Musellem İslami İlimler Forumuna Hoş Geldiniz

Musellem İslami İlimler Forumu

Gönderen Konu: SÜNNETİN İSLAM’DAKİ YERİ  (Okunma sayısı 622 defa)

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Temmuz 02, 2017, 10:15:58 ÖÖ
  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 13
  • Teşekkür: 0
  • Müsellem Forumları
    • Profili Görüntüle

 

    “De ki: Eğer siz Allah'ı seviyorsanız bana uyun; Allah da sizi sevsin ve   günahlarınızı bağışlasın”

     (Âl-i İmrân/31).

             Bu âyet kerimelerde de olduğu gibi, Allah’ı (celle celaluhu) sevmenin yolunun Efendimiz ‘aleyhi’s-salâtü ve’s-selâmı sevmekten, bu da onun sünnetine tâbi olmaktan geçtiğini bize bildirmektedir. Şu halde Efendimiz ‘aleyhi’s-salâtü ve’s-selâmı sevmek, sözle değil, özle, somut olarak iki şeyle olur: Birincisi, onun sünnetine tâbi olmak; ikincisi, ona salâvat getirmek.

            İslam’ın ana kaynakları Kur’an ve Sünnet ayrılmaz bir bütündürler  ve insanlık için bu iki kaynak hayat rehberi, yol arkadaşı ,insanlığı selamete götürecek ve her dönem karanlıklardan aydınlığa hızla çıkmasını sağlayacak iki ışıktır her daim.

            Sünnet İslam hukukunun K.Kerim den sonra ikinci asli kaynağıdır, hukuki bağlayıcılığını yine Kur’an’dan alır. Dolayısıyla Hz. Peygamber ‘aleyhi’s-salâtü ve’s-selâm’ın hüküm verdiği bir meselede “Bu husus Kuranda var mı denildiğinde çok rahat “evet” denilebilir. Hatta vahyin tamamlanmasından sonra Alemlerin Efendisi (sav) üç ay daha yaşamışlar ve bu süre zarfında bazı şeyleri emir ve yasak etmişlerdir. Eğer böyle olmasa idi “Benden sonra sünnetime ve Hulefai Raşidimin sünnetine sıkı sarılınız”  buyurmazdı (Tarikün Necat)

             Mukaddes kitabımız inzal ve ikram edildikçe ve sonrasında Fahri Kainat (sallahu aleyhi vesellem) O’nun nasıl anlaşılması gerektiğini ve hayata nasıl tatbik edileceğini bizzat yaşayarak göstermiş ve ümmetinden de “Ben nasıl yapıyorsam sizde öyle öyle yapın”  buyurmuşlardır. Buradan da anlaşılıyor ki sünnetler/hadisler olmadan ,Kur’an’ın anlaşılması, hayata nasıl tatbik edileceğini bilmek  mümkün değildir hatta Sahabeyi Kiram (r.anhüm) bile çoğu zaman ayetlerin tafsilatını  Alemlerin Efendisinden (sav) istemişlerdir.

Bugün hadislere gerek yok diyen zevatın bir kamyon kitabı varken Rasulüllah’ın (sav) devre dışı bırakılmaya çalışılması hangi akla hizmettir? Alemlerin Efendisi (sav) olarak gönderilmiş ve rahmetellil alemin olan Rasulüllah (sav)in  hayatının bizler için bir numune-i imtisal olmaması düşünüle bilir mi? Dolaysıyla gerek dünyevi gerekse uhrevi aleme taalluk eden fiil ve sözlerinin ila yevmil kıyam bir Müslüman için ehemmiyeti çok büyüktür.

            ‘En İyi Müslüman en iyi insandır’ elhak çok doğru bir tesbittir. Peki bu payeyi elde etmek ne ile mümkün olacak? İşte Alemlerin Efendisi (sav) veda hutbesinde bunu çok açık ifade buyurmuşlar ve: ”Size iki şey bırakıyorum onlara sımsıkı sarıldığınızda yolunuzu asla şaşırmasınız onlar Allahın cc kelamı ve benim sünnetimdir”.

            Veda hutbesinde Rasulüllah (sav): “Burada bulunanlar bulunmayanlara bunları aktarsın belki onlar daha iyi kavrarlar” buyurarak bir nevi sünnetlerin/hadislerin bütün ümmeti Muhammed için ne kadar mühim olduğunu ortaya koymuşlardır.

Hadisi Şerifler aynı zamanda öyle her önüne gelenin Allah’ın cc kelamına istediği manayı vermesinin önündeki en büyük engeldir. Bu, malum çevrelerin en çok rahatsızlık duydukları bir husustur ve bunu aşmanın yolu olarak ‘Kuran bize yeter’ gibi masumane görünen yaklaşımlar ortaya koymuşlardır. Şayet sünnete başvurmaları gerekirse onun içinde kendi belirledikleri kriterlere(!) uyan hadisleri almışlardır.                                                                       

Koca koca kitaplar yazmış ulemanın bile ‘her şeyin en iyisi Allah bilir’ ile yazdıklarını noktalarlarken bugün eline meal alanın ben böyle anlıyorum böyle düşünüyorum diyerek ayetlere mana(!) vermeye kalkışması nasıl izah edilebilir?                     

             Sünnetler hayatın her alanını ihtiva eden prensipler içermektedir ve ona tabi olanın döneminin en modern insanı olacağı bir gerçektir. Yaşadığımız problemlerin şifasının sünnetler/ hadisi şeriflere sıkı sıkıya sarılmaktan geçtiği aşikâr. Çünkü Alemlerin Efendisine (sav) göre yaşayan Kainatın Sahibinin (cc) isteklerine göre yaşamış olur.

Bir ehli İrfan der ki: “Bize Kur’ân yeter!” diyerek zâhiren sûret-i haktan görünen bir sloganla, Kur’ân’ın tafsîli, tefsîri ve hayata tatbiki demek olan “Sünnet”i dışlayan din tahrifçilerine karşı, Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimizʼin şu îkazlarını aslâ unutmamalıyız: “Dikkat edin, bana Kitap ve onun bir misli verildi. Dikkat edin, karnı tok bir adamın koltuğuna yaslanarak size; «Bu Kur’ân’a uymanız gerekir. Onda helâl bulduklarınız helâl, haram bulduklarınız haramdır (başka kaynağa ihtiyacınız yoktur!)» demesi yakındır. Dikkat edin! Allâh’ın Elçisi’nin haram kıldıkları, Allâh’ın haram kıldıkları gibidir.” (Ebû Dâvûd, Sünnet 6; İbn-i Mâce, Mukaddime 2; Tirmizî, İlim 10; Ahmed b. Hanbel, 6/8).

 

                             Ne mutlu O’nun (sav) ve ashabının (r.anhüm) yolu üzerine olanlara.   


Faydasız ilimden Allah'a sığınırım
 

Sitemap 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20