Rufekâü’n-Nebî Fi’l-Cenneti

Allah’a ve Allah’ın Rasûlüne İtaat Eden Kişi [Rufekâü’n-Nebî Fi’l-Cenneti] (01)

Musellem Tercüme Projesi
Eser: رفقاء النبي -ص- في الجنة  (Rufekâü’n-Nebî Fi’l-Cenneti)
Eserden Yapılan Tercüme Numarası: 01
Mütercim: Bilal Uslu

Hz. Peygamber (s.a.v)’in Cenneteki Arkadaşları
(Müellif: Ebu Mâlik Adnan B. Abduh B. Ahmed El-Maktarî)


1. Allah’a ve Allah’ın Rasûlüne İtaat Eden Kişi
 

وَمَنْ يُطِـعِ اللّٰهَ وَالرَّسُولَ فَاُو۬لٰٓئِكَ مَعَ الَّذ۪ينَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيّ۪نَ وَالصِّدّ۪يق۪ينَ وَالشُّهَدَٓاءِ وَالصَّالِح۪ينَۚ وَحَسُنَ اُو۬لٰٓئِكَ رَف۪يقاًۜ ﴿﴾ ذٰلِكَ الْفَضْلُ مِنَ اللّٰهِۜ وَكَفٰى بِاللّٰهِ عَل۪يماً۟ ﴿النساء: ٧٠-٦٩﴾

Allah (cc.) Nisa Suresi’nde şöyle buyurmaktadır: “Kim Allah’a ve peygambere itaat ederse işte onlar, Allah’ın kendilerine lutuflarda bulunduğu peygamberler, sıddıklar, şehidler ve sâlih kişilerle beraberdirler; bunlar ne güzel arkadaşlardır! Bu lütuf Allah’tandır; bilen olarak Allah yeter.” [1]

Muhakkaktır ki, Allah ve Rasûlullah (s.a.v)’e itaatte müminin dünya ve ahirette ulaşacağı birçok güzellikler vardır. Ayeti kerimede geçen “Peygamberler, Sıddıklar, Şehitler ve Salihler topluluğuyla beraber olmak” da bunlardan birisidir. Bu ayet-i kerimenin öyle bir sebeb-i nüzulü vardır ki, sahabe-i kirâmın Hz. Rasûlüllah (s.a.v)’e ne kadar derin duygular beslediklerinin ve O’nu (s.a.v) ne kadar çok sevdiklerinin apaçık bir göstergesidir.

Hz. Aişe’den (r.anha) rivayet edildiğine göre: “Bir adam Hz. Peygamber (s.a.v)’e geldi ve şöyle dedi:

‘Ya Rasûlallah! Ben seni canımdan, ailemden, malımdan ve evladımdan daha çok seviyorum. Evimde otururken sen gönlüme düşünce, gelip seni görmeden duramıyorum. Ahireti düşünüyorum da biliyorum ki sen peygamberlerle birlikte yüce makamlarda olacaksın. Cennete girsem bile seni görememekten korkuyorum’.

Cebrail (a.s) gelip ‘Kim Allah’a ve Rasûlüne itaat ederse…’ ayetini getirdi de Rasûlüllah (s.a.v) bunu adama cevap olarak söyledi.”[2] Vâhidî’nin (ö. 468/1076) Kelbî’den rivayet ettiğine göre bu şahıs Hz. Peygamber (s.a.v) ’in azatlı kölesi Sevban’dır (r.a).

Ayetin Tefsiri

İbn-i Kesîr, bu ayetin tefsirinde şöyle buyurmuştur: “Allah ve Rasûlünün emirlerine göre hareket eden ve yasaklarına uyanları ikram yurdu olan cennete koyacaktır. Onları Peygamberlere arkadaş edecektir. Sonra da rütbe olarak peygamberlerden sonra gelen sıddıklarla, şehitlerle ve içi dışı salih olan müminlerle beraber olacaktır. Sonra Allah (cc), cennette arkadaş olunması teşvik edilenleri över ve şöyle buyurur: ‘Onlar ne güzel refiktirler!’. Devamında ‘Bu Allah katından bir rahmettir’ buyrularak, bu makama erişmenin mahza kişinin amelleriyle olmadığı ifade edilmektedir. ‘Alîm olarak Allah yeter.’ Hidayet ve tevfiki hak eden kimdir bunu Allah (cc) en iyi bilir.”[3]

Kurtubî, tefsirinde bu ayetle alakalı şunları söylemektedir: “Allah (cc) bu mertebeye ulaşanların amelleri ile değil Rablerinin ihsan ve ikramıyla ulaştıklarını haber vermektedir. Rifk, yumuşak taraf demektir. Dost, sohbetiyle kişi yumuşadığı, rahatladığı için ‘refik’ diye isimlendirilmiştir.”

