Musellem İslami İlimler Forumuna Hoş Geldiniz

Musellem İslami İlimler Forumu

Gönderen Konu: "Hadis, sahih ise benim mezhebim odur." sözünü nasıl anlamalıyız?  (Okunma sayısı 445 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Mayıs 31, 2018, 08:37:08 ÖS
  • Administrator
  • Tecrübeli Üye
  • *****
  • İleti: 257
  • Teşekkür: 8
  • Müsellem Forumları
    • Profili Görüntüle
Soru: Birçok imamın “Hadis, sahih ise benim mezhebim odur.” dediği sabittir. Peki, sahih bir hadisle karşılaşıp onun mezhep imamının görüşüne muhalif olduğunu gören kimse ne yapmalıdır?

Cevap:
İmam Ebu Hanife’den de diğer mezhep imamlarından da bu tarz şeyler nakledilmiştir. Bu sözü şöyle anlamak lazım: “Benim sıhhat kriterlerime göre sahih bir hadis bulduğunuzda o hadisi alın, benim içtihadımı terkedin.” Ama şu bir hakikat ki herhangi bir rivayet bu imam Ebu Hanife’ye erişip ulaşsaydı Ebu Hanife mutlaka bu rivayetle amel ederdi demek hayli zor. Niye hayli zor çünkü birincisi imamın o hadise muttali olmadığını, o hadisin imama ulaşmadığını kesin bilmemiz lazım. İkincisi o hadisin imam Ebu Hanife’nin kriterlerine göre sahih olduğunu bilmemiz lazım. Üçüncüsü o hadisin imam Ebu Hanife’nin kriterlerine göre ma’mulün bih (amele tercih edilebilir) olduğunu bilmemiz lazım. İmam ebu Hanife böyle bir rivayet görse mutlaka bununla amel ederdi diyebilmek için bu üç şart lazım. E bunların hiçbirisini bilme şansımız yok. Mezhep içerisinde böyle bu tarz istihrac faaliyetleri yapılmıştır. İmam Ebu Hanife’den sonraki talebeler, onların talebeleri devamlı surette mezhep içerisinde bunlar bu faaliyeti yürütmüştür. En nihayetinde mezhep içerisindeki ehli tercih, ehli temyiz, ehli takyid ulema da bunu yapmıştır. Dolayısıyla bunun gibi rivayet için bu Ebu Hanife’ye ulaşsaydı, eline geçseydi, haberdar olsaydı bununla amel ederdi diyebilmek çok çok zor.  Birincisi bu.

İkincisi böyle olmasına rağmen biz mezhebe muhalif bir hadisle amel etsek ne olur? Bu meselede ince bir çizgi var ona dikkat etmemiz lazım. Mezheple amel bir bilinç işidir, bir şuur işidir, bir bilinçli tercih işidir. Yani ben niye Hanefiyim? Bir insan ben mezhebe bağlıyım ama şu hadisle de şöyle amel ediyorum diyen insan bu soruyu kendine sormalıdır. Ben niye Hanefiyim, benim Hanefi olmam neyi ifade ediyor? Eğer kişi kendisinden, takvasından, zühdünden, kaynaklara vukufiyetinden, istikametinden eminse otursun hadislerle amel etsin. Ama bunu yaparken tasavvuf büyüklerinin yaptığını yapsın. Yani her mezhebin azimet ifade eden görüşlerini alsın azimetle amel etsin. Bu insanın elini ayağını öperiz. Ama ben hadisle amel ediyorum diyerek günümüzde sergilenen şeylere bakıyorsunuz hep ruhsatlara hep kaçamaklara doğru bir gidiş var. Bu doğru değil. Bu ellerin kaldırılması meselesi böyledir, başka meselelerde de böyledir. Keşmiri (rh.a) merhumun bir eseri var diyor ki: “ben bu konudaki rivayetleri karşılatırdım ve sıhhat-zaafta denk olduklarını gördüm. Yani dolayısıyla mezhebin rivayeti daha zayıf diğerleri sahih demek o kadar kolay değil (1).

Diğer taraftan;

A. Sahih bir hadisle herhangi bir mezhebin hükmünün çeliştiğinin söylenebilmesi için, öncelikle hem mezhebin hükmünün, hem de hadisin sübut ve delaletinin tesbiti noktasında yeterlilik gerekir. Öyle durumlar vardır ki, mezhebin birden fazla görüşü/hükmü söz konusudur ve bunlar arasında hangisinin fetvaya esas olduğunun tesbiti özel bir donanım ister. Keza hadisin delaletinin de (ne anlattığının da) çok iyi tesbiti zaruridir. Bir âlimin "a" sonucunu çıkardığı bir rivayetten, öbürü "b" sonucunu çıkarmış olabilir; bunun pratik örnekleri çoktur.

