anlattıklarını ‘sessizce’ ve ‘can kulağı ile dinlemek’tir.
 
Hâlbuki birçok anne-baba, çocuklarının kendi kendilerine konuşmasının sakıncalı olabileceğini zannederek, çocuklarını susturmaya çalışır. Anlattıklarının yalan olduğunu düşünerek, “Bizim oğlan/kız çok yalancı oldu” diye endişeye kapılır.
 
Çocuğun ufuk dünyasındaki gelişimini, “Söyle bakim; neden yalan söylüyorsun?” gibi sözlerle kırmak yerine, abartarak dile getirdiklerine ‘gülmeden’ ve ‘hafife almadan’ kulak vermek yeterli olur. Çünkü oyun ve hayal dünyası olmadan çocuk, çocuk değildir ve kendini geliştiremez! (5)[5]
 
Mesela 4 yaş döneminde çocuk hayal kurabildiği kadar gelişim gösterir, hayallerini bozmamak gerekir. Örneğin çocuk, bazen hayalî olarak okula gider. Okulda öğretmeniyle konuşur. Hatta ona bir kalem hediye eder. “Benim öğretmenim bana ne dedi biliyor musun?” dediğinde, anne-babası “Oğlum senin öğretmenin mi var, sen daha okula bile gitmiyorsun” derse, çocuk kurduğu hayalden utanır, aslında o, gerçekte bir öğretmenini değil, kurduğu hayalin tesirindeki öğretmenini anlatacakken, susar, mahcup olur ve kalır...
 
Bu dönemde çocuğun anlattıkları onaylanmaz “Evet senin öğretmenini ben de tanıyorum” diye karşılık verilmez belki, ama onun aktif bir şekilde tebessümle dinlenmesi yeterli ve gereklidir! (6, 7)[6],[7]

Çocukları yalan söylemeye sevk eden nedir?
 
Yalan, insan fıtratının değil; korkunun, kaygının ürünüdür. İnsanın özünde yalan söylemek yoktur. Buna göre hiçbir çocuğun yalan söylemeyeceğini varsayabiliriz. Bir psikolog yetişkine baktığında, yetişkinin yalan söylüyor olmasını kişilik bozukluğu olarak algılayabilir. Ancak pedagojik olarak bakıldığında; ergenlik öncesinde yalan söylemek zorunda bırakılan çocuk kendini yetişkin baskısından korumaya çalışan, onurlu bir çocuktur.
 
Ve (7 yaşından sonraki dönemde) bir çocuk yalana başvuruyorsa, altında yatan pek çok sebep vardır:
 
• Çocuğun benliği üzerinde birtakım baskılar varsa, çocuk yalan söyler.
 
• Kişiliğine bir saldırı olduğunu düşünen çocuk, yalan söyler.
 
• Duygularının tahrip edileceğinden endişe eden çocuk, yalan söyler.
 
• Hesap verilmesi lazım gelen bir şey olduğunu hisseden çocukta kaygı oluşur. Bu kaygı, çocuğu yalana götürür.
 
• Çocuk çoğu defa, sevgiyi kaybedecek olma ihtimaline karşı yalan söyler.
 
• “Aslan oğlum/kızım sınavda en yükseğini alır” tarzındaki suni ve negatif tetiklemelerle motive edilen çocuk, ailesinin gözündeki değerini düşürmemek adına, başarısızlıklarını gizlemek için yalan söyler.
 
• Çocuk, babasının kaşlarını çattırmamak, kendisini terslettirmemek ve anne-babasını mutsuz etmemek için yalan söylemeye yönelir.
 
• Üstüne gidilen, “Hani, nerede, bulurum yalanını” denilerek, yalanı deşelenen çocuk, zarara uğramamak için yalan söyler.
 
• Psikolojik ve fiziksel şiddet gören, ceza alan çocuk yalan söyler.
 
