Açık Tebliğin Mekke’de Yansıması

Açık Tebliğin Mekke’de Yansıması

Efendimiz (s.a.v) ilk vahyini aldıktan sonra anlattıklarıyla eşi Hazreti Hadice ve dostu Hz. Ebubekir (r.anhum) gibi çok az iman eden olmuştu. İlk vahiyden sonra, üç yıllık bir süre boyunca fetret devri yaşanmış, başka bir vahiy gelmemişti. Müfessirlerin ekserisinin görüşüne göre, ‘İkra’ ayetlerinden, yani fetret döneminden sonra gelen ilk vahiy Müddessir Suresinin ilk beş ayetidir. Bu ayetler, Efendimiz (s.a.v)’e kalkıp uyarmasını emretmektedir.

“Ey örtüsüne bürünen (Peygamber)!  Kalk, artık uyar.”

Bu ayetlerden sonra Efendimiz (s.a.v)’e adeta yol gösterici bir mahiyette Şuara Suresi ayetleri nazil olmuş, tebliğe akrabaları ve yakın çevresiyle başlaması emredilmiştir:

“(Önce) en yakın hısımlarını uyar. Ve sana uyan müminlere kanadını indir. Şayet sana karşı gelirlerse, de ki: Ben sizin yaptıklarınızdan muhakkak uzağım.” (214-216)[1]

Bu tebliğ emri ile birlikte Efendimiz (s.a.v), bir istişare vesilesiyle bütün akrabalarını davet ettiği bir yemek tertib etmiş, tebliği onlara duyurmuştur. Bu davette akrabalarından ciddi bir tepki almamış, hatta amcası Ebû Talib ona destek vermiştir. Hatta o, “Davetlerin esnasında biz de kılıçlarımızı kuşanır seni koruruz” bile demiştir.  Buna rağmen denilebilir ki, bu muhafaza ediş akrabalık bağlarından ileri gelmiş, iman bağının bir neticesi olarak tezahür etmemiş, yaklaşık 45 kişilik bu davet yemeği ona iman edenlerin sayısında ciddi bir artışa vesile olmamıştır.

Efendimiz (s.a.v)’in akrabalarını davet etme emrine muhatap oluşu Efendimiz (s.a.v)’i ciddi manevi sıkıntılara sokmuş, hatta bazı kaynaklardaki malumata göre Efendimiz bu düşünceli hali sebebiyle hastalanmış, akrabaları onu ziyarete gelmiştir. Efendimiz (s.a.v)’in endişesi Ebu Leheb’in şahsında tezahür etmiş, toplantıda onun gösterdiği aşırı tepki ve düşmanlığa muhatap olmuştur. Bu tebliğin sadece Efendimiz (s.a.v)’e değil, bütün bir Kureyş kabilesine zarar vereceği, peygamberlik iddiası sebebiyle düşmanlık edecek onlara karşı koyacak güçten mahrum olduklarını söyleyerek iddiasından vaz geçirmeye çalışmıştır. Ebu Leheb, daha sonra tertib edilen bir yemeğe davet edilmemesine rağmen, kini ve merakı sebebiyle iştirak etmiş, sonu gelmeyecek olan düşmanlıklarını orada da sergilemiştir.

Gerçekten de Ebu Leheb’in, Efendimiz (s.a.v)’e olan düşmanlığı, ölünceye kadar devam etmiş, Efendimiz (s.a.v)’e karşı eşiyle birlikte sarfettiği kötü sözler Allah (c.c.) tarafından ayetle zemmedilmiştir ve lanetlenmiştir.[2] Gerçekten de Ebu Leheb, Efendimiz (s.a.v)’in açık tebliğe başladığında karşılaştığı muameleyi ortaya koyması bakımından önemli bir misaldir: Zira Efendimiz (s.a.v) tebliğe başlamadan önce Ebu Leheb iki oğluyla, Efendimiz s.a.v’in iki kızını nikahlamış, gayet yakın ilişkiler tesis etmiş idi.  Fakat tebliğden sonra onun düşmanlığı izdivaçları da nihayete erdirmiştir.

Vahyin 4. Yılı geldiğinde Efendimiz (s.a.v) daha yakın akrabalarını kendisine iman etmeye iknâ edememişken, Hicr Suresinin 94. Ayeti kerimesi nazil oldu:

“Şimdi sen emrolunduğunu açıkça tebliğ et. Müşriklerden yüz çevir.”

