Derdin Ne İslamoğlu?

Derdin Ne İslamoğlu?

Diyanet İşleri Başkanlığının 12 Şubat 2016 tarihli Cuma hutbesinden bir hayli rahatsız olmuş Mustafa İslamoğlu. Bu rahatsızlığı kendi bünyesinde tahammül sınırlarını aşmış olmalı ki şahsî hesabından konuyla ilgili açıklama yapmayı eksik de etmemiş. Şöyle söylemiş kısaca;

Diyanetin bu günkü hutbesini yazan zat, Tevhid dini olan İslam’ı, Allah ile Peygamber’in ortaklaşa kurduğu limited şirketi zannediyor. Kella!!” [1]

Oysa hutbeye muttali olanlar, mezkur hutbenin Kur’an ayetleri çerçevesinde Allah Resulü’ne itaati vurguladığını göreceklerdir. Ne var ki sünnet dendiğinde nevri dönen İslamoğlu’nun hutbeyi hazmedemiyişindeki gerekçesi de şöyle:

“Allah peygamberini Vahyi tebliğ etsin diye gönderdi. Fakat rivayet tapıcıları, uydurdukları rivayetleri vahyin yerine koydular.” [2]

Şimdi soralım bilcümle izan ve insaf taşıyanlara; bu hutbenin neresinde Allah ile Peygamber’in limited şirketi şeklinde bir bağlarının olduğunu îmâ var? Bu hutbenin hangi satırı rivayet tapıcılığı, hangi cümlesi uydurulan rivayetleri vahyin yerine koymak? Halbuki hutbede Resule ittiba, rivayetlerden daha ziyade ayetler merkeze alınarak ispat edilmekte.

Fakat İslamoğlu’nun derdi başka. Asırlardır ehl-i sünnet hamuruyla yoğrulan bu toprakların saf ve arı zihinlerine Sprenger, Sacy, Karl Pfander, Ernest Renan, William Muir, Ignaz Goldhizer, Snouck Hurgronje, Louis Massignon gibi oryantalist zihinlerin katran karası sünnet perspektiflerini aşılama projesini tamamlamak istiyor belli ki. Ve görünen o ki; yetkinsizliği nedeniyle şu güne dek kaçamak güreşerek sürdürdüğü mücadele suretindeki mübadelesine büyük bir çelme işlevi görmüş bahsedilen hutbe. Bu yüzdendi etrafa saçtığı nefret içerikli ifadeler ve bundan ötürüydü ötekileştirme tavrıyla sarf ettiği tekfir cümleleri.

Aslına bakılırsa garipsediğimiz bir tepki değildi İslamoğlununkisi. Yaşanan hadise büyüklerimizin bizlere öğütlediği bir gerçeğin tezahürüydü: “Heva ve bidat ehlini sünnetlerle tespit edin” diyordu büyükler. [3] Çünkü Kur’an, bünyesinde bir çok manayı barındırabilecek bir kitaptı. Bu yüzden şimdilerde tarihin çöp sepetini boylamış olan ehl-i bidat fırkaların hemen tamamı Kur’an’ı mesnet edinmişlerdi batıl görüşlerine. Elan ise sıra İslamoğlu’nda…

Ne var ki; Allah ile birlikte Resule de imanı emreden Hadid 7, Allah’ı sevme iddiasının Resule ittiba ile doğru olacağını ifade eden Âl-i İmran 31, Resule itaati emreden Nisa 59, Resule itaat edenin Allah’a itaat etmiş olacağını bildiren Nisa 80, Peygamberin insanlara temiz olan şeyleri helal ve pis olan şeyleri de haram kıldığını belirten A’raf 157, Ümmî olan Nebi’ye imanla birlikte ittibayı da emreden A’raf 158, Allah ve Resulü’nün haram kıldığı şeyleri haram kabul etmeyenlerle savaşılmasını emreden Tevbe 29, Bir işte anlaşmazlığa düştüğümüzde onu Allah ve Resulü’ne götürmemizi emreden Nisa 59, İnsanların o günkü şartlarda bir arazi mevzusunda aralarında çıkan anlaşmazlıkta[4] bile Peygamberi hakem kabul edip sonra da Peygamber’in verdiği hükmü içlerinde hiç bir sıkıntı duymaksızın tam manasıyla kabullenip teslim olmadıkça iman etmiş sayılmayacaklarını bildiren Nisa 65, Peygamber bize neyi verdiyse onu almamızı ve neyden de alıkoyduysa ondan sakınmamazı emreden Haşr 7, Allah ve Resulü bir işe hüküm verdiğinde inanan hiç bir mümin erkek ve kadının o işle ilgili seçim hakkının olamayacağını, Allah ve Resulüne karşı gelmenin açık bir dalalet olduğunu ifade eden Ahzab 36 gibi naslar İslamoğlu’nun “uydurulmuş din” dediği hadis rivayetleri değildi elbette. Hepsi İslamoğlunca “indirilmiş din”in Kur’an ayetleriydi.