• Çocuk gerektiğinden fazla ilgi ve alâka altında ise; anne-baba çocuğunun gözüne bakarak her şeyi ona göre ayarlamaya çalışıyor ve çocuğa yaşama hakkı vermiyorsa, sevgi ve şefkatte neredeyse tapınacak vaziyete geldiyse, o çocuk da yalan söyler... (8)[8]
 
 


Kasım 10, 2018, 04:15:38 ÖÖ
Yanıtla #1
  • Katılımcı Üye
  • **
  • İleti: 63
  • Teşekkür: 0
  • Tarih yazılmaya devam ediyor...
    • Profili Görüntüle
Yalan, kişiliği koruma ihtiyacından kaynaklanır

Pedagoji der kî, "Hiçbir çocuk yalan söylemez.” Yalan, insan fıtratının değil, korkunun ürünüdür. Bir çocuk yalan söylüyorsa, çocuğun değil, çocuğa tesir eden yetişkinlerin tedaviye ihtiyacı vardır (9). Mesela otoriter babaların çocuklarının en belirgin özelliği, içi başka dışı başka olmaları, yalan söylemeye yatkınlıklarıdır. Zira çocukluk döneminde yalan, çocuğun kendisini koruma çabasından başka bir şey değildir (10). Yani kişiliği tahrip olmuş çocuk yalan söyler (11). 

Örneğin, bir çocuk oyuna dalıp ödevini yapmaz ve anne de, akşamüzeri oğlunun-kızının ödevini yapıp yapmadığını kontrol etmek ister. Anne, sert mizaçlı, mükemmeliyetçi ve ödevin yapılmamasından dolayı çocuğunu incitebilecek bir yapıya sahipse çocuk izzetini ve onurunu korumak için yalana başvurur.

Anne, “Hadi getir ödevlerine bir bakayım, eksiğin var mı?” diye sorduğunda, çocuk, doğruyu söylediğinde bir saldırı olacağını hissettiği için “Ödevim yoktu." karşılığını verir.

Anne, belki mükemmel çocuk yetiştirme heyecanıyla çocuğunun üzerinde bir kontrol mekanizması kurmaya çalışıyor, onun yanlışlarına anında, sert ikazlarla karşılık vererek bir dahaki sefere daha dikkatli olmasını istiyor, böyle davranarak çocuğun derslerinde başarılı olacağını düşünüyordur. Oysaki tüm bunlar gerçekleşirken çocuğunun ruh dünyasında koca koca yaralar açılır, kişiliğine acımasız darbeler iner.

Anne, her ne kadar mükemmel bir çocuk yetiştirmeye gayret etse de çocuğun, anne baskısından kurtulmak ve onurunu korumak için yalana başvurmaması isten bile değildir. Çünkü çocuk bu süreçte ikilemde kalır. Ahlaki gelişimini tamamlamamış bir çocuktan, karşılaşacağı tüm olumsuzluklara rağmen doğruyu söylemesini ve annesinin baskılarına maruz kalmayı kabul etmesini beklemek oldukça hatalıdır. Zaten bu tarz bir baskıya razı olarak doğruyu söylemek, çocuktaki başka sorunların da varlığına işaret eder. Eğer çocuk baskı altında kalacağını bile bile doğruyu söylüyorsa üzerinde gereğinden fazla yük var demektir. Çocuk yalan söylediğinde, daha büyük bir ceza alacağının korkusunu taşıyor olabilir. Yalanının ortaya çıkması halinde, anne-babasının sevgisini kaybedeceğinin endişesiyle, doğruyu söylemekle kişiliğini korumak arasında bir çelişki yasayabilir (12).

Benzer şekilde; mükemmeliyetçi annenin elinde çırpınıp kendi kişiliğini geliştirmeye çalışan iki kardeş düşünün. Birlikte odalarında oyun oynarken birdenbire tartışırlar. Çıkan kavganın sonunda masanın üzerinde duran değerli vazo kırılır. Sesi duyan anne isini gücünü bırakıp odaya hısımla girer. Bir yanda saç baş birbirine girmiş iki kardeş, diğer yanda kırılan o güzelim vazo. Anne, “Kim kırdı bu vazoyu? Çabuk söyleyin bana." dese çocukların o sıradaki psikolojisi sizce nasıl olur?