B. Hadisin, mezhebin sıhhat ölçütlerine göre sahih olduğunun tesbiti gerekir. Bilindiği gibi mezheplerin, hatta Hadis ulemasının hadislerin sıhhati için öngördüğü şartlar değişiktir ve içtihadîdir. Bu bakımdan bir hadisin bir mezhebi ilzam ettiğinden bahsedebilmek için, o hadisin, o mezhebin sıhhat kriterlerince sahih olduğunun ortaya konulmuş olması gerekir. Yoksa Hadis âlimlerince sahih kabul edilmiş bir hadis, herhangi bir mezhep imamının sıhhat kriterlerine uymadığı için amele konu edilmemiş olabilir.

C. Hadisin bu özellikte olması yeterli değildir; aynı zamanda "ma'mulun bih" (başta Sahabe olmak üzere örnek nesil ve kişilerin o hadisle amel etmiş) olması gerekir. Birçok muteber Hadis kitabında "ma'mulun bih" olmayan hadislere rastlamak mümkündür. Mensuh rivayetler bu bağlamda ilk akla gelenlerdir.

D. Muarazadan salim olması gerekir. Yani sübut ve delalet noktasında en az kendisi kadar güçlü bir hadisle tearuz halinde olmaması gerekir. Tearuz durumunda nasıl hareke; edileceği, ilgili kaynaklarda detaylı olarak anlatılmıştır.

Özetle aktardığım bu özellikleri taşıyan bir rivayet mezhebin görüşüyle/hükmüyle çeliştiği zaman, mezhebin o konudaki delili araştırılır. Eğer mezhebin delili o rivayetle tearuz edebilecek güçte değilse terk edilir ve o rivayet esas alınır. Burada mezhep imamının o hadise muttali olamadığının bilinmesi son derece önemlidir. Bunun tesbiti ise ancak o imam ile uzun zaman birlikte olmuş önde gelen talebelerinin yapabileceği bir iştir.

Burada "ilke olarak" belirttiğim hususların bugün bizler için ne ifade ettiğine gelince, hemen şunu belirtelim: Takarrür etmiş her mezhep, oturmuş bir sistemi ifade eder. O sistem, kendi içinde oluşturduğu mekanizmalarla, yani her tabakadan âlimler vasıtasıyla en ince noktalarına kadar-tabir yerinde ise- gözden geçirilmiş, noksandan arındırılmış ve devamlılığını bu şekilde muhafaza edegelmiştir. Böyle bir sistem içinde önceki kuşakların, özellikle de mezhep imamının öğrencilerinin ve onların öğrencilerinin gözünden, dikkatinden kaçmış bir rivayeti bugün bizim tesbit etmemiz "aklî bir imkân" ile mümkün ise de, "adeten" mümkün değildir (2).

Son olarak cevabı İbni Salâh’dan dinleyelim: “Şafiî bir kimse mezhebine muhalif bir hadis görürse önce mutlak ictihad veya bahse konu olan bâb ve mesele için gerekli donanıma (âlâtu’I-ictihâd) sahip olup olmadığına bakılır. Şayet böyle bir donanıma sahipse mezhepten bağımsız bir şekilde söz konusu hadisle amel edebilir. Ancak içtihadı donanıma sahip olmamakla beraber hadise muhalif düşme kendisine ağır geliyorsa konuyu araştırır. Şayet araştırma sonucu muhalif görüşe ilişkin tatmin edici bir cevap bulamazsa, Şafiî dışında herhangi bir imamın kendisiyle amel ettiği bir hadis ise onunla amel eder. Bu durum, söz konusu şahsın kendi imamının mezhebini terk etmesi için mazeret olur.”

Nevevî, İbni Salâh’ın ifadesini uzun uzadıya naklettikten sonra şunları kaydeder: “İbni Salâh’ın söylediği, güzel ve isabetli bir açıklamadır.” (3, 4).

Şüphesiz Allah (cc) en doğruyu bilendir.


Derleyen: Ebu Taha bin Mahmud
16 Ramazan 1439
(m. 31 Mayıs 2018)


Kaynaklar:

1.   Ebubekir Sifil Hocaefendi’nin 2011 yılında Daru’l Hikme Derneği’nde tertip etmiş olduğu Mişkatu’l Mesabih 3. ve 6. seminerlerinden yazıya aktarılmıştır.
2.   Ebubekir Sifil. Sana Dinden Sorarlar. Rıhle Kitap. İstanbul 2012. c. 1, s. 91-2.
3.   Nevevî, el-Mecmu’ 1/64 Dileyenler, bu önemli açıklamayı kaynağından inceleyebilir. Ayrıca muhakkik âlimlerden Allâme Muhammed Avvâme’nin Eseru’l-Hadîsi’ş-Şerîf fi İhtilâfi’l-Eimmeti’l-Fukâhâ adlı eserine bakılabilir. Müellif bu eserinde konuyu hiç bir söze gerek bırakmayacak derecede net olarak ortaya koymuştur.
4.   Muhammed Salih Ekinci. Hüccet Değeri ve Tedvin Açısından Sünnet. Çev. Metin Yiğit. Rağbet Yayınları. İstanbul 2015. s. 27-8.
« Son Düzenleme: Mayıs 31, 2018, 08:40:12 ÖS Gönderen: Ebu Taha bin Mahmud »


 

Sitemap 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20