Ayet Hakkında İncelikler

  1. Kurtubî’nin tefsirinde ifade ettiğine göre bu ayette Ebubekir (r.a)’ın hilafetine delil vardır. Allah (c.c) kendisine yakın olanların mertebelerini sayarken en üst derecede Nebîleri zikretmiş ve hemen akabinde ikinci olarak Sıddıkları getirmiştir ve aralarına başkasını koymamıştır. Müslümanlar, nasıl ki Hz. Muahmmed’e (sav) ‘Rasül’ denmesinde icma etmişler ise aynı şekilde Hz. Ebubekir’in (r.a) ‘Sıddık’ olarak isimlendirilmesi hususunda da icma etmişlerdir. Dolayısıyla Hz. Ebubekir’in (r.a) ashab-ı kiram arasında ‘Sıddık’ oluşu kesin olunca, Hz. Peygamber’den (s.a.v) sonra ikinci sırada gelmesi de kesin olur ve ondan başkasının hilafette öncelik sahibi olması caiz olmaz. Allahu a‘lem.[4] 
  2. İmam ibnü’l-Arabî el-Mâlikî el-Endülüsî Ahkamu’l-Kur’ân isimli tefsirinde şunları söylemiştir: “İbn Vehb dedi ki: ‘Ben İmam Malik’in Medine’nin faziletini anlatırken ‘Kıyamet günü ümmetin en şereflileri Medine ve çevresinden dirilecekler. Onun etrafında Bedir, Uhud ve Hendek şehitleri vardır.’ dediğini işittim ve akabinde bu ayeti okudu’. İmam Mâlik, bu ayet-i kerimede geçen ‘Allah’ın nimet verdikleri’ ifadesi ile Medine ve çevresindekilerin kastedildiğini söylemiştir. Böylece Medine ehlinin, diğer memleket ehlinden faziletli olduğunu beyan etmiş olur. Medine’nin kendisine mahsus bir çok fazileti vardır ki başka şehirlerde bu faziletler yoktur. Bu faziletleri el-Kabes fî Şerhi’l-Muvatta ve el-İnsâf ale’l-İstîfâ kitaplarında beyan ettik.”[5]
  3. Hz. Peygamber (s.a.v) vefat hastalığında iken bu ayet-i kerimeyi okumuştur. Hz. Aişe’den (ra) şöyle rivayet edilmiştir: “Ben peygamberlerin dünya ve ahiret arasında muhayyer bırakılmadıkça ölmediklerini işitmiş idim. Rasûlüllah’ın (sav), vefat etmeden önceki hastalığında sesi kısıldığı bir anda ‘مع الذين انعم الله عليهم’ ayetini okuduğunu işittim ve kendisine seçim sunulduğunu anladım.” (Buharî, 4435) 
  4. İbn Kayyım, tefsirinde şunları söylemiştir: “Sırat-ı müstakîm üzere olmayı isteyen kişi insanlardan bir şey istediğinde çoğu ondan yüz çevirirler. Zira bu yolda yoldaşlık çok kıymetli ve meşakkatli bir şeydir ve insanların nefisleri tefrikanın vahşetiyle doludur. Dost ile ünsiyet hususunda Allah (c.c) tenbihte bulunmuş ve bu yoldaki dostlara ‘Allah’ın nimet verdiği peygamberler, sıddıklar, şehitler ve salihlerdir. Onlar ne güzel arkadaştır.’ buyurarak işaret etmiştir. Hak yol, o yolu yürüyen refike izafet edilmiştir ki o refikler de bu ayette zikredilen Allah’ın nimet verdikleridir. Bundan kasıt ise hidayet yolcusunun yürüdüğü yolda kendisini, devrinde yaşayan insanlardan ayrı ve yalnız hissetmemesini temin etmek ve hak yolda yoldaşının bu kıymetli mertebe sahipleri olduğunu bildirmektir. Böyle olunca sâlik kendisinden yüz çevirenlerin muhalefetlerini önemsemez. Hidayet yoluna zıt olanlar her ne kadar sayı olarak çok olsa da kıymet olarak azdırlar. Seleften rivayet edilen ‘Hak yolda yürüyenlerin azlığı seni korkutmasın, sana bu yolda yürümek vaciptir. Helak yolunda gidenlerin çok oluşu da seni kandırmasın zira o yoldan kaçmak sana vaciptir.’[6]

Doğru yolda yürürken yalnızlık sebebiyle sıkıntıya düştüğün her vakit ayette geçen bu yoldaki refiklerini hatırla. Onlara kavuşmaya gayret et ve başkasına gözlerini kapa. Bil ki; Allah yolunda sana muhalefet edenler sana hiçbir zarar veremezler. Yolunda yürümekten seni alıkoymak isteyenlere iltifat etme. Sen onlara az da olsa iltifat edersen seni müstakim olan yolundan çevirirler.