Eğer vazoyu kıran çocuk ortaya çıkıp, “Anneciğim ben kırdım.” dese sinirli annesinin elinden zor kurtulur. Böyle bir atmosferi oğluna-kızına yasatma olasılığı yüksek anne; çocuğun, izzetini korumak için yanlış bir yola sapmasına neden olur ve “Ben kırmadım.” der. Çocuğun böyle söylemesi davranış bozukluğudur elbette. Fakat üzerinde oluşan psikolojik baskının neticesiyle çocuk gururuna ve onuruna dokunulmaması için bu kötü yola başvurur. Daha da önemlisi ilk yalanlar çoğu defa benzer sebeplerle başlar (13).

Çocuğun, içinde ve dışında oluşan bu ikilemden en kolay çıkma yolu olarak yalana başvurmaması işten bile değildir. Pedagojik gözlemler gösteriyor ki, çocukların ilk yalanları, aldıkları ilk cezalarla aynı döneme denk geliyor. Dolayısıyla çocuğun yalan söylüyor olması, bir savunma mekanizması sonucudur (14).

Sonuç olarak kaygı, bir tetikçidir... Kimin ruhunda var olursa o ruhun kimyasını bozar. Anormal davranışlara yol açar. Aslında hiçbir çocuk “yalancı” değildir. Yalan söylemek insanın özünde yoktur, çünkü insan “iyi"dir. Ancak çocuğu azıcık kaygılandırmanız, çocuk “kendini korumak için” yalana başvurabilir. Sınavdan zayıf alan bir çocuk anne babasının üzüleceği "kaygısı” ile sınav notunun yüksek olduğu yalanını söyleyebilir. Burada çocuğun bizzat kendisine ve onun yalan davranışına odaklanmak yerine yalan söylemesine neden olan "kaygı” ortadan kaldırılırsa, yalan söyleme eğilimi de ortadan kalkacaktır (15).

Yalan nasıl alışkanlığa dönüşür?

Çocuk ruh dünyasına bakıldığında, hangi tür yalan olursa olsun, bir çocuk yalan söylüyor veya gerçekleri inkâr ediyorsa, onun üzerinde baskı vardır diyebiliriz. Birçok anne-baba çocuklarını yetiştirirken bir yandan baskı oluşturuyor, diğer yandan da bu baskılar altında kişiliğini korumak için yalan söylemeye meyil eden çocuklarına "Sakın yalanını yakalamayayım, o zaman daha fena yaparım" diyerek, korkunç bir yanılgının içine düşüyor.

Bu, insan psikolojisi ile ciddi bir çelişkidir. Hem baskı kuracaksın, hem de bu baskının doğal sonucu olan yalan söyleme davranışının ortaya çıkmaması için ikinci kez baskı oluşturacaksın. Bu tarz bir anne-baba tutumu bir süre sonra çocuğun duyarsızlaşmasına, hissizleşmesine ve arsızlaşmasına neden olur. Çünkü bir yandan baskı vardır, diğer yandan da çocuğun kaçacağı yollar kapalıdır! (16)

Böylesi bir kaygılı durum çocuk üzerinde hissedildiğinde, çocuk üzerinde uygulanılan baskı ve cezalar durdurulmazsa, çocuk ceza korkusu ile rahatlıkla bir 'yalan makinesine' dönüşebilir. Bu öyle bir kısır döngüye dönüşür ki; anne, ceza korkusu ile yalan söyleyen çocuğunun yalanını yakalar, "Neden yalan söylüyorsun?" diye ceza verir. Yalanı yakalanan çocuk, bu sefer 'daha akıllı yalan söylemek' için çaba gösterir, plan yapar. Daha akıllı yalanı da yakalanan çocuk, daha kurnazca yalanlara başvurmak için fırsat kollar. Bu duruma 'ceza spirali' diyoruz. Yani, her bir ceza, bir sonraki yalanı tetikler; her bir yeni yalan ise bir sonraki cezayı gündeme getirir.