Bu vahiy, tebliğin artık açıkça yapılacağını, mümkün olan herkese duyrulacağını emrediyordu.  Bu sebeple Efendimiz (s.a.v) Sâfa tepesine çıkarak, bütün Kureyş kabilesine seslendi. İnsanların toplanmasını arzu ediyor, ortak bir hutbe irad ederek peygamber oluşunu ve hayr ile meşgul olanların ecir, şer ile ittifak kuranların ise cezalandırılacağını haber vermek istiyordu.

Efendimiz (s.a.v)’in vahye muhatap olduğunu ilan ettikten sonra ve öncesi arasında kendisine karşı değişen tavrın ne kadar büyük olduğunu ortaya koyması bakımından önemli dönüm noktalarından birisi bu tebliğdir. Zira peygamberlikten önce de kendisine “Muhammedu’l-Emin” denilen Efendimiz (s.a.v), Safa tepesinde sözlerine başlamadan önce de Kureyş Kabilesine asla yalan söylemeyeceğini adeta teyid ettirmiştir. Ancak ne yazık ki, yalan söylemeyeceğine olan ortak kanaat iman etmelerine yetmemiştir.

Bu açık tebliğin sonucu olarak değinilmesi gereken bir diğer husus da artık Efendimiz (s.a.v) ve tebliğinin ciddiye alınması gerektiğinin anlaşılmış olmasıdır. Zira Efendimiz (s.a.v)’e en fazla şiddet gösteren, hatta o gün, halk dağılacağı sırada Efendimiz (s.a.v)’in önünü eline aldığı bir taşla kesen Ebu Leheb dahi bu tebliği önemsemiyor, etrafındakilere “Yeğenimi ciddiye almayın, gelip geçici bir hevestir” diyordu. Bu kanaat şüphesiz sadece Ebu Leheb’e ait değildi. Bu görüşün en temel sebebi Müslümanların henüz ciddi bir sayı ve güce ulaşmamış olmasıydı. Hem Müslümanların faaliyeti gizli ilerliyor, müşrikleri ve onların tesir sahasını etkilemiyor, tehdit olarak görülmüyordu. İlk defa Efendimiz (s.a.v), efendi-köle, akraba-hasım, güçlü-güçsüz ayrımı yapmadan tebliğini herkese ulaştırmıştı. Bunun arkasında dünyalık menfaat olduğunu düşünen Müşrikler, Efendimiz (s.a.v)’in etrafında insanların kümelenmesinden rahatsızlık duyuyor, daha sonra davasından vazgeçirmek için teklif edecekleri “reisliği” ele geçirmeye çalıştığını düşünüyorlardı. Hiç şüphesiz onlar kendilerini birçok kimseden üstün görüyor, emek vererek elde ettikleri şöhretlerini hiçe sayan bir “eşitlik” ve “adalet” anlayışına sıcak bakmıyorlardı. Güçsüz Müslümanlar üzerinde artacak olan baskının da, bunun bir neticesi olduğu söylenebilir.

Unutulmamalıdır ki, bu aleni tebliğlerin devam etmesi sadece Kureyş halkını değil, civar kabileleri de etkilemiş, merak eden ve işin aslını öğrenmeye gelenler vesilesiyle, Müslümanların sayısı birer ikişer artmaya başlamıştı. Ebu Zerr el-Ğıfarî gibi, civar kabilelerden gelip Müslüman olduktan sonra kendi kabilesine dönerek tebliği oralara ulaştıranlar da oluyordu.

Artık Hak din olan İslam ve Onun peygamberi olan Muhammed Mustafa (s.a.v)’i herkes duyuyor, merak ediyor ve akın akın İslam’a girişler gerçekleşiyordu.


[1] Ayeti kerimeler efendimiz (s.a.v)’e tebliği emrederken bunu nasıl yapacağını da öğretmiş, müfessirler bu ayeti kerimeler vesilesiyle tebliğde izlenecek metoda dair bazı hususiyetlere dikkat çekmiştir: Tebliğe yakınlardan başlamak, tebliğe uyan müminlere karşı merhamet ve tevazu göstermek, karşı gelenlerle cidalden kaçınmak ve tevekkül etmek.

[2] Bkz. Tebbet Suresi Tefsiri “Ebû Leheb’in elleri kurusun! Kurudu zaten.” Onun bu lanetlenmesi, Efendimiz (s.a.v)’in Sefa tepesindeki davetinden sonra sarfettiği sözler üzerine gerçekleşmiştir.

Paylaş, Haberdar Et:


Salih Kartal

Yazarın şu ana kadar yazılmış 77 makalesi bulunuyor.

Yazarın tüm yazıları için tıklayınız.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