Allah (c.c) Ve Rasûlün (s.a.v)’e İtaat Etmenin Faziletleri[7]

Kur’ân-ı Kerîm’den:

 اِنَّ الَّذ۪ينَ قَالُوا رَبُّنَا اللّٰهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا تَـتَنَزَّلُ عَلَيْهِمُ الْمَلٰٓئِكَةُ اَلَّا تَخَافُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَاَبْشِرُوا بِالْجَنَّةِ الَّت۪ي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ ﴿﴾ نَحْنُ اَوْلِيَٓاؤُ۬كُمْ فِي الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَفِي الْاٰخِرَةِۚ وَلَكُمْ ف۪يهَا مَا تَشْتَـه۪ٓي اَنْفُسُكُمْ وَلَكُمْ ف۪يهَا مَا تَدَّعُونَۜ ﴿﴾ نُزُلاً مِنْ غَفُورٍ رَح۪يمٍ۟ ﴿الفصلت ٣٠-٣٢﴾

Rabbimiz Allah’tır” deyip de dosdoğru çizgide yaşayanlar, işte onların üzerine melekler şu müjdeyle inerler: “Korkmayın, kederlenmeyin, size vaad olunan cennetle sevinin!  Biz, dünya hayatında da âhirette de sizin dostunuzuz. Orada, çok bağışlayıcı, çok merhametli olan Allah’tan bir ikram olarak sizin için canınızın çektiği her şey bulunacak, yine orada umduğunuz her şeyi elde edeceksiniz.”[8]

اِنَّ الَّذ۪ينَ قَالُوا رَبُّنَا اللّٰهُ ثُمَّ اسْتَقَامُوا فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَۚ ﴿﴾ اُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ الْجَنَّةِ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۚ جَزَٓاءً بِمَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ﴿الاحقاف ١٣-١٤﴾

“Rabbimiz Allah’tır” diyen sonra da devamlı bu söze uygun yaşayanlara ne bir korku vardır ne de onlar üzüntü çekeceklerdir. İşte bunlar, yaptıklarının karşılığı olarak içinde devamlı kalmak üzere cennetliklerdir.” [9]

فَمَنْ يَعْمَلْ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ خَيْراً يَرَهُۜ ﴿الزلزال ٧﴾

“Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu (karşılığını) görür.”[10]

…وَمَا تُقَدِّمُوا لِاَنْفُسِكُمْ مِنْ خَيْرٍ تَجِدُوهُ عِنْدَ اللّٰهِ هُوَ خَيْراً وَاَعْظَمَ اَجْراًۜ… ﴿المزمل ٢٠ ﴾

“…Kendiniz için önceden ne iyilik hazırlarsanız Allah katında onu bulursunuz; hem de daha iyi ve mükâfatça daha büyük olmak üzere…”[11]

Hadis-i Şeriflerden:

 1- Ebû Hureyre’den (r.a) rivayet edildiğine göre, Rasûlüllah (s.a.v) buyurmuştur ki: “Allah Tealâ ‘Benim dostuma düşmanlık edene harb ilan ederim. Kulumun bana yaklaştığı şeylerin en sevimlisi, ona farz kıldığım şeylerdir. Nafile ibadetlerle de bana yaklaşmaya devam ettikçe ben onu severim. Onu sevince de işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli, yürüdüğü ayağı olurum. Benden isterse veririm. Bana sığınırsa onu korurum.’”[12]

2- Enes b. Mâlik’ten (r.a) rivayet edildiğine göre, Rasûlüllah (s.a.v), bir Hadis-i Kudsi de şöyle buyurmaktadır: “Kulum Bana bir karış yaklaşırsa Ben ona bir zirâ‘ yaklaşırım. O Bana bir zirâ‘ yaklaşırsa Ben ona bir kulaç yaklaşırım. O Bana yürüyerek gelirse, Ben ona koşarak gelirim.”[13]

3- Abdullah b. Büsr’den (r.a) rivayet edildiğine göre, Rasûlüllah (s.a.v) buyurdu ki: “İnsanların en hayırlısı, ömrü uzun olup amelleri güzel olandır.”[14]