Örneğin okul çıkışında arkadaşları ile sohbet etmekten hoşlanan bir çocuk, eve geç geldiği için ceza alıyorsa, bir dahaki sefere ceza almamak için, 'ders saatinin uzadığı' yalanına başvurarak kendini kurtarmaya çalışabilir. Anne, çocuğunun ders saatlerinin uzamadığını tespit ettiğinde, yeni bir cezaya başvurursa, çocuğun bu sefer de başka bir yalana müracaat etmesi gayet doğal kabul edilmelidir. Çünkü verilen ceza, çocuğun vicdanında kabul görmediği sürece-ki cezalar çok defa vicdanda ters tepki ile karşılanır sadece sahte görünüşlü, ikiyüzlü ve yalancı insanlar yetişmesine sebebiyet verir. Çocuğunuzun bir gün çok profesyonel bir yalancı olmasını istemiyorsanız, çocuk terbiyesinde ceza uygulamalarınızı bir kez daha gözden geçirilmesi tavsiye edilir (17).

Bu kapsamda, çocuk yalan söyledikçe, bilinçsiz ebeveyn bunun çocuğun kendisini ve onurunu korumak için bir savunma mekanizması olduğunu bilemezse ve çocuğun yalanının peşine düşmeye, onun yalanını ortaya çıkartmaya doğru dedektiflik yapmaya başlarsa, her seferinde çocuğun yalanı gün yüzüne çıkartılırsa, çocuk ortaya çıkan her yalan karşısında kişiliğinden bir şey kaybeder. Ve yalanı yakalandıkça, bir sonraki yalanını duyarsızlık içinde, yüzü kızarmadan söyleme genişliğine sahip olur. Bu nedenledir ki kişinin ayıbı araştırılmaz, hatalı davranışları didik didik edilip gün yüzüne çıkartılmaya gayret edilmez. Kişi kendini savunur duruma getirilmez ki, duyarsızlaşmasın! (18) Çünkü bir kişinin yalanı ortaya çıkartılacak olsa, bu kişi bir sonraki sefere daha usta bir yalancı olur. Yalanı ortaya çıkartan sebepleri yok ederek, usta ve duyarsız bir yalancı halini almaya başlar (19).

Başlangıçta kendi üzerindeki baskıdan korunmak için yalan söylemeye adım atan çocuk, daha sonra yalanın ne kadar da işe yaradığını (kendince) öğrenerek kazandığı bu alışkanlığı hayatının değişik safhalarında uygulamaya baslar.

Yukarıdaki örnekte kırılan bir değil, binlerce vazo mu; yoksa çocuğun yalan söylemeye zorlanması mı daha önemlidir? Ebeveynler eğer bir yalanın çocuğun dünyasında nasıl zehir etkisi yaptığını bilse; hiçbir anne-baba elini beline koyup, “Bu vazoyu kim kırdı?” sorusunu sonsuza dek sormaz, hatta bu bilgiyi merak dahi etmezdi (20).

Sonuç olarak; Anne-baba çocuğunun yalanını yakalar, “Neden yalan söylüyorsun?” diye ceza verirse, çocuk, bir dahaki sefere yakalanmamak için ‘daha akıllı yalan söylemek’ zorunda hisseder kendisini ve plan yapar, kurnazca yalanlara başvurmak için fırsat kollar. Yani, yalanı yakalanmak üzere peşinden gidilen çocuk, yalan söylemekte ustalık kazanır.