Peki neden teslim olmuyordu İslamoğlu? Neden inanmıyor, inanmak istemiyordu? Çünkü hevasına uyma vebasının kurbanı olmuştu kendisi. Peygambere uymayanın hevasına uyduğunu haber veren de Kur’andı zira.

Ayrıca, Allah’ın peygamberini vahyi tebliğ etmesi için gönderdiğini söyleyip Kur’an’ın Peygambere bu vazifeyi hasretmediğini görmeyen ve Allah adına kendi indinden Peygambere rol biçen İslamoğlu’na hatırlatmış olalım:

Cenab-ı Hak Bakara süresi 129. Ayet-i kerimede Peygamber ’i anlatırken onun üç vazifesinden bahseder; Ayetleri okumak, kitabı öğretmek ve insanları tezkiye etmek. Dolayısıyla senin bahsettiğin vazife bu tasnifat içerisinde sadece birincisini karşılıyor. Peygamber ’in Kitabı öğretme, açıklama gibi bir vazifesi daha var unutma! İnsanları maddi ve manevi kirlerden arındırması anlamına gelen tezkiye vazifesi de ayrı tabi…
Allah İbrahim Süresinin 1. Ayet-i kerimesinde Peygambere hitaben “Elif, Lâm, Râ. Bu Kur’ân öyle büyük bir kitaptır ki, insanları Rablerinin izni ile karanlıklardan aydınlığa, her şeye galip ve hamde lâyık olan Allah’ın yoluna çıkarman için onu sana indirdik” buyurur. Bu da gösteriyor ki Allah Resulü’nün Kur’an tarafından tayin edilen yek diğer vazifesi de insanları karanlıklar misali cehaletlerden nur misali hidayete çıkarmasıdır.

Günah işleyerek kendilerine zulmedenler adına istiğfar etmesi durumunda da günahkârların Allah’ı ziyade affedici ve merhametli bulacaklarını ifade eden Nisa süresi 64. Ayet-i kerime de Peygamber ’in tebliğden gayrı bir çok vazifesi ve yetkisinin olduğunu göstermektedir.

Bitirirken şunu söylemiş olalım: Bu satırlarımız İslamoğlu’nun sadrındaki inkâr hastalığına şifa olur mu? Hiç sanmıyoruz. Lakin bize canımızdan evlâ olan Allah Resulü’ne karşı başlatılan ve neredeyse tepki seviyesine varmış olan bu anaforda görüşlerimizi ortaya koyma adına bu açıklamayı gerekli gördük. Bu vesileyle, ülkemizin istikbalini hayli tehdit eden ve sünnetin kökünü kazıma amacı taşıyan mealcilik anlayışına karşı insanımızı bilinçlendirme adına hutbe yayınlayan Diyanete teşekkürü bir borç bilir, bu husustaki çalışmalarının devamını beklediğimizi bildirmek isteriz.


Dipnotlar:

[1]https://twitter.com/mustafaislamo…/status/698086984728899584
[2]https://twitter.com/mustafaislamo…/status/698502988579651584
[3]Darimi, Sünen, Mukaddime, No: 119
[4]İbn Kesir, Tefsiru’l-Kur’âni’l-azim, IV/141 Müessesetu Kurtuba, 2000, B.I

Paylaş, Haberdar Et:


Ömer Faruk Korkmaz

Yazarın şu ana kadar yazılmış 14 makalesi bulunuyor.

Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 5 YORUM
  1. Mustafa Konrapa diyor ki:

    Buna cevap vermeye dahi lüzûm yok. Zirâ;

    1-) Dillendirdiği iddialar kendisinin buluşu değil ! Dillendirdiği iddiaları bulmak için kitab paraçalamışlığıda yok ! Geçmişteki bir kısım sapkın ulemâ’nın fikriyâtı yüzyıllar sonra oryantalist müsteşriklerce işlenmiştir. Bu kişide o müsteşrîklerin kaynaklara girerek bulup, çıkardıkları o sapkın görüşleri dillendirmektedir. Özellikle’de Macar Yahudisi Ignac Goldziher bu kişinin feyz aldığı kişidir !

    2-) Bu kişi dillendirdiği bu iddialarla’da sürekli tenâkuza düşmektedir.