4- Hz. Aişe’den (r.anha) rivayet edildiğine göre, Rasûlüllah (s.a.v) buyurmuştur ki: “Her ademoğlunun vücudu üç yüz altmış mafsal üzerine yaratılmıştır. Her kim Allah’ı tekbir ederse, Ona hamd ederse, kelime-i tevhidi söylerse, Allah’ı teşbih ederse, istiğfar ederse, yoldan insanlara eziyet veren bir taşı, dikeni veya kemik parçasını kaldırırsa, iyi olanı emredip kötü olandan sakındırırsa -daha da saydı- işte o gün nefsini cehennemden kurtarmış olarak yürür.” [15]

5- Ebû Hureyre’den (r.a) nakledilen bir hadis-i şerifte, Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Kim mescide gider ve ya oradan dönerse, Allah (c.c) her gidiş dönüşünde onun için cennette bir konak hazırlar.”[16]

6- Ebû Hureyre’den (r.a) naklolunduğuna göre, Rasûlüllah (s.a.v) buyurdular ki: “Bir zamanlar bir adam şiddetli bir susuzluk çekerken bir kuyu buldu ve kuyuya girerek su içti. Tam çıkacağı anda dışarıda susuzluktan toprağı yalayan bir köpek gördü ve dedi ki ‘ben nasıl ki susuzluk çektiysem bu köpek de aynı hale düşmüş’. Böyle düşünerek kuyuya indi ve ayakkabısına su doldurup, ağzıyla taşıyarak kuyunun dışına çıkardı. Köpeği suladı. Susuzluğu giden köpek o adam için dua etti ve Allah o adamı bağışladı”. Sahabe-i kiram sordular: “Ey Allah’ın Rasûlü! Bizim baktığımız hayvanlar için de ecir var mıdır?”. Rasûlüllah (s.a.v), “Her ciğeri yaş -canlı- için size ecir vardır” diye cevapladı.[17]

7- Ebû Hureyre’den (r.a) rivayet edilen bir hadis-i şerifte Rasûlüllah (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Müslüman -veya mü’min- bir kul abdest alırken yüzünü yıkadığında gözüyle bakmak suretiyle işlediği günahlar su ile birlikte silinir. Elini yıkadığında elleriyle işlediği günahlar suyla dökülür gider. Ayaklarını yıkadığında yürümek suretiyle işlediği günahlar ayaklarından su ile birlikte silinir. Böylece abdest bitince günahlarından tertemiz olmuş olur.” [18]

8- Ebû Hureyre’den (r.a) gelen bir rivayete göre Hz. Peygamber (s.a.v) buyurdu ki: “Size, Allah’ın günahlarınızı sileceği ve derecelerinizi yükselteceği şeyi öğreteyim mi?” Ashab-ı kirâm: “Buyur ya Rasûlallah” dediler. “Zor gelse de abdesti güzelce almak, mescide giden adımları çoğaltmak, namazdan sonra diğer namazı beklemek. İşte size meydan!”[19]

9- Ebû Hureyre’den (r.a) rivayet edilen bir hadis-i şerifte Rasûlüllah (s.a.v): “Kim bana itaat ederse cennete girer. Kim bana isyan ederse cenneti reddetmiş demektir”[20]


[1] Nisa 4/69-70
[2] Taberâni, Câmiu’s-Sağîr, 1/62; Ebu Nuaym, el-Hilye, 4/204; Vâhidî, Esbâbü’n-Nüzul, 101
[3] Tefsîru Kurâni’l-Azîm, 1/534
[4] Tefsiru’l-Kurtubî, 3/397
[5] Ahkâmu’l-Kur’ân, 1/490
[6] Tefsîru İbn Kayyım, 21
[7] Bu başlık asıl metinde, “Ayetin Tefsiri” bölümünden önce gelmektedir. Ancak, akışa daha uygun olacağını düşündüğümüzden buraya taşıdık.
[8] Fussilet 41/30-32
[9] el-Ahkâf 46/13-14
[10] ez-Zilzâl 99/7
[11] el-Müzzemmil 73/20
[12] Buharî, 6502
[13] Buharî, 7405
[14] Tirmizî, 2329
[15] Müslim, 1007
[16] Buharî, 662; Müslim, 669
[17] Buharî 6009; Müslim 2244
[18] Müslim, 244
[19] Müslim, 251
[20] Buharî, 7280

Bilal Uslu
Müsellem.net yazarı, Müsellem UZEM'de Akâid dersi hocası...