Zaten çocuk yalanın ne kadar çok işe yaradığını bir kere keşfederse, o takdirde yalandan vazgeçmesi çok zor olur. Yalan öyle bir girdaptır ki, o girdabın içerisine girildiği zaman bir daha çıkılması çok zordur. Çünkü yalan ile birçok konunun çözüldüğü hissine kapılırsa çocuk, yalan artık onun gelecek yaşantısında bir ihtiyaç halini alabilir. Ve böylesi bir konumdaki çocuk, çok defa yalana öyle alışır ki, söylediği yalana bazen unutarak kendi bile inanır (21).
Kasım 10, 2018, 04:17:28 ÖÖ
Yanıtla #2
  • Katılımcı Üye
  • **
  • İleti: 63
  • Teşekkür: 0
  • Tarih yazılmaya devam ediyor...
    • Profili Görüntüle
Yalan, öğrenilen bir davranış da olabilir
 
Yalan aynı zamanda öğrenilen bir davranıştır. Çocuk yolunda gitmeyen bir şeyin nasıl çözüleceğini anne- babasından görerek öğrenir. Mesela ebeveyn kendi zavallılığının adını ‘pembe yalan’ dahi koysa yalan, her zaman yalandır. Çocuk nasıl yalan söylendiğini ebeveyninden asla öğrenmemelidir. Bu tarz bir anne-babalık çocuk açısından çok acı verici olduğu gibi; yıllar sonra yetiştirdiği çocuğun halini görmek açısından da ızdırap verici bir durumdur.
 
Örneğin, dersini yapmadan okula giden çocuğunu, “Oğlum dün aksam ödevini yaptı, ama aceleyle evden çıktığımız için masanın üzerinde kalmış dosya. Yarın getirsek olur mu öğretmen hanım?” diyerek korumaya çalışan anne, bu sahneyi çocuğuna yaşatırken onun vicdanını zehirler. Zira yalanın hangi durumlarda işe yaradığını, nasıl utanmadan yalan söyleneceğini ebeveyninden öğrenir çocuk. İleriki yıllarda birçok probleme zemin hazırlayacak “kabiliyeti” birkaç dakika da çocuğuna öğrettiğini bilse aslında yalanın “y”sini bile ağızlarına almazlardı anneler-babalar.
 
Anne-babalık bir izzet ve gurur abidesidir. Hiçbir çocuk, annesinin yalan söyleyebilecek kadar küçüldüğünü, bayağılaştığını görmekten memnun olmaz, onlarla gurur duymaz. Çocuk yetiştirmek hassasiyet ister. Belli değerlere sıkı sıkı sarılmak şarttır ve belki de bu değerler içinde en önemlisi dürüstlüktür (22).[1]
 
Yine çocuklar ebeveynlerinden “mantığa bürüme” tekniği ile de yalanı öğrenebilirler. Örneğin, bir baba hafta sonu ailecek Lunaparka gitme sözü verse ve hafta sonu geldiğinde bu babanın başka işleri çıksa, çocuğu kendisine "Babacım, ama söz vermiştin" diye sorduğunda, "Ben size hafta sonu lunaparka götüreceğim, dedim de bu hafta sonu götüreceğim demedim ki" dese, ne olur? Çocuk da zor duruma düştüğünde babasına aynı derecede kurnazlıklar, mantığa bürümeler yapar (23).[2]
 
Yalan, minnet duygusu sonucu da oluşabilir
 
Çocuğun gerçekleri inkâr etmesi veya yalana başvurması, her zaman negatif bir baskıdan kaynaklanmaz. Yani anne-babanın çocuğu üzerinde illa şiddete ve cezaya dayalı negatif bir baskı kurmuş olması gerekmez. Çocuğun üzerindeki sevgi ve şefkat hissi ile oluşturulmuş olan 'minnet duygusu' da bir baskıdır. Çocuk anne-babasının kendisine karşı aşırı ilgi ve sevgisini kaybetme korkusu ile de benliğinde bir baskı hisseder. Ya da çocuk üzerinde oluşan aşırı beklentiler de çocuğun anne-babasına gerçekleri olduğu gibi aktarmasına engel olur. Gerçekleri değiştirerek, olayları inkâr ederek, olayların içeriğini farklılaştırarak anne-babasına anlatabilir.
 