    Misâlen; Hz.Muaviye (R.A)’a çatar ! Ancak başta Siyer-î Nebî olmak üzere Sahabe-î Güzîn ve onların arasında cereyan etmiş olayların tamamı, bu arada özellikle Cemel ve Sıffîn Vakîaları, Kerbelâ olayı vd. aynı Kıraat farklılıkları gibi aynı hangi ayetin neye binâen indiğini belirleyen esbâb-ı nüzûl gibi aynı namazların nasıl kılınacağı kaçar rekât olacağı, zekât nisâbı, orucu bozan şeyler, haccın ifası, namazı bozan şeyler gibi bize aynı hadîs yada eserler gibi hep rivayet kanalları ile ulaştırılmışlardır. Ve bunları Kur’an’a arz ettiğinizde karşılıklarını bulamazsınız ! Şu halde Hz.Muaviye (R.A), Hz.Ali (R.A), Hz.Ebûbekir (R.A) veya diğer ismi geçen Sahabe-î Güzîn’in miyolojik eşhâs olmayıp hakikaten yaşamış olduklarını bize bildiren rivayet kanallarını kabûl etmeyip, hadisleri dahi Kur’an’a arz eden bu şahsiyetin bu zâtların gerçekten yaşamış olduklarını isbâtı gerekir ! Buyursun elindeki bilgileri Kur’an’a arz etsin bakalım, ne netice alacak ?!?

    3-) Hz.Adem (A.S)’ın babası var diyerek artık Goldziher’in zırvalarınıda aştığını gösteren bu kişiye verilecek cevap en azından bizim açımızdan yoktur !

    Son Söz :

    “Biz Kur’an’dan, inananlar için, şifa ve rahmet olacak şeyler indiriyoruz. (Kur’an) zalimlerin de (inkarlarından dolayı) ancak ziyanını arttırır.” ( İsrâ / 82 )

    “(Resûlüm!) Şüphesiz sen, sevdiğini doğru yola eriştiremezsin. Fakat Allah dilediğini (iyi niyet ve amellerine göre) doğru yola eriştirir. O, doğru yola erişecek olanları daha iyi bilir.” ( Kasas / 56 )

  2. bahaddin diyor ki:

    http://www.hakimiyet.com/politika/basbakanin-makalesi-surgun-sebebi-oldu-h1177609.html

    hocam diyanetin neyine teşekkür edeceğiz??? m. görmez denen zatın islamoğlundan ne farkı var ki sünnet konusunda??? yukarda ki haberi ve görmezin görüşlerini okuyan bize hak verecektir…
    diyaneti tazim görmezi tazimdir.. bu da islamoğlunun ekmeğine yağ çalmaktır… uyanık olmak lazım!!!

  3. Erbain diyor ki:

    Merak buyurmayın, biz rasulü canímızdan aziz bilip Allah ve melekleri ona destek oluyor ey inananlar sizde destek olun ayetini buyur ya rab diyerek karşılayıp malímızla canımızla fedaya hazır bekliyoruz. Ona emrolunana şeksiz şüphesiz teslim olup insan peygamberi örnek alıyoruz. Onun ağzından Allah’ a dinini öğretmeye kalkanların da amansız düşmanıyız. Sizinki neyin kafası aziz kardeşler. Elinizde bir kara çalı, cehenneme süpürecek adam arıyorsunuz. Mustafa beyde insan ve hataya mahkum, ama bunca nefretiniz nedir? Onlar dinlerler ve sözün en güzeline uyarlar. Ben böyle yapıyorum. Tavsiye ederim.

  4. hakan diyor ki:

    Kardeşim diyanet neden sizin yaptiginiz gibi ornekleriyle açıklama yapip bunun gibi adamlari yalanlamıyor.bir yaptirim mekanizmasi olmali bu sekilde insanimizin okumamsindan dini duygularindan faydalanmaya çalışan insanlari toplum önünde deşifre edip sempatizan bulmasini engellemek gerekir

  5. Abuzer diyor ki:

    Kuranda abdestin nasıl bozulacağına dair ayet var. Ama mezhep alimleri çeşit çeşit görüşlerde bulunup millettin aklını karıştırmışlar. Yok kadın eli yok kan çıkması yok köpek değmesi vs vs. Yani bir mezhep mensubunun abdesti diğer mezhep mensubuna göre aslında kaçmış durumda. Biz birilerinin yorumuna göre din ihdas edemeyiz. Bu, yaradanın kitabına karşı en büyük densizliktir. Neyse biz ahirette Allah’ın kitabına uyduğumuzu beyan edeceğiz. Siz de çeşitli din alimlerinin görüşlerini esas aldık dersiniz. Sebebi sorulunca da “Senin kitabından bir şey anlamadık. Biz de anlayanlar yoluna uyduk.” Dersiniz.

BİR YORUM YAZ