Örneğin, çocuklardaki sınav kaygısının temel sebeplerinden biri, anne-baba veya sosyal çevrenin çocuk üzerinde oluşturduğu beklentilerdir. Bu beklentiler çocuğun benliğine yönelen tehditlerdir. "Geçen yıl, komşunun oğlu/kızı ne kadar yüksek not aldı, inşallah sen de onun gibi yüksek not alırsın" sözü, çocuğun benliğine yönelik bir tehdit oluşturur. Bir de çocuk, kendisine bu sözü söyleyen kişiye karşı sevgi duyuyor ise, ortaya çıkacak olan manzara içler acısı olabilir... (24)[3]
 
Minnet duygusu altında yetişen çocuklar anne babalarının üzüldüğünü gördükçe her başarısızlık ve olumsuzluklarında kendilerini suçlu hissedecek ve “canından çok seven” anne babalarının üzülmemesi için kılıktan kılığa, şekilden şekle gireceklerdir. Gerekirse yalan söyleyecek, hiç de benimsemediği işleri anne babasını üzmemek için yapacak, meslek seçiminden eş seçimine kadar kendi duyguları yerine anne babasının tercihlerini önemseyecektir (25).[4]
 
Yalan söyleyen çocuk için anne-babalar ne yapmalı?
 
Çocuklarda 6-7 yaşından sonra yalan söyleme alışkanlığı devam ediyorsa iste o zaman anne-baba önce kendini, sonra çocuğun çevresini, daha sonra da çocuğu bir kere daha gözden geçirmelidir. Zira yalan alışkanlığı başlamış çocuğun mutlaka bu kötü alışkanlığı kaptığı bir yer vardır. Bu, bazen bir televizyon dizisi, okul arkadaşı, bazen de ebeveynin bizzat kendisi ya da evde gereksiz yere yükselmiş gerilim olabilir.
 
Hangi sebeple olursa olsun, 6-7 yaşını geçmiş bir çocuk gündelik hayatında yalana başvuruyorsa biz buna “davranış bozukluğu” deriz. Böyle bir durumda anne-baba birtakım tedbirler almak zorundadır. Yalan söyleyen çocuğa, “Sakın bir daha yalan söyleme, seni... yaparım!" demek çözüm değildir. Zira çocuk zaten baskı ve korku yüzünden yalan söylüyorsa bu tutum yalan konusunda daha da profesyonelleşmesine sebep olur.
 
Yalan söyleyen çocuğun yalanına vurgu yapılmamalı ve çocuğun yalanı yüzüne vurulmamalıdır hiçbir zaman. Böyle olursa çocuk kendini “yalancı” diye etiketler ve yalanla başlayan davranış bozukluğu “kişilik” zaafını da kabullenmeye doğru gider. Oysa çocuk her ne olursa olsun asla kişiliksizliği kabullenmemen ve bunu kendine yakıştırmamalıdır.
 
Yalan söyleyen çocuğa akşamları yatmadan önce hikâyeler anlatılmalı ve bu hikâyelerde yalan söyleyenlerin nasıl da yanlış bir davranış sergilediği resmedilmelidir. Yalnız çocukla hikâye içindeki kişiyi özdeşleştirecek ifadelerden kaçınılmalıdır. Örneğin çocuk 7 yasında ise hikâye içinde yalan söyleyen ve daha sonra bu kötü alışkanlıktan kurtulan kişi asla 7 yasında olmamalıdır. Çocuk hikâyedeki kişinin kendisi olup olmadığını sorsa dahi anne-baba “hayır” diyerek sebebini ona izah etmelidir (26).[5]
 
Yalan söyleyen çocuğun bizzat kendisine ve yalan davranışına odaklanmak yerine, yalan söylemesine neden olan ‘kaygı-baskı’nın ne olduğunu bulmaya çalışmak gerekir. Anne-babanın bu noktadaki görevi, “Bu çocuk kendi üzerinde nasıl bir baskı hissediyor da şu anda yalana başvuruyor? Ben ne yaptım acaba?” diyebilmektir. Zira yapılan baskı ve kaygı ortadan kaldırıldığında, yalan söyleme eğiliminin de ortadan kalkacağı görülecektir.
 
Bir çocuğun her koşulda doğruyu söyleyebilmesinin anahtarı ‘güven’dir. Çocuk her ne olursa olsun, anne-babası tarafından zarara uğramayacağını biliyorsa, anne-babasına sonsuz ‘güven’ duygusu devam ediyorsa, o çocuğun yalan söylemesi ihtimal dâhilinde değildir! (27)[6]
 
Diğer taraftan; bu yaş grubundaki çocuklardan ahlaki olgunluk beklemek yanlış ve erkendir. Nitekim çocuk 7 yaşındaki ahlaki gelişim sürecine yeni girmiştir. Bu sürecin tamamlanıp çocuğun hemen bütün ahlak kurallarını uygulaması beklenmemelidir. Ahlak eğitimi öncelikle süreç gerektirir. Çünkü ahlak eğitiminde “vicdani kabul" oldukça önemlidir. Zihnen ahlak kurallarını kabul etmek bir şey ifade etmez. Bunların çocuğun ruhuyla bütünleşmesi ve yaşamının parçası haline gelebilmesi için zamana ihtiyaç vardır.
 
Anneler, çocuklarının bu dönemde bazen ahlak kurallarının dışında hareket etmelerini çok garipser, abartır ve çok şiddetli tepkilerle karşılık verir ki bu da oldukça yanlıştır. Oysaki çocuğa ahlak eğitimini içselleştirebilmesi için zaman tanınmalı, hatalar yapmasına fırsatlar verebilecek olgunluğa sahip olunmalıdır. Bir hatayla her şey bitmez; ama bir hata karsısında aşırı güç kullanmak birçok şeyi tamamen sonlandırabilir (28).[7]
 
Son olarak; Yalan söyleyen bir çocuğu, baskı ve zorlamayla yalandan vazgeçirmek, o çocuğa dürüstlük kazandırmak değildir... Çocuk ancak duygularında olumluluk yaşarsa, davranışlarında da olumlu olur... Duyguların olumlu olması, çocuğun kendini “değerli” hissetmesiyle mümkündür... Olumsuz davranışların birçoğu, çocukta değerlilik hissi yoksunluğundan kaynaklanır... Çocuklarda görülen olumsuz davranışlar, ancak değerlilik hissi kazandırılarak düzeltilir... Baskı ve zorlamalar çocukta değersizlik hissini artırdığı gibi, olumsuz davranışları da çoğaltır... (29)[8]
 
Son söz olarak;
 
Yalan, çocuk fıtratına ait değildir... Çocuk ancak bir korku ve kaygı (ceza gibi) yaşadığı zaman gerçekleri çarpıtır. Ve kendini savunmak için doğru olmayan şeyleri söyler... Ebeveynler çocuklarının yalanlarıyla karşılaştıklarında, onlar üzerinde yeni baskılar oluşturmak yerine; çocuğu yalana sürükleyen korkunun ne olduğuna odaklanmalı... ve onu gidermeye çalışmalı... Acaba anne babasından mı, öğretmeninden mi korkuyor... Acaba arkadaşları dışlar diye mi kaygı duyuyor, kimse kendisiyle oynamayacak endişesini mi taşıyor... Böylesi kaygılar içinde gerçekleri çarpıtan çocuğa, “Niye yalan söylüyorsun” diye yeni kaygılar oluşturulmamalı... Ebeveyn bu durumda daha yumuşak ve güven verici olmayı denemelidir. Zira yalanın ilacı; “güven”dir... (30)[9]
 
 
Derleyen: Aziz KARACA
(10.11.2018)


« Son Düzenleme: Kasım 10, 2018, 04:19:05 ÖÖ Gönderen: Aziz KARACA »
Kasım 10, 2018, 04:23:58 ÖÖ
Yanıtla #3
  • Katılımcı Üye
  • **
  • İleti: 63
  • Teşekkür: 0
  • Tarih yazılmaya devam ediyor...
    • Profili Görüntüle
Kaynaklar:

1.  Adem Güneş. Çocuk Neyi Neden Yapar - 1. Nesil Yayınları. İstanbul 2016. s. 135-6.
2.  Adem Güneş. Annelik Sanatı. Nesil Yayınları. İstanbul 2017. s. 140.
3.  Adem Güneş. Çocukluk Sırrı. Nesil Yayınları. İstanbul 2015. s. 208.
4.  Adem Güneş. Çocuk Eğitiminde Doğru Bilinen Yanlışlar. Nesil Yayınları. İstanbul 2016. s. 125.
5.  Adem Güneş. Çocuk Neyi Neden Yapar - 1. s. 136.
6.  Adem Güneş. Çocuk Neyi Neden Yapar - 1. s. 141.
7.  Adem Güneş. Çocuk Eğitiminde Doğru Bilinen Yanlışlar. s. 129.
8.  Adem Güneş. Çocuk Neyi Neden Yapar - 1. s. 136-8.
9.  Adem Güneş. Edinerek Öğrenme. Timaş Yayınları. İstanbul 2016. s. 224.
10.  Adem Güneş. Edinerek Öğrenme. s. 129.
11.  Adem Güneş. Çocukluk Sırrı. s. 60.
12.  Adem Güneş. Annelik Sanatı. s. 140-1.
13.  Adem Güneş. Çocuk Eğitiminde Doğru Bilinen Yanlışlar. s. 125-6.
14.  Adem Güneş. Çocuk Eğitiminde Pozitif İletişim. Nesil Yayınları. İstanbul 2015. s. 124.
15.  Adem Güneş. Çocuk Deyip Geçmeyin. Timaş Yayınları. İstanbul 2016. s. 121.
16.  Adem Güneş. Çocukluk Sırrı. s. 208.
17.  Adem Güneş. Çocuk Eğitiminde Pozitif İletişim. s. 124-5.
18.  Adem Güneş. Çocukluk Sırrı. s. 175.
19.  Adem Güneş. Çocukluk Sırrı. s. 209.
20.  Adem Güneş. Çocuk Eğitiminde Doğru Bilinen Yanlışlar. s. 126-7.
21.  Adem Güneş. Çocuk Neyi Neden Yapar - 1. s. 138.
22.  Adem Güneş. Çocuk Eğitiminde Doğru Bilinen Yanlışlar. s. 128.
23.  Adem Güneş. Çocukluk Sırrı. s. 210-1.
24.  Adem Güneş. Çocukluk Sırrı. s. 209.
25.  Adem Güneş. Doğal Ebeveynlik. Timaş Yayınları. İstanbul 2016. s. 58.
26.  Adem Güneş. Çocuk Eğitiminde Doğru Bilinen Yanlışlar. s. 130-1.
27.  Adem Güneş. Çocuk Neyi Neden Yapar - 1. s. 138-9.
28.  Adem Güneş. Annelik Sanatı. s. 141-2.
29.  Adem Güneş. Çocuk Eğitiminde 100 Temel Kural. Timaş Yayınları. İstanbul 2017. s. 53.
30.  Adem Güneş. 7 - 14 Yaş Dönemi Çocuk Eğitiminde 100 Temel Kural. Timaş Yayınları. İstanbul 2017. s. 193.


 

Sitemap